Mektubat - page 431

kolay ve sühuletli olur. eğer müteaddit esbaba ve tabiata
isnat edilse, bir tek sinek semavat kadar, bir çiçek bir ba-
har kadar, bir meyve bir bahçe kadar müşkülâtlı ve su-
ubetli olur. Madem şu mesele başka sözlerde izah ve is-
pat edilmiş; onlara havale edip, şurada yalnız üç işaret ile
o hakikate karşı nefsin itminanını temin edecek üç tem-
sil beyan edeceğiz.
B
İRİNCİ
T
eMsİL
:
Meselâ, şeffaf parlak bir zerrecik, biz-
zat kendi başıyla, bir kibrit başı kadar bir nur, içinde yer-
leşmez ve ona masdar olamaz. kendi cirmi kadar ve ma-
hiyeti miktarınca, bilasale, cüz’î zerre gibi bir nuru olabi-
lir. Fakat o zerrecik, güneşe intisap edip, ona karşı gözü-
nü açıp baksa, o vakit, o koca güneşi ziyasıyla, elvan-ı
seb’asıyla, hararetiyle, hatta mesafesiyle içine alabilir ve
bir nevi tecelli-i azamına mazhar olur. demek, o zerre
kendi kendine kalsa, bir zerre kadar ancak iş görebilir.
eğer güneşe memur ve mensup ve mir’at sayılsa, güneş
gibi, güneşin icraatındaki bir kısım cüz’î numunelerini gös-
terebilir.
İşte,
(1)
'
¤r
Yn
’r
G o
?n
ãn
Ÿr
G !n
h
, her bir mevcut, hatta her bir
zerre, eğer kesrete ve şirke ve esbaba ve tabiata ve ken-
di kendine isnat edilse, o vakit her bir zerre, her bir mev-
cut, ya bir ilm-i muhit ve kudret-i mutlaka sahibi olmalı;
veyahut hadsiz manevî makine ve matbaalar, içinde te-
şekkül etmeli; tâ ona tevdi edilen acip vazifeleri yapabil-
sin. eğer o zerreler Vahid-i ehad’e isnat edilse, o vakit
her bir masnu, her bir zerre ona mensup olur, onun
Mektubat | 431 |
Y
irminci
m
ekTup
masdar:
kaynak, temel.
mazhar olma:
görünme yeri ol-
ma; kavuşma, erişme.
mensup:
bağlı; alâkası bulunan.
mevcut:
varlık.
mir’at:
ayna.
müşkülât:
güçlükler, zorluklar.
müteaddit:
çeşitli, bir çok, birden
fazla.
nefis:
can.
nevi:
çeşit, tür.
numune:
örnek, misal.
nur:
aydınlık, ışık.
semavat:
semalar, gökler.
suubet:
güçlük, zorluk.
sühulet:
kolaylık.
şeffaf:
saydam, içinden ışık ge-
çen, bir tarafından bakıldığında di-
ğer tarafı da görülen.
şirk:
Allah’a ortak koşma.
tabiat:
âlem ve içindekiler, maddî
âlem, doğa; yaratılmış olan şeyle-
rin tamamı; âlem ve içindekiler,
maddî âlem, doğa.
tecelli-i azam:
en büyük tecelli,
yansıma.
temin etme:
sağlama.
temsil:
örnek, benzetme.
teşekkül etme:
meydana gelme,
oluşma.
tevdi etme:
emanet olarak bırak-
ma, emanet etme.
Vahid-i ehad:
bir olan ve birliği
her bir şeyde tecelli eden Allah.
vakit:
zaman; an.
vazife:
görev, iş.
zerre:
en küçük parça; atom.
zerrecik:
en küçük parçacık.
ziya:
ışık.
acip:
harika; şaşırtıcı, hayret
verici.
beyan etme:
açıklama, izah
etme.
bilasale:
bizzat, kendisi.
bizzat:
kendisi, şahsı.
cirim:
cisim, hacim, kütle, vü-
cut.
cüz’î:
pek az.
elvan-ı seb’a:
yedi renk.
esbap:
sebepler.
hadsiz:
sınırsız, sonsuz.
hakikat:
gerçek.
hararet:
sıcaklık, ısı.
havale etme:
bir işi veya bir
şeyi başka birine bırakma.
icraat:
işler; faaliyet.
ilm-i muhit:
her şeyi ihata
eden, kuşatan ilim.
intisap etme:
bağlanma.
isnat etme:
dayandırma.
ispat etme:
doğruyu delillerle
gösterme.
itminan:
inanma, tam olarak
bilme, tatmin olmuşluk.
izah etme:
açıklama.
kesret:
çokluk.
kudret-i mutlaka:
sonsuz ve
sınırsız kudret.
mahiyet:
asıl, esas, hakikat, iç
yüz.
manevî:
maddî olmayan; ma-
naya ait.
masnu:
sanatlı bir şekilde ya-
pılmış, sanat değeri yüksek
şey.
1.
En yüce sıfatlar Allah’ındır. (Nahl Suresi: 60.)
1...,421,422,423,424,425,426,427,428,429,430 432,433,434,435,436,437,438,439,440,441,...1086
Powered by FlippingBook