"Gerçekten" haber verir 17 Temmuz 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

Bırakın etkilensinler…

Bir kural, ister yasa, ister anayasa maddesi, ister tüzük ya da yönetmelik hükmü olsun; sürekli ihlal ediliyorsa, hemen hemen hiç uygulanamıyorsa, durup düşünmek lazım; acaba yanlışlık kuralın kendisinde mi, diye…

Yargıya intikal etmiş davalara uygulanan yayın kısıtlaması konusu da böyle. Mutlaka yakından bakılması ve irdelenmesi gereken bir yasak…

Soruşturma sürecinde, delillerin korunması ve zanlıların kaçmasının engellenmesi, hazırlık soruşturmasının zarar görmemesi açısından konan yasağı dışında tutarak söylüyorum; bugünlerde pek sık hatırlatılan bu yasak hem anlamsız görünüyor bana, hem de imkansız…

İmkansız, çünkü mahkeme heyeti üyeleri de sosyal çevreleriyle, siyasi çevreleriyle bu toplumun bir parçası ve onları her türlü dış etkiden izole etmek -istediğiniz yasağı koyun- zaten imkansız.

Anlamsız; çünkü mahkeme heyetini toplumda yapılmakta olan tartışmalardan izole etmek, onları fakirleştirmek; onları, işlerini yaparken toplumda sürmekte olan zengin tartışmayla beslenmekten mahrum etmek demek.

Zaten çok sesli bir basının varlığı söz konusuysa, bu etkilenme de tek yönlü değil, çok yönlü olacaktır (şu anda Türkiye’deki gibi) Yani, davanın bütün boyutları basında her yönüyle tartışılacak, herkes kendi bulunduğu noktadan eleştirecek, dolayısıyla her türlü görüş ve eleştiri ortaya dökülecektir. Ve bütün bu görüş ve eleştiriler, savcıyı da, mahkemeyi de elbette etkileyecektir. Ben böyle bir etkilenmenin bir hakimin kendi –belki de- katılaşmış bakış açısı, ön yargıları ya da fikri angajmanları ile baş başa karar vermesinden daha olumlu olacağını düşünüyorum.

Hepimiz, bütün fikir oluşturma süreçlerimizde kendi dışımızdaki çevrelerle iletişim içine giriyor, bu iletişim süreci içinde etkileniyor ve etkiliyor, sonuçta ne kadarı bizim, ne kadarı başkalarının olduğunu asla bilemediğimiz fikir üretimleri yapıyoruz.

Mahkeme heyetlerini eğer önlerindeki yasaların mekanik uygulayıcısı olan teknisyenler olarak görmüyorsak, hukuk teorisini ve tekniğini bildikleri kadar sosyoloji, siyaset ve tarih de bilen fikir üreticileri, yorumcular, içtihat yaratıcıları olarak görüyorsak kararlarını tamamen izole bir şekilde, kimseden etkilenmeden almalarını beklemenin hayal olduğunu da biliriz.

Bunları genel olarak, bütün ülkeler ve bütün davalar için söylüyorum.

Ama bir de Türkiye’ye gelirsek, basının sürmekte olan davalara “burnunu sokması” çok daha hayati bir önem taşıyor. Çünkü basın tarafından deşifre edilmeyen hiçbir “derin” faaliyet, savcıların gündemine gelemiyor. Tersten söylersek, savcıların paçaları ancak basın olayın ipliğini pazara çıkardıktan sonra tutuşuyor.

Bunun sayısız örneği var. Ama biz sadece şu önümüzdeki davaya bakalım. Nokta Dergisi’ne yollanan Darbe Günlükleri’nin Nokta’ya gelene kadar devletin bütün üst katlarını dolaştığını; neredeyse herkes tarafından bilindiğini, ama Nokta’da yayınlanana kadar kimsenin gıkını çıkarmadığını biliyoruz. Yine, bugün önümüzde olan Ergenekon adlı yapılaşmanın şemasının, bundan beş yıl önce MİT tarafından bütün devlet yetkililerine gönderildiğini, yani bu yapının varlığını ve yediği haltları halkımız dışında bütün devletin bildiğini de öğrenmiş bulunuyoruz.

Şimdi, beş yıldır bütün bu bilgilere sahip olduğu halde kıllarını kıpırdatmayanlar, olayı açığa çıkaran basını “bilgi kirliliği” yaratmakla suçluyor; “basın sussun, söz yargının” diye sözde yargının tarafsızlığını sağlamaya çalışıyor.

Eğer sizin o “bilgi kirliliği” adını koyduğunuz cesur yayınlar olmasaydı, Ergenekon denen örgütle ilgili bilgilerin ilelebet devletin gizli arşivlerinde uyuyacağını, klikler arası güç savaşlarında şantaj unsuru olarak kullanılmaktan başta işe yaramayacağını bilmiyor muyuz?

Özetle söyleyecek olursak, özellikle bizde, yürümekte olan davalarla ilgili yayın kısıtlamaları, zaten basının çabalarıyla zar zor açılmış davaları kamuoyunun gözünden ve vicdanından kaçırmak için kullanılıyor. Kamuoyu bilgisiz ve dolayısıyla ilgisiz bir halde köşesine çekildi mi, dava önce usulünce soğutulup bir müddet sonra da sessizce “öldürülüyor”. Basının böylesi önemli davalarla ilgili yayın yapması ise, davanın sağlıklı ilerlemesini engellemiyor; aksine davanın kamuoyuna mal olmasını sağlayarak hasır altı edilmesini imkansızlaştırıyor ve bir bakıma davayı kurtarıyor.

Şu günlerde bazılarının Ergenekon Davası’nın aslına gösterdikleri ilgiden çok daha fazlasını “kim sızdırdı” meselesine göstermeleri de bundan olsa gerek…

Bugün, 16.7.2008

Gülay Göktürk

17.07.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
GAZETE 1.SAYFA

Bütün haberler

Başlıklar

  Derin devleti de aşan işler

  Bırakın etkilensinler…

  ‘Altın çocuk’ Özden Örnek üzüntüden denize bile giremiyormuş!

  Türkiye’nin Soros’u!

© Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır | Site yöneticisi | Editör