23 Kasım 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Aile-Sağlık

Gebelikte içilen sigara bebekte astımı katlıyor

TÜRKİYE geneline bakıldığında erişkinlerin yaklaşık yüzde 7’sinde, çocukların ise yüzde 15’inde astım görülüyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Gamze Uçar, gebelikte sigara içen annelerin bebeklerinde ilk bir yıl içinde astım gelişme riskinin 4 kat daha fazla olduğunu söyledi. Uçar, astımın çok ilerleyip geri dönüşümsüz evreye girmediği sürece kolaylıkla kontrol altına alınıp tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu kaydetti. Astımın, havayollarının daralması ile kendini gösteren, ataklar halinde seyreden kronik bir hastalık olduğunu hatırlatan Dr. Gamze Uçar, astımın en sık görülen belirtilerini öksürük, nefes darlığı, hışıltılı solunum ve göğüste baskı hissi diye sıraladı.

Uçar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Astımda bu belirtiler nöbetler halinde görülür. Genelde gece veya sabaha karşı ortaya çıkarlar. Ayrıca mevsimsel değişiklik de gösterebilirler. Belirtiler bazen kendiliğinden düzelebilmekle beraber ilâç tedavisine zaman geçirilmeden başlanması şarttır. Ataklar dışında hastanın genelde hiçbir yakınması yoktur. Hastaların birçoğunda astımla birlikte saman nezlesi (alerjik rinit), sinüzit, göz alerjisi, egzama gibi hastalık öyküleri de saptanmaktadır.”

ALERJİ İLE ASTIM

KARIŞTIRILMAMALI

Alerji ile astımın karıştırıldığını da vurgulayan Dr. Gamze Uçar, astımı tetikleyen risk faktörlerini de şöyle sıraladı: “Anne veya babadan birinde astım varsa çocukta astım gelişme olasılığı 1/3 iken, her iki ebeveynin astımlı olması durumunda bu risk 2/3’e çıkmaktadır. Bunun yanı sıra, ev tozları, polenler, küf mantarları gibi hava yoluyla alınan alerjenler, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, mesleki uyaranlar, sigara dumanı, bazı ilâçlar, ev içi ve dışı hava kirliliği ve beslenme gibi faktörler de kişide astıma sebebiyet verebilir. Unutulmamalı ki astımı olan herkesin alerjik olması ya da alerjisi olan herkesin astım olması gerekmez. Çocuklarda astımın yüzde 80’i alerjik iken, erişkinlerde bu rakam yüzde 50’dir.”

Her hastalıkta olduğu gibi astımda da erken tanının önemine işaret eden Uçar, erken evresinde hastalığın tedavi edilebilir olduğunu ifade etti. Yazılı açıklamasında Uçar, “Düzenli tedavi gören hastaların büyük çoğunluğunda astım yaşamı olumsuz etkilemez. Ancak düzensiz tedavi veya bilinçsiz ilâç kullanımı, hastalığın giderek ilerlemesine ve hastanın sürekli atak halindeki gibi nefes darlığı ile yaşamasına sebep olur. Bu yüzden hastalığın erken tanısının konması ve tedavisinin düzenlenmesi çok önemlidir” ifadelerini kullandı.

23.11.2010


Yatak ıslatmaya alarmlı tedavi

KÜÇÜK yaştaki bir çok çocukta görülen yatak ıslatma probleminin çözümü için önerilen yöntemlerden birisi de ‘’alarm tedavisi’’. Çocuk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Oğuz Söylemezoğlu, çocuğun iç çamaşırına yerleştirilen bir elektrod ile pijamasına iliştirilen alarm cihazının harekete geçirildiği bu yöntemle uykuda idrar hissini algılamanın sağlanabileceğini bildirdi.

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Söylemezoğlu, beş yaşına gelmiş bir çocuğun yatağını ıslatmasının normal olmadığını, bu durumun, çocukta istemsiz ve farkında olmadan uykuda yatağını ıslatma sorunu olan ‘’enürezis noktürna’’ bulunduğuna işaret edebileceğini söyledi. Bu yaştaki her 100 çocuktan yaklaşık 14-15’inin uykuda altını ıslattığını, 18 yaşındaki 100 kişinin birinde de bu sorunun devam edebildiğini anlatan Söylemezoğlu, ‘’Yani yatak ıslatma sorunu belirli bir süreçte kendiliğinden düzelebilir. Ancak, bunu beklemek doğru değildir. Çocuğu ruhsal açıdan zor durumda bırakan bu rahatsızlığın tedavi edilmesi gerekir’’ dedi.

Bu sorunun üstünün kapatılmasının tedaviyi zorlaştırdığını, oysa çeşitli tedavi seçenekleri bulunduğunu bildiren Söylemezoğlu, şunlara dikkati çekti: ‘’Çocuk yatağını bilinçli olarak ıslatmaz. Bunu çocuğun kontrol edemediği işlev bozuklukları ortaya çıkarır. Alt ıslatma, anne babanın çocuğu iyi eğitemediği anlamına da gelmez. Bu, çocuğun büyüme döneminde idrar kontrolü ile ilgili bazı işlevlerin olgunlaşmasının gecikmesi ile ilişkilidir. Tepki göstermek sorunu derinleştirebilir. Doğru tedavi için mutlaka konunun uzmanlarından yardım alınmalıdır.’’

PSİKOLOJİK DEĞİL

YATAK ıslatmaya karşı ilâç ya da ‘’alarm tedavisi’’ uygulanabileceğini kaydeden Söylemezoğlu, şu açıklamalarda bulundu: ‘’Yatak ıslatmada alarm cihazları tedavi amacıyla kullanılabilir. Çocuk bu alarmla uyanmasa bile anne baba uyanır ve çocuğu uyandırarak tuvalete götürüp ihtiyacını görmesini sağlayabilir. Çocuğun zaman içerisinde uykuda idrar hissini algılamayı öğrenmesinin amaçlandığı bu tedavinin etkili olup olmayacağı ortalama 6 haftada anlaşılır. Bu 6 hafta boyunca anne babanın her gece çocuğu uyandırarak tuvalete götürmeyi aksatmadan sürdürmesi zorunludur.’’ İlaç tedavisinde ise ‘’desmopressin’’ isimli etken maddenin kullanıldığını belirten Söylemezoğlu, ‘’Altını ıslatan çocukların bir bölümünde geceleri idrar üretimini azaltmakla görevli ADH adı verilen madde yeteri kadar yapılamaz. Desmopressin kullanılarak vücuttaki ADH eksikliği giderilir, böylece gece boyunca mesanenin idrar hissini ortaya çıkaracak kadar dolmasının önüne geçilir’’ diye konuştu.

23.11.2010


Taze balık ve yoğurt birlikte tüketilebilir

SAĞLIK Bakanlığı, balık ile süt ürünlerinin bir arada tüketiminin zehirlenmeye sebep olacağına dair yanlış bir kanaat bulunduğunu, oysa balık ve yoğurdun her ikisinin de taze olması durumunda bir arada tüketilebileceğini duyurdu.

Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Balık ve Sağlık’ konulu metinde, özellikle soğuk kış günlerinde tüketilen balığın, içerdiği yağ asitleri dolayısı ile bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesine destek olduğu bildirildi. Kış mevsiminde güneşten fazla yararlanılamadığı için kemik ve diş sağlığında önemli olan D vitaminin karşılanmasında balık tüketiminin önem kazandığına işaret edildi. Halk arasında balık ile süt ürünlerinin (yoğurt, ayran vb) bir arada tüketiminin zehirlenmeye sebep olacağına dair yanlış bir kanı bulunduğuna dikkat çeken bakanlık, her ikisinin de taze olması durumunda bir arada tüketilmesinin herhangi bir sağlık problemine sebep olmayacağını vurguladı.

23.11.2010


2 bin 500 engelliye istihdam kapısı

FİZİKSEL Engelliler Vakfının (FEV) Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) desteğiyle yürüttüğü ‘’Özrümüzle Üretiyoruz’’ projesi, 2 bin 534 engelliye istihdam kapısını araladı.

Engellileri, kendi kendilerine yeten, üreten, topluma her bakımdan entegre, özgüvenleri tam bireyler haline getirme felsefesiyle 2005 yılında sadece 6 ay için planlanan ancak başarısı dolayısıyla 5 dönem boyunca uzatılan ‘’Özrümüzle Üretiyoruz’’ projesi bu yılın Ağustos ayında sona erdi. Engellilerin en önemli sorunlarından biri olan istihdam konusuna çözüm bulmak amacıyla başlatılan proje, bu güne kadar en fazla engelli istihdamı gerçekleştirilen proje olma özelliği taşıyor. İşverenlerin ve engellilerin ihtiyaçlarına cevap verebilmek için iki tarafı ortak bir paydada buluşturmanın tasarlandığı proje kapsamında 2 bin 534 engelli gıdadan finansa, sağlıktan eğitime, inşaattan iletişime kadar pek çok farklı alanda iş sahibi oldu. Engelli grupları arasında istihdam konusunda en büyük oranı ortopedik engelliler oluştururken, bunu sırasıyla görme engelliler, böbrek, diyabet, kalp gibi hastalıkları bulunan süreğen engellilerle işitme ve zihinsel engelliler izledi. İşverenlerin yüzde 68’i 18-24 yaş arası engellileri tercih ederken, istihdam edilen engellilerin 955’ini ilkokul mezunları oluşturdu. 79 engelli ise okuma-yazma bilmemelerine karşın iş yaşamında yer alabildi.

23.11.2010


Yedikule Hastanesi’nde akciğer nakli yapılacak

SAĞLIK Bakanlığı Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 2011 yılından itibaren akciğer nakli yapılabilecek.

Yeni yılda eğitimlerini tamamlamış olan sağlık ekibiyle birlikte ‘’Akciğer Nakli Ünitesi’’ de hastane içinde hizmete girecek. Yurt dışında yaklaşık 100 bin dolara mal olan ameliyat, Türkiye’de 10 bin dolar tutuyor. Ameliyat devlet hastanesinde yapıldığında sosyal güvencesi bulunan hastalar bu parayı da ödemiyor.

23.11.2010


Kırmızı ette mangala dikkat

HAVA sıcaklıklarının 20 derece ve üzerinde seyretmesiyle piknik alanlarına akın eden vatandaşlar, kurban etleriyle mangal keyif yaparken uzmanlar etlerde oluşabilecek kanserojen maddelere karşı uyarıyor.

Kurban Bayramı’nı da içine alan 9 günlük tatil boyunca hava sıcaklıkları bahar günlerini aratmadı. Sıcaklıkların 20 derece ve üzerinde seyrettiği tatilde bayram ziyaretleri dışında boş zaman bulan vatandaşlar, piknik alanlarına akın ederek, kurban etiyle mangal keyif yaptı. Uzmanlar, mangal keyfinin kabusa dönüşmemesi için uyarılarda bulundu. Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim üyesi Prof. Dr. Meltem Serdaroğlu, kırmızı etin beslenmenin önemli bir bileşeni olduğunu söyledi. Böylesine önemli bir gıda maddesinin doğru pişirilmemesi durumunda sağlık açısından sakıncalı hale gelebileceğini dile getiren Serdaroğlu, şöyle konuştu: ‘’Et pişirilirken alevle doğrudan temas etmemesi gerekir. Izgara pişirme yöntemlerinde alev ile doğrudan temas gerçekleştiğinde ette kanserojen ürünler oluşabilir. Özellikle piliç grill ve döner pişirme ünitelerinde yüksek sıcaklıkta alevle doğrudan temas eden ürünlerde kanserojen özellikte bileşiklerin oluşması söz konusudur. Bu sebeble, ızgara yapılan etlerin mümkün olduğunca görünen yağları ayıklanmalıdır. Izgara pişirmede temas süresinin kısaltılması için mümkün olduğunca ince dilimler kullanılmalıdır. Pişirilen et, ateşten en az 11 santimetre uzakta tutulmalıdır. Et yanmadan pişirme işlemine son verilmelidir.’’

KIRMIZI ETİN

FAYDALARI

SERDAROĞLU, Kurbandan çıkıldığı bugünlerde birçok evde bol miktarda bulunan etin sağlık açısından faydalarını ise şöyle anlatı: ‘’Et proteinlerinin biyolojik değeri, bitkisel proteinlere oranla çok daha yüksektir. Dengeli ve yeterli beslenmede protein gereksiniminin sadece bitkisel proteinlerden karşılanması mümkün değildir. Et proteinleri vücutta salgılanamayan elzem amino asitleri içerir. Protein değerinin yanı sıra kırmızı et, çinko ve demir gibi mineraller ile B vitaminleri açısından da zengin bir gıda maddesidir. Özellikle B12 vitamini sadece hayvansal kaynaklı olduğundan yeteri kadar et tüketmeyen kişilerde B12 vitamini eksikliği görülebilmektedir.’’

23.11.2010

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Son Dakika Haberleri

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.