Mektubat - page 219

BeşinciMisal
: İmam-ı İbni Fûrek ki, kemal-i içtihat
ve fazlından kinaye olarak, “Şafi-i sani” ünvanını alan al-
lâme-i asır, kat’î haber veriyor ki:
gazve-i taif’te resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm
gece at üstünde giderken uykusu geliyordu. o hâlde iken,
bir sidre ağacına rast geldi. Ağaç ona yol verip, atını in-
citmemek için iki şak oldu; resul-i ekrem Aleyhissalâtü
Vesselâm hayvan ile içinden geçti. ta zamanımıza kadar
o ağaç iki ayak üstünde muhterem bir vaziyette kaldı.
(1)
AltıncıMisal
: Hazret-i Ya’le, tarikında nakl-i sahih-
le haber veriyor ki:
Bir seferde, talha veya semure denilen bir ağaç geldi,
resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın etrafında tavaf
eder gibi döndü, sonra yine yerine gitti. resul-i ekrem
Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti ki:
s
»n
?n
Y n
ºu
?n
°ùo
J r
¿n
G r
ân
fn
Pr
Én
àr
°Sp
G Én
¡s
fp
G
Yani, “o ağaç Cenab-ı Haktan istedi ki, bana selâm
etsin.”
(2)
YedinciMisal
: Muhaddisler, nakl-i sahih ile, İbni
Mes’ud’dan beyan ediyorlar ki:
İbni Mes’ud dedi: Batn-ı nahl denilen nam mevkide,
nusaybin ecinnileri, ihtida için resul-i ekrem Aleyhissa-
lâtü Vesselâma geldikleri vakit, bir ağaç o ecinnilerin gel-
diklerini haber verdi.
Mektubat | 219 |
o
n
d
okuzuncu
m
ekTup
dirilmesi.
nam:
ad, isim.
Resul-i ekrem:
çok cömert, ke-
rim ve Allah’ın insanlara bir elçisi
olan Hz. Muhammed.
sefer:
yolculuk, seyahat.
sidre:
Arabistan kirazı.
Şafi-i Sani:
ikinci Şafiî.
şak olma:
yarılma.
tarik:
yol; hadisin geliş kanalı.
tavaf:
bir şeyin etrafını dolaşma.
ünvan:
ad, isim, lâkap.
vaziyet:
duruş, durum, hâl.
aleyhissalâtü vesselâm:
sa-
lât ve selâm onun üzerine ol-
sun.
allâme-i asır:
asrın âlimi, as-
rın en büyük bilgini.
beyan etmek:
anlatmak, açık-
lamak, bildirmek.
Cenab-ı Hak:
hakkın ta ken-
disi olan, şeref ve azamet sa-
hibi yüce Allah.
ecinni:
cinler.
fazl:
fazilet, erdem.
ferman:
emir, buyruk.
Gazve-i taif:
Taif Savaşı.
ihtida:
hidayete erme; Müslü-
man olma.
kat’î:
kesin, şüphesiz.
kemal-i içtihat:
içtihadın mü-
kemmel oluşu.
kinaye:
maksadı kapalı bir şe-
kilde ve dolaylı olarak anla-
tan söz.
mevki:
yer.
misal:
örnek, numune.
muhaddis:
hadis ilmiyle uğ-
raşan âlim, hadis âlimi.
muhterem:
hürmete lâyık,
saygı değer, aziz.
nakl-i sahih:
şüphe duyulma-
yan, doğru, gerçek haber bil-
1.
Kadı İyaz, Şifa, 1:301, 302.
2.
Kadı İyaz, Şifa, 1:301; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, 6:23, 24.
1...,209,210,211,212,213,214,215,216,217,218 220,221,222,223,224,225,226,227,228,229,...1086
Powered by FlippingBook