Mektubat - page 779

Dördüncü Hatvede,
(1)
o
¬ n
¡r
Ln
h s
’p
G l
?p
dÉn
g m
Ar
?n
T t
? o
c
dersini
verdiği gibi; nefis, kendini serbest ve müstakil ve bizzat
mevcut bilir. ondan bir nevi rububiyet dava eder. Ma’bu-
duna karşı adavetkârâne bir isyanı taşır. İşte gelecek şu
hakikati derk etmekle ondan kurtulur. Hakikat şudur ki:
Her şey nefsinde mana-i ismiyle fânîdir, mefkuddur,
hâdistir, madumdur; fakat mana-i harfiyle ve sâni-i zül-
celâl’in esmasına âyinedarlık cihetiyle ve vazifedarlık iti-
barıyla şahittir, meşhuttur, vacittir, mevcuttur.
Şu makamda tezkiyesi ve tathiri şudur ki: Vücudunda
adem, ademinde vücudu vardır. Yani kendini bilse, vücut
verse, kâinat kadar bir zulümat-ı adem içindedir. Yani,
vücud-i şahsîsine güvenip, Mucid-i Hakikî’den gaflet et-
se, yıldız böceği gibi bir şahsî ziya-i vücudu nihayetsiz zu-
lümat-ı adem ve firaklar içinde bulunur, boğulur. Fakat
enaniyeti bırakıp, bizzat nefsi hiç olduğunu ve Mucid-i
Hakikî’nin bir âyine-i tecellisi bulunduğunu gördüğü va-
kit, bütün mevcudatı ve nihayetsiz bir vücudu kazanır. zi-
ra bütün mevcudat, esmasının cilvelerine mazhar olan
zat-ı Vacibü’l-Vücud’u bulan bir kalb, her şeyi bulur.
®
mak.
mana-i harfi:
bir şeyin Yaratıcısı-
na bakan, onu tarif eden ve tanı-
tan manası.
mana-i ismi:
bir şeyin bizzat ken-
disine bakan ve kendisini tanıtan
manası.
mazhar olmak:
nail olmak, ka-
vuşmak.
mefkud:
yok, kayıp.
meşhut:
görünen, tanık olunan.
mevcudat:
var olan her şey,
mahlûklar, yaratılmışlar.
mevcut:
var olan.
Mucid-i Hakikî:
her şeyi yoktan
meydana getiren gerçek yaratıcı,
Allah.
müstakil:
bağımsız.
nefis:
kötü vasıfları, nitelikleri
kendisinde toplayan hayırlı işler-
den alıkoyan güç, insanın kendisi.
nevi:
çeşit, tür.
nihayetsiz:
sonsuz.
rububiyet:
rablık, ilâhlık; Allah’ın
her zaman, her yerde, her mahlû-
ka muhtaç olduğu şeyleri verme-
si tedbir sahip oluşuyla besleme-
si ve terbiye etmesi.
Sâni-i Zülcelâl:
sonsuz büyüklük
sahibi, her şeyi sanatla yaratan
Allah.
şahit:
şahitlik yapan.
şahsî:
şahsa ait.
tathir:
temizlenme.
tezkiye:
nefsi kötülüklerden arın-
dırma, temize çıkarma.
vacit:
mevcut, vücuda gelen, ya-
ratılan.
vakit:
zaman.
vazifedarlık itibarıyla:
görevi ba-
kımından.
vücud-i şahsî:
kendi şahsî varlığı
ve vücudu.
vücut:
var olma.
Zat-ı Vacibü’l-Vücud:
varlığı ve
vücudu vacip olan, mutlaka gere-
ken Cenab-ı Hak.
ziya-i vücut:
vücut aydınlığı,
umut ışığı.
zulümat-ı adem:
yokluk ve hiçlik
karanlıkları.
1.
Her şey helâk olup gidicidir; Ona bakan yüzü müstesna. (Kasas Suresi: 88.)
adavetkârâne:
düşmancası-
na.
adem:
yokluk.
âyinedar:
ayna tutan, göste-
rici.
âyine-i tecelli:
aslın görüntü-
sünü aksettiren, yansıtan ay-
na.
cihet:
yön.
cilve:
tecelli, yansıma, belir-
me.
dava:
iddia.
derk etmek:
anlamak, kavra-
mak.
enaniyet:
kendini beğenme,
bencillik.
esma:
isimler.
fânî:
ölümlü, geçici.
firak:
ayrılık.
gaflet:
Allah’tan uzaklaşıp
nefsinin arzularına dalmak,
umursamazlık.
hadis:
sonradan olan şey, ya-
ratılan.
hakikat:
gerçek, doğru.
hatve:
adım, basamak.
isyan:
başkaldırma, itaatsiz-
lik.
kâinat:
bütün âlemler, varlık-
lar, yaratılmış olan her şey,
evren.
ma’bud:
kendisine ibadet
olunan.
madum:
yok olan, mevcut ol-
mayan.
makam:
yer; mevki, basa-
Mektubat | 779 |
Y
irmi
d
okuzuncu
m
ekTup
1...,769,770,771,772,773,774,775,776,777,778 780,781,782,783,784,785,786,787,788,789,...1086
Powered by FlippingBook