Mektubat - page 213

demek, tesadüf içine karışmamış, sırf bir mu’cize-i Ah-
mediyedir (
AsM
).
DokuzuncuMisal
: Meşhur Abdullah ibni Amr İb-
nü’l-As’ın hafidi ve dört imamın ona itimat edip ve on-
dan tahric-i hadis ettikleri Amr ibni Şuayb’dan nakl-i sa-
hih ile haber veriyorlar ki:
demiş: “nübüvvetten evvel, resul-i ekrem Aleyhissa-
lâtü Vesselâm, amcası ebu talip’le deveye binip Arafe
civarında zilhicaz nam mevkie geldikleri vakit, ebu talip
demiş: ‘Ben susadım.’ resul-i ekrem Aleyhissalâtü Ves-
selâm inmiş, yere ayağını vurmuş, su çıkmış; ebu talip
içmiştir.”
(1)
Muhakkikînden birisi demiş ki: “Şu hâdise nübüvvet-
ten evvel olduğundan, irhasat kabîlinden olmakla bera-
ber, bin sene sonra aynı yerde Arafat çeşmesi çıkması, o
hâdiseye binaen bir keramet-i Ahmediye (
AsM
) sayılabi-
lir.”
İşte, şu dokuz misaller gibi, doksan misal olmasa da,
belki doksan surette rivayetler, mu’cizat-ı mâiyeyi haber
vermişler. Baştaki yedi misal, manevî tevatür gibi kat’î ve
kuvvetlidirler. Ahirdeki iki misal, çendan o derece tarik-
leri kuvvetli ve müteaddit değil, ravileri çok değiller. Fa-
kat sekizinci misalde Hazret-i ömer’den rivayet olunan
mu’cize-i sahabiyeyi teyit ve takviye eden ikinci bir mu’ci-
ze-i sahabiye, başta
İmam-ıBeyhakî
ve
Hâkim
olarak,
kütüb-i sahiha, Hazret-i ömer’den haber veriyorlar ki:
Mektubat | 213 |
o
n
d
okuzuncu
m
ekTup
ğa ait olayın o topluluğa ait birisi
tarafından nakledilmesi ve bu nak-
lin topluluğun diğer fertleri tara-
fından yalanlanmamış olması, söy-
leyenin doğruluğunun, diğerleri-
nin susması şeklinde tasdik edil-
miş olması.
meşhur:
tanınmış, ünlü.
mevki:
yer.
misal:
örnek, numune.
mu’cizat-ı mâiye:
su ile ilgili mu’ci-
zeler.
mu’cize-i ahmediye:
Hz. Muham-
med’in mu’cizesi.
mu’cize-i Sahabiye:
Sahabelerle
ilgili olup, pek çoğunun gördüğü
tasdik ettiği mu’cize.
muhakkikîn:
muhakkikler, haki-
kati araştıranlar, hakikati bulup
meydana çıkaranlar.
müteaddit:
birçok, çeşitli.
nakl-i sahih:
şüphe duyulmayan,
doğru, gerçek haber bildirilmesi.
nam:
ad, isim.
Nübüvvet:
peygamberlik; Pey-
gamberimiz Hz. Muhammed’in
Peygamberliği.
ravi:
rivayet eden, hadis ve habe-
ri başkalarına aktaran kimse.
Resul-i ekrem:
çok cömert, ke-
rim ve Allah’ın insanlara bir elçisi
olan Hz. Muhammed.
rivayet:
bir haber, söz veya olayı
nakletme, aktarma.
sırf:
ancak, yalnız; büsbütün.
suret:
şekil, biçim, tarz.
tahric-i hadis:
hadis dersi alma;
hadislerin ilk rivayet edenini çı-
karma.
takviye:
kuvvetlendirme, sağlam-
laştırma.
tarik:
yol; hadisin geliş kanalı.
tesadüf:
rastlantı; bir şeyin ken-
diliğinden meydana gelmesi.
teyit:
doğrulama; kuvvetlendirme.
ahir:
son.
aleyhissalâtü vesselâm:
sa-
lât ve selâm onun üzerine ol-
sun.
arafat:
Mekke’nin doğusun-
daki tepe, Hacca gidenlerin
arefe günü toplandıkları yer.
arefe:
Arafat dağı.
binaen:
-den dolayı.
civar:
yakın, çevre, etraf.
çendan:
gerçi.
hâdise:
olay, meydana çıkan
hâl.
hafit:
evlât oğlu, torun.
imam:
bir ilimde sözü delil
kabul edilebilecek derecede
derin ve geniş bilgi sahibi olan
âlim.
irhasat:
Hz. Muhammed’in
peygamberliğinden evvel mey-
dana gelen ve peygamber ola-
cağına işaret eden harika hâl-
ler, belirtiler.
itimat etmek:
güvenmek, da-
yanmak.
kabîlinden:
türünden, sınıfın-
dan.
kat’î:
kesin, şüphesiz.
keramet-i ahmediye:
Pey-
gamber Efendimizin Allah’ın
bir ikramı olarak, kendinde
görülen olağanüstü hâl ve ha-
reketler.
kütüb-i sahiha:
doğru ve gü-
venilir hadis kitapları.
manevî tevatür:
bir toplulu-
1.
Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, 2:15-20, 6:141; Kadı İyaz, Şifa, 1:290.
1...,203,204,205,206,207,208,209,210,211,212 214,215,216,217,218,219,220,221,222,223,...1086
Powered by FlippingBook