Mektubat - page 74

hayvanat-ı muzırra nev’inden olan küffarı ve münafıkları
kaybetti.
Üçüncü sualiniz:
“Cenab-ı Hak musibetleri veriyor,
belâları musallat ediyor. Hususan masumlara, hatta hay-
vanlara, bu zulüm değil mi?”
Elcevap:
Hâşâ! Mülk onundur; mülkünde istediği gi-
bi tasarruf eder. Hem, acaba, sanatkâr bir zat, bir ücret
mukabilinde seni bir model yapıp, gayet sanatkârâne
yaptığı murassa bir libası sana giydiriyor; hünerini, ma-
haretini göstermek için kısaltıyor, uzatıyor, biçiyor, kesi-
yor, seni oturtuyor, kaldırıyor. sen ona diyebilir misin ki,
“Beni güzelleştiren elbiseyi çirkinleştirdin; bana oturtup
kaldırmakla zahmet verdin”? elbette diyemezsin. der-
sen, divanelik edersin.
Aynen öyle de, sâni-i zülcelâl göz, kulak, lisan gibi
duygularla murassa gayet sanatkârâne bir vücudu sana
giydirmiş. Mütenevvi esmasının nakışlarını göstermek
için seni hasta eder, müptelâ eder, aç eder, tok eder, su-
suz eder, bu gibi ahvalde yuvarlatır. Mahiyet-i hayatiyeyi
kuvvetleştirmek ve cilve-i esmasını göstermek için, seni
böyle çok tavırlarda gezdiriyor. sen eğer dersen, “Beni
ne için bu mesaibe müptelâ ediyorsun?” temsilde işaret
edildiği gibi, yüz hikmet seni susturacak.
zaten sükûn ve sükûnet, atalet, yeknesaklık, tevakkuf,
bir nevi ademdir, zarardır. Hareket ve tebeddül vücuttur,
hayırdır. Hayat, harekâtla kemalâtını bulur, beliyyat va-
sıtasıyla terakki eder. Hayat, cilve-i esma ile muhtelif
adem:
yokluk.
ahval:
hâller, durumlar.
atalet:
tembellik.
belâ:
musibet, afet.
beliyyat:
belâlar, felâketler.
Cenab-ı Hak:
Hz. Allah.
cilve-i esma:
Allah’ın isimlerinin
tecellileri.
divanelik:
delilik.
elbette:
şüphesiz, her hâlde.
esma:
isimler.
gayet:
son derece.
harekât:
hareketler.
hâşâ:
asla, kat’iyen.
hayır:
faydalı iş.
hayvanat-ı muzırra:
zararlı hay-
vanlar.
hikmet:
İlâhî gaye, yüksek bilgi.
hususan:
bilhassa, özellikle.
hüner:
ustalık, beceri.
kemalât:
faziletler, kemaller, ol-
gunluklar.
küffar:
kâfirler.
libas:
elbise.
lisan:
dil.
maharet:
mahirlik, ustalık.
mahiyet-i hayatiye:
hayatın öz
o
n
i
kinci
m
ekTup
| 74 | Mektubat
mahiyeti.
masum:
günahı olmayan,
suçsuz.
mesaip:
felâketler.
model:
örnek, numune.
muhtelif:
çeşitli.
mukabil:
karşılık.
murassa:
süslü, süslenmiş.
musallat:
rahatsız eden, sa-
taşma.
musibet:
felâket, belâ.
mülk:
sahip olunan, üzerinde
tasarruf hakkı bulunan şey,
mal.
münafık:
kâfirliğini gizleye-
rek Müslüman gibi davranan.
müptelâ:
alışkanlık kazan-
mış, tutkun; düşkün, tutul-
muş.
mütenevvi:
çeşit çeşit.
nakş:
nakış, süs.
nev’:
tür, çeşit.
sanatkâr:
sanatla uğraşan.
sanatkârâne:
sanatkârca.
Sâni-i Zülcelâl:
sonsuz bü-
yüklük sahibi, her şeyi sanat-
la yaratan Allah.
sual:
soru.
sükûn:
sakinlik, huzur.
sükûnet:
durgunluk, sakinlik.
tasarruf:
güzel idare etme,
kullanım hakkı.
tavır:
takınılan hâl, durum.
tebeddül:
değişme.
temsil:
benzetme.
terakki:
yükselme, ilerleme.
tevakkuf:
duraklama.
vasıta:
aracı.
vücut:
beden, cisim; varlık.
yeknesak:
devamlı aynı hâl-
de olma.
zahmet:
sıkıntı, meşakkat.
zat:
kişi.
zulüm:
haksızlık, eziyet.
1...,64,65,66,67,68,69,70,71,72,73 75,76,77,78,79,80,81,82,83,84,...1086
Powered by FlippingBook