Mektubat - page 679

İşte, ramazan-ı şerifte, en zenginden en fakire kadar
herkesin nefsi anlar ki, kendisi malik değil, memlûktür;
hür değil, abddir. emir olunmazsa, en adî ve en rahat şe-
yi de yapamaz, elini suya uzatamaz diye, mevhum rubu-
biyeti kırılır, ubudiyeti takınır, hakikî vazifesi olan şükre
girer.
beŞİNCİ NÜkte
Ramazan-ışerifinorucunefsintehzib-iahlâkınave
serkeşânemuamelelerindenvazgeçmesicihetinebaktığı
noktasındakiçokhikmetlerindenbirisişudurki:
nefs-i insaniye gafletle kendini unutuyor. Mahiyetin-
deki hadsiz aczi, nihayetsiz fakrı, gayet derecedeki kusu-
runu göremez ve görmek istemez. Hem, ne kadar zayıf
ve zevale maruz ve musibetlere hedef bulunduğunu ve
çabuk bozulur, dağılır et ve kemikten ibaret olduğunu dü-
şünmez. Âdeta polattan bir vücudu var gibi, lâyemutâne,
kendini ebedî tahayyül eder gibi dünyaya saldırır. Şedit
bir hırs ve tama ile ve şiddetli alâka ve muhabbetle dün-
yaya atılır. Her lezzetli ve menfaatli şeylere bağlanır.
Hem, kendini kemal-i şefkatle terbiye eden Hâlık’ını
unutur. Hem, netice-i hayatını ve hayat-ı uhreviyesini
düşünmez, ahlâk-ı seyyie içinde yuvarlanır.
İşte, ramazan-ı şerifteki oruç, en gafillere ve mütemer-
ritlere zaafını ve aczini ve fakrını ihsas ediyor. Açlık va-
sıtasıyla midesini düşünüyor. Midesindeki ihtiyacını an-
lar. zayıf vücudu ne derece çürük olduğunu hatırlıyor.
ne derece merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu derk
hâlde varsayılan.
muamele:
davranma.
muhabbet:
ülfet, sevgi.
muhtaç:
ihtiyacı olan.
musibet:
felâket, belâ, sıkıntı.
mütemerrit:
dik başlı, inatçı.
nefis:
insanın kendisi.
nefs-i insaniye:
insanda bulunan,
kötülüğü isteyen duygu.
netice-i hayat:
hayatın neticesi
ve gayesi.
nihayetsiz:
sonsuz.
nükte:
ince manalı söz.
polat:
çelik, çelik gibi sağlam.
Ramazan-ı Şerif:
mübarek, şeref-
li Ramazan ayı.
rububiyet:
rablık; Allah’ın her bir
varlığa yaratılış gayelerine ulaş-
mak için muhtaç olduğu şeyleri
vermesi onları terbiye edip idare-
si ve egemenliği altında bulun-
durması.
serkeşâne:
isyan edercesine, ba-
şıbozuk bir şekilde.
şedit:
şiddetli.
şefkat:
karşılık beklemeden yar-
dım etme, merhamet, sevgi.
şükür:
görülen iyiliklere karşılık
hoşnutluk, memnunluk ifade et-
me, teşekkür.
tahayyül:
hayale getirme.
tama:
hırs.
tehzib-i ahlâk:
ahlâkı güzelleştir-
me, kötü huyları giderme.
terbiye:
yetiştirme; besleyip bü-
yütme, eğitme.
ubudiyet:
kulluk.
vasıta:
aracılık.
vazife:
görev.
zaaf:
zayıflık.
zeval:
sona erme, yok olma.
abd:
kul.
acz:
zayıflık, güçsüzlük.
âdeta:
sanki.
adî:
bayağı, değersiz.
ahlâk-ı seyyie:
çirkin ahlâk.
alâka:
ilişki, bağ.
cihet:
yön.
derk etmek:
anlamak, kavra-
mak.
ebedî:
sonu olmayan, sonsuz.
fakr:
fakirlik.
gafil:
gaflette bulunan, du-
yarsız, sorumsuz, ahiretten ve
Allah’ın emir ve yasakların-
dan habersiz davranan.
gaflet:
gafillik, umursamazlık,
dikkatsizlik.
gayet:
son derece, çok.
hadsiz:
sınırsız, sonsuz.
hakikî:
gerçek.
Hâlık:
yoktan yaratan Allah.
hayat-ı uhreviye:
ahirete ait
olan hayat.
hırs:
aç gözlülük.
hikmet:
yaratılıştaki İlâhî ga-
ye, fayda.
hür:
bağımsız, serbest.
ibaret:
meydana gelen, olu-
şan.
ihsas etmek:
hissettirmek.
kemal-i şefkat:
tam ve ek-
siksiz şefkat.
kusur:
eksiklik, noksan.
lâyemutâne:
ölmeyecekmiş-
çesine, ölümsüz olarak.
mahiyet:
asıl nitelik, özellik,
iç yüz.
malik:
sahip.
maruz:
uğrama.
memlûk:
köle, kul.
menfaat:
fayda.
merhamet:
acımak, şefkat
göstermek, korumak.
mevhum:
hayalde meydana
getirilen, gerçekte olmadığı
Mektubat | 679 |
Y
irmi
d
okuzuncu
m
ekTup
1...,669,670,671,672,673,674,675,676,677,678 680,681,682,683,684,685,686,687,688,689,...1086
Powered by FlippingBook