Mektubat - page 723

ehemmiyetsizliğime bakılmayarak, ehl-i ilim ve kemal ar-
kamda bulunmaktan çekinmemeli ve istiğna etmemeli-
dirler. selef-i salihînin ve muhakkikîn-i ulemanın âsârla-
rı, çendan her derde kâfi ve vâfi bir hazine-i azîmedir; fa-
kat bazı zaman olur ki, bir anahtar bir hazineden ziyade
ehemmiyetli olur. Çünkü hazine kapalıdır. Fakat bir
anahtar çok hazineleri açabilir.
zannederim ki, o enaniyet-i ilmiyeyi fazla taşıyan zat-
lar da anladılar ki, neşrolunan sözler, hakaik-ı kur’âni-
yenin birer anahtarı ve o hakaikı inkâr etmeye çalışanla-
rın başlarına inen birer elmas kılıçtır. o ehl-i fazl ve ke-
mal ve kuvvetli enaniyet-i ilmiyeyi taşıyan zatlar bilsinler
ki, bana değil, kur’ân-ı Hakîm’e talebe ve şakirt oluyor-
lar; ben de onların bir ders arkadaşıyım. Haydi, farz-ı
muhal olarak, ben üstatlık dava etsem, madem şimdi
ehl-i imanın tabakatını, avamdan havassa kadar, maruz
kaldıkları evham ve şübehattan kurtarmak çaresini bul-
duk; o ulema, ya daha kolay bir çaresini bulsunlar veya-
hut bu çareyi iltizam edip ders versinler, taraftar olsun-
lar. Ulemaüssû hakkında bir tehdid-i azîm var; bu za-
manda ehl-i ilim ziyade dikkat etmeli.
Haydi, farz etseniz ki, düşmanlarımızın zannı gibi,
ben, benlik hesabına böyle bir hizmette bulunuyorum.
Acaba, dünyevî ve millî bir maksat için çok zatlar enani-
yeti terk edip, firavunmeşrep bir adamın kemal-i sada-
katle etrafına toplanıp, şiddetli bir tesanütle iş gördükle-
ri hâlde, acaba bu kardeşiniz, hakikat-i kur’âniye ve ha-
kaik-ı imaniye etrafında, kendi enaniyetini setretmekle
istiğna etme:
yüz çevirip bakma-
ma, çekinme, kaçınma.
kâfi:
yeter.
kemal-i sadakat:
tam bağlılık,
mükemmel sağlamlıktaki kalbi
bağlılık.
kur’ân-ı Hakîm:
her ayet ve su-
resinde sayısız hikmet ve fayda-
lar bulunan Kur’ân.
maksat:
gaye, amaç, hedef.
maruz:
uğrama.
muhakkikîn-i ulema:
herkesçe
kabul edilmiş olan Müslüman
âlimler.
neşrolunan:
yayınlanan.
Selef-i Salihîn:
Ehl-i Sünnet ve
Cemaatin ilk rehberleri ve ashap
ile Tabiînin ileri gelenleri ile tebe-
i Tâbiînden olan Müslümanlar.
setr etmek:
örtmek.
şakirt:
talebe, öğrenci.
şübehat:
şüpheler.
tabakat:
tabakalar, dereceler, sı-
nıflar.
talebe:
öğrenci.
tehdid-i azîm:
büyük tehdit.
tesanüt:
dayanışma.
ulema:
âlimler, bilginler.
ulemaüssû:
kötü âlimler, geçici
menfaatler ve baskılar karşısında
gerçekleri gizleyen ve doğruları
çarpıtan âlimler.
üstat:
öğretici, muallim.
vâfi:
yeter, tam.
zan:
sanma.
zat:
kişi, şahıs.
ziyade:
çok, fazla.
asar:
eserler.
avam:
cahil halk tabakası.
benlik:
ben duygusu.
çare:
çıkış yolu, derman.
çendan:
gerçi.
dava:
iddia.
dünyevî:
dünyaya ait.
ehemmiyet:
önem.
ehl-i fazl ve kemal:
fazilet ve
kemal sahipleri.
ehl-i ilim ve kemal:
fazilet,
ahlâk ve ilim sahibi kimseler.
ehl-i ilim:
ilim sahipleri.
ehl-i iman:
inananlar.
elmas:
çok değerli.
enaniyet:
kendini beğenme,
bencillik, gurur.
enaniyet-i ilmiye:
ilim sahibi
olmaktan gelen benlik ve
enaniyet.
evham:
zanlar, esassız şeyler.
farz etmek:
var saymak, öyle
kabul etmek.
farz-ı muhal:
olmayacak bir
şeyi var gibi kabul etmek,
varsayım.
firavunmeşrep:
benlik ve
enaniyet yönüyle Firavun yo-
lunda yürüyen.
hakaik:
hakikatler, gerçekler.
hakaik-ı iman:
iman hakikat-
leri.
hakaik-ı kur’âniye:
Kur’ân
hakikatleri.
hakikat-ı
kur’âniye:
Kur’ân’ın hakikati
havas:
marifet ve yaşayışça
üstün olan kişiler, seçkinler
sınıfı.
hazine:
define.
hazine-i azîme:
büyük hazi-
ne.
iltizam etme:
taraftarlık yap-
ma, taraftar olma.
inkâr:
reddetme, inanmama.
Mektubat | 723 |
Y
irmi
d
okuzuncu
m
ekTup
1...,713,714,715,716,717,718,719,720,721,722 724,725,726,727,728,729,730,731,732,733,...1086
Powered by FlippingBook