Mektubat - page 264

ebu talha’nın atına binip, şecaat-i kudsiyesi muktezasın-
ca, herkesten evvel gitmiş, tahkik etmiş ve dönmüştü.
ebu talha’ya ferman etmiş:
Gk
ôr
ën
H n
?n
°Sn
ôn
a o
är
ón
Ln
h
Yani, “
Se-
ninatın,sarsmadan,gayetçabuktur.
” Hâlbuki, ebu tal-
ha’nın atı, “katuf” tabir edilen yürüyüşsüz kısmından idi.
o geceden sonra, hiçbir at ona karşı yürüyüşte mukabe-
le edemiyordu.
(1)
• Hem nakl-i sahih ile, bir defa resul-i ekrem Aleyhis-
salâtü Vesselâm seferde, namaz kılacak vaktinde, atına
dedi: “dur!” o da durdu, namaz bitinceye kadar hiçbir
azasını kımıldatmadı.
(2)
BeşinciHâdise
:
• resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın hizmetkârı
sefine, Yemen Valisi Muaz ibni Cebel’in yanına gitmek
için, resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan emir alıp
gitmiş. Yolda bir aslan rast gelmiş. o sefine ona demiş:
“Ben resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın hizmetkâ-
rıyım.” Aslan ses verip ayrılmış, ilişmemiş. diğer bir ta-
rikte haber veriyorlar ki: sefine döndüğü vakit yolu kay-
betmiş, bir aslana rast gelmiş; aslan ona ilişmemekle be-
raber, yolu da göstermiş.
(3)
• Hem Hazret-i ömer’den haber veriyorlar ki, demiş:
resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın yanına bir bede-
vî geldi. Arapça
dabb
denilen bir
susmar
, yani
keler
elin-
de idi. dedi: “eğer bu hayvan sana şahadet etse ben sa-
na iman getiririm, yoksa iman getirmem.”
aleyhissalâtü vesselâm:
salât ve
selâm onun üzerine olsun.
aza:
organ, uzuv.
bedevî:
göçebe, çölde yaşayan.
dabb:
keler, kertenkele.
ferman:
emir, buyruk.
hâdise:
olay.
hizmetkâr:
hizmetçi.
iman:
inanma, tasdik; İslâm dinini
kabul etme.
katuf:
tembel; yürüyüşü ağır,
yavaş olan hayvan.
keler:
sürüngenler sınıfının ke-
lerler takımından olan hay-
vanların genel adı.
mukabele etmek:
karşılık ver-
mek.
muktezasınca:
gereğince.
nakl-i sahih:
şüphe duyulma-
yan, doğru, gerçek haber bil-
dirilmesi.
Resul-i ekrem:
çok cömert,
kerim ve Allah’ın insanlara bir
elçisi olan Hz. Muhammed.
sefer:
yolculuk, seyahat.
susmar:
keler, kertenkele.
şahadet etmek:
şahitlik, ta-
nıklık etmek; Kelime-i Şaha-
det getirmek.
şecaat-i kudsiye:
mukaddes
yiğitlik, kudsî kahramanlık.
tabir etme:
ifade etme, de-
me.
tahkik:
doğru olup olmadığını
araştırma, inceleme.
tarik:
yol; hadisin geliş kanalı.
vakit:
zaman.
o
n
d
okuzuncu
m
ekTup
| 264 | Mektubat
1.
Buharî, Cihad: 55; İbniMâce, Cihad: 9; Müslim, 4:1803, hadis no: 2307; Kadı İyaz, Şifa, 1:330.
2.
Kadı İyaz, Şifa, 1:315.
3.
Kadı İyaz, Şifa, 1:314; Beyhakî, 6:45-47.
1...,254,255,256,257,258,259,260,261,262,263 265,266,267,268,269,270,271,272,273,274,...1086
Powered by FlippingBook