"Gerçekten" haber verir 01 Kasım 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Süleyman KÖSMENE

Makarr-ı saltanat neresidir?



Eskişehir’den Salih Beydemir: “Üstadımız yemek duâsında ‘bizi makarr-ı saltanatına celbet’ diyor. Allahın (c.c) makarr-ı saltanatı neresidir? Cennet midir? Yoksa sidre-i münteha mıdır? Arş-ı Ala mıdır? Levh-i Mahfuz mudur? Allah razı olsun.”

Risâle-i Nur’da Allah’ın tasarruf ve tecelliyâtı, fiilleri ve takdirâtı anlatılırken, dilimizin ve dimağımızın gündelik kelime, cümle ve anlam kalıplarının sınırlarının ne denli zorlandığına defalarca şahit oluruz. Bu bizim dilimizden, yani Türkçe’den kaynaklanan bir acziyet değil, bizim beşer oluşumuzdan kaynaklanan bir acziyettir. Çünkü bu derin ve yüce mefhumların karşılığını diğer dillerde de bulmak zordur.

Çünkü alan vücubiyet alanıdır. Yani Allah’ın tasarruflarından bahsediyoruz. Tasarruf merkezinden bahsediyoruz. Saltanatının karar kıldığı ulviyetten bahsediyoruz. Bu yüksek mânâlara bizim günlük kullandığımız dil, günübirlik kelimelerimiz ve cümlelerimiz elbette dar gelecektir. Bizim dilimiz buna elbette yeterli olmayacaktır. Çünkü esasen mümkinât âleminden vücubiyet âlemine bakmak, hangi yüksek görüşlü araç olursa olsun yerden güneşin içinde olup bitenleri izlemeye çalışmaktan binlerce kez daha zordur.

İşte Risâle-i Nur yüksek hakikatleri herkesin anlayabileceği şekilde ifade etmektedir. Kalbin böyle yüksek ufuklara nazar kılmasında bir sıkıntı yoksa da; bu yüksek ufuklardan mânâlar devşirip, bu mânâları beşerin anlayacağı şekilde günübirlik kelime ve cümle kalıplarında aktarmak ve beşerin dimağına dökmek, apayrı bir incelik ve ustalık işidir. Hakikatleri yüksek ufuklardan beşer seviyesine aktarma işlemi, ustalık istediği kadar ulvî bir hassasiyet de istiyor olsa gerektir.

Kur’ân’dan ve Peygamber Efendimiz’den (asm) aldığı yüksek icazetle vücup alanına, yani esmâ ve sıfat âlemine sıkça girip buradan hakikat incileri çıkaran ve bu incileri günlük kelime kalıpları içinde, yani anlayıp algılayabileceğimiz günlük konuşma dilimizle bize aktaran Risâle-i Nur’da, böyle yüksek mânâlar taşıyan hakikat anahtarlarına çok rastlarız.

Meselâ, Yirminci Mektup’ta Bediüzzaman Hazretleri “Ve ileyhi’l-masîr” (Dönüş O’nadır) kelimesini açıklarken, “Siz fenaya değil, bekaya gidiyorsunuz. Ademe değil, vücud-u daimîye sevk olunuyorsunuz. Zulümata değil, âlem-i nura giriyorsunuz. Sahip ve Malik-i Hakikînin tarafına gidiyorsunuz. Ve Sultan-ı Ezelinin payitahtına dönüyorsunuz. Kesrette boğulmaya değil, vahdet dairesinde teneffüs edeceksiniz. Firaka değil, visale müteveccihsiniz” 1 diyor. Bu cümleler, beşer olarak bizim fenadan bekaya yolculuğumuzu özetlerken; aynı zamanda vücub alanına ait mânâları bizim kullandığımız günlük dil ile aktarıyor. Ki, aksi takdirde bizim o mânâları kavrama imkânımız olmayacaktır. Burada geçen “Malik-i Hakikînin tarafı”, “Sultan-ı Ezelinin payitahtı” ve “Vahdet dairesi” kavramlarını, bildiğimiz kalıplarla dimağımızda şimşekler çaktırarak, bizi, bilmediğimiz mânâlara uçuran anahtarlar olarak buluruz.

Keza aynı kelimenin başlangıç kısmında şu cümleler yer alır: “Ticaret ve memuriyet için, mühim vazifelerle bu dâr-ı imtihan olan dünyaya gönderilen insanlar; ticaretlerini yapıp, vazifelerini bitirip ve hizmetlerini itmam ettikten sonra, yine onları gönderen Hâlık-ı Zülcelaline dönecekler ve Mevlâ-yı Kerim’lerine kavuşacaklar. Yani, bu dâr-ı fâniden gidip dâr-ı bakide huzur-u kibriyâya müşerref olacaklar. Yani, esbab dağdağasından ve vesâitin karanlık perdelerinden kurtulup, Rabb-i Rahîmlerine makarr-ı saltanat-ı ebedîsinde perdesiz kavuşacaklar. Doğrudan doğruya herkes, kendi Hâlıkı ve Mabudu ve Rabbi ve Seyyidi ve Mâliki kim olduğunu bilecek ve bulacaklar.” 2

Burada cümleler birbirini tamamlayarak ve açıklayarak gidiyor. Bu cümlelerin birbirini açıklayan dizilişinden anlıyoruz ki, “Rabb-i Rahime makarr-ı saltanat-ı ebedisinde perdesiz kavuşmak demek, Hâlıkı, Mabudu, Rabbi, Seyyidi ve Mâliki kim olduğunu bilmek ve bulmak demektir. Burada: Mekân yoktur. Yer yoktur. Mahal yoktur. Yön yoktur. Cihet yoktur. Yani O’nun bizi makarr-ı saltanatına celp etmesi, bizi Kendine döndürmesi, bizi huzuruna alması, bizim yönümüzü, meylimizi, teveccühümüzü Kendi Zat-ı Akdesine yönlendirmesi, bize merhamet etmesi, bizi rahmetine kavuşturması demektir.

Bir diğer ifadeyle, mekân olmakla beraber bizi Cennetine ulaştırması demektir. Nitekim neticede Allah’ın merhametinin, affının, kereminin, cemalinin, cevâdiyetinin, rahmetinin, şefkatinin bize göre yoğun biçimde tasarruf merkezi Cennettir. Öyle ki Kur’ân, “Cennette nereye baksan büyük bir nimet ve büyük bir saltanat görürsün!” 3 âyetiyle Cennette bir nimet ve rahmet saltanatı hükmettiğini bildirmektedir.

Dipnotlar:

1- Mektubat, s. 385, 2- Mektubat, s. 384, 3- İnsan Sûresi: 20

01.11.2008

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (31.10.2008) - Kur’ân’da bazı kavramlar

  (30.10.2008) - Günah ve tövbe

  (29.10.2008) - Tercihlerimiz ve kaderin hükmü

  (28.10.2008) - Kısa kısa

  (25.10.2008) - Namaz borcu

  (24.10.2008) - Ecel ve sebepler

  (23.10.2008) - Dâbbetü'l-arz üzerine-3

  (22.10.2008) - Dâbbetü'l-arz üzerine-2

  (21.10.2008) - Dâbbetü'l-arz üzerine-1

  (20.10.2008) - Vahdetü'l-Vücud mesleği üzerine

 
GAZETE 1.SAYFA

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  H. Hüseyin KEMAL

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır