Mektubat - page 766

en büyük bir maksat gibi telâkki edip onun ittibaına çalı-
şıyorlar, onu taklit ediyorlar. Çünkü, vahiy ne kadar il-
hamdan yüksek ise, semere-i vahiy olan adab-ı şer’iye, o
derece, semere-i ilham olan adab-ı tarikatten yüksek ve
ehemmiyetlidir. onun için, tarikatin en mühim esası,
sünnet-i seniyeye ittiba etmektir.
İkinci Nükte:
tarikat ve hakikat, vesilelikten çıkma-
mak gerektir. eğer maksud-i bizzat hükmüne geçseler, o
vakit şeriatın muhkematı ve ameliyatı ve sünnet-i seniye-
ye ittiba, resmî hükmünde kalır, kalb öteki tarafa müte-
veccih olur. Yani, namazdan ziyade halka-i zikri düşü-
nür; feraizden ziyade evradına müncezip olur; kebairden
kaçmaktan ziyade, adab-ı tarikatin muhalefetinden ka-
çar. Hâlbuki, muhkemat-ı şeriat olan farzların bir tanesi-
ne, evrad-ı tarikat mukabil gelemez, yerini dolduramaz.
Adab-ı tarikat ve evrad-ı tasavvuf, o feraizin içindeki ha-
kikî zevke medar-ı teselli olmalı, menşe olmamalı. Yani,
tekkesi, camideki namazın zevkine ve tadil-i erkânına ve-
sile olmalı; yoksa, camideki namazı çabuk, resmî kılıp,
hakikî zevkini ve kemalini tekkede bulmayı düşünen, ha-
kikatten uzaklaşıyor.
Üçüncü Nükte:
“sünnet-i seniye ve ahkâm-ı şeriat
haricinde tarikat olabilir mi?” diye sual ediliyor.
El cevap
: Hem var, hem yok. Vardır; çünkü bazı ev-
liya-i kâmilîn, şeriat kılıcıyla idam edilmişler. Hem yok-
tur; çünkü muhakkikîn-i evliya, sadi-i Şirazî’nin bu düs-
turunda ittifak etmişler:
adab-ı şer’iye:
dinin terbiye ku-
ralları, edepleri.
adab-ı tarikat:
tarikat kuralları,
esasları, edepleri.
ahkâm-ı şeriat:
şeriatın hüküm-
leri, emirleri.
ameliyat:
işler, uygulamalar, tat-
bik etmeler.
derece:
ölçü.
düstur:
kaide, prensip, kural.
ehemmiyet:
önem.
esas:
asıl, temel.
evliya-i kâmilîn:
kemale ermiş,
olgunlaşmış velîler.
evrad-ı tarikat:
tarikatlerin çok-
ça okunan duaları, virtleri, zikirle-
ri.
evrad-ı tasavvuf:
tasavvuftaki zi-
kirler.
evrat:
virtler.
farz:
İslâmiyette kesin olarak ya-
pılması gereken emir.
feraiz:
farzlar, Allah’ın kesinlikle
yapmasını emrettiği şeyler.
hakikat:
gerçek, asıl.
hakikî:
gerçek.
hâlbuki:
oysa ki.
halka-i zikir:
zikir halkası.
hariç:
dışında.
ilham:
feyiz yoluyla kalbe gelen
mana.
ittiba:
tâbi olma, uyma.
ittifak etmek:
birleşmek.
kalb:
insanın manevî bünyesin-
deki hislerin ve duyguların mer-
kezi; gönül.
kebair:
büyük günahlar.
kemal:
olgunluk, mükemmellik.
maksat:
gaye, istenilen.
maksud-i bizzat:
temel gaye ve
hedef.
medar-ı teselli:
teselli kaynağı.
muhakkikîn-i evliya:
Allah’ın velî
kullarından gerçekleri araştıran
ve delilleriyle bilen âlim velîler.
muhalefet:
zıtlık, muhaliflik.
muhkemat:
manası açık olan ke-
sin hükümler, emirler.
muhkemat-ı şeriat:
şeriatın ke-
sin hükümleri.
mukabil:
karşılık.
mühim:
önemli.
müncezip:
cezbedilmiş, çekil-
miş, tutkun.
müteveccih:
yönelen, yöne-
liş.
nükte:
ince manalı söz.
resmî:
gösteri, tören.
semere-i ilham:
tarikatin ku-
ralları, edepleri.
semere-i vahiy:
vahyin neti-
cesi, vahyin meyvesi.
sual:
soru.
sünnet-i seniye:
Hz. Muham-
med’in (
ASM
) yüce sünneti;
yüksek hâl, söz, tavır ve tas-
vipleri.
şeriat:
Allah tarafından pey-
gamber vasıtasıyla bildirilen,
İlâhî emir ve yasaklara daya-
nan hükümlerin hepsi.
tadil-i erkân:
namazın bütün
rükünlerini, esaslarını usulü-
ne göre yerine getirmek.
taklit:
birinin davranış ve işle-
rinin şekil ve biçim olarak ay-
nını yapma.
taraf:
yön.
tarikat:
tasavvuf adıyla Al-
lah’ı tanımaya ve iman esas-
larını inkişaf ettirerek insanı
manevî olgunluğa götüren
yol.
tekke:
dervişlerin zikir ve
ders için toplandıkları yer,
mesken.
telâkki etmek:
kabul etmek,
anlamak.
vahiy:
Cenab-ı Hakkın dilediği
hükümleri, sırları ve hakikat-
leri peygamberlere bildirme-
si.
vesile:
vasıta, aracı.
zevk:
manevî haz.
ziyade:
çok.
Y
irmi
d
okuzuncu
m
ekTup
| 766 | Mektubat
1...,756,757,758,759,760,761,762,763,764,765 767,768,769,770,771,772,773,774,775,776,...1086
Powered by FlippingBook