28 Kasım 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Güncel

 

Çocuğun odasına asla televizyon koymayın

UZMANLAR, ebeveynlere, televizyonda yayınlanan cinsellik ve şiddet muhtevalı programlara karşı çocukları 16 yaşını doldurana kadar birlikte televizyon izlemelerini öneriyor. Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Sabri Hergüner, yaptığı açıklamada, çok sayıdaki çizgi film kanalı ve dizilerle son dönemde çocukların televizyon başında geçirdiği sürenin artmaya başladığını bildirdi.

Bu sürenin artmasıyla cinsellik ve şiddet muhtevalı programların çocuklar için daha fazla tehdit unsuru içerdiğini ifade eden Hergüner, bu sebeple her yaş grubundan çocuğun televizyon seyrederken yalnız bırakılmaması gerektiğini belirtti. Hergüner, 0-2 yaş arası çocuklara kesinlikle televizyon izlettirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, ‘’2-6 yaş arası çocuklara günde 45 dakikadan fazla televizyon seyrettirilmemeli. 6-12 yaş ise okula gittiği hafta içi en fazla 1 saat, hafta sonu da 1,5-2 saat televizyon izleyebilir’’ dedi.

Ebeveynlerin televizyonu uyuşturucu gibi kullanmaması gerektiği uyarısında bulunan Hergüner, şunları kaydetti: ‘’Çocuğun odasında asla ve asla televizyon olmamalı. Yurt dışında çocukların yüzde 40’nın odasında televizyon var. Bu oran bizde de giderek artıyor. Bu durum çocuğun kontrolsüz bir şekilde televizyon seyretmesine, uyku saatlerinin bozulmasına neden oluyor. Cinsellik ve şiddet içerikli çizgi film, dizi film ve programlar sadece çocuklar için değil, ergenler için de tehlike unsuru olabiliyor. Şiddet içerikli bir programı izleyen çocuk izlediği programın etkisinde kalarak kardeşine veya arkadaşına şiddet uygulayabiliyor, isteklerini bu şekilde elde etmeye çalışıyor. Bu nedenle çocuklar, 16 yaşına kadar mutlaka ve mutlaka ebeveynlerin kontrolünde televizyon izlemeliler. Ebeveynle birlikte televizyon izleme kültürünün yaygınlaştırılması gerekiyor. Uygunsuz bir sahne çıktığı zaman mutlaka müdahale edilmelidir.’’

Çocukların odasında televizyon olmasının çocuk gelişimi açısında da uygun olmadığını anlatan Hergüner, bir evde çok sayıda televizyon bulunmasının aile yapısını zorlayacağını, çocukların kendi odasında kendi televizyonun başında aileden habersiz büyümesine yol açacağını belirtti. Çocukların 7 yaşına kadar fantezi dünyasında yaşadığını söyleyen Hergüner, ‘’ben yaptım oldu’’ mantığıyla hareket eden çocukların bu dönemde neden-sonuç ilişkisi kuramadıklarını ifade etti. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklardan izledikleri programları anlatmalarını istemelerini vurgulayan Hergüner, ‘’8 yaşına kadar izlediği programdan bir kitap gibi ne anladığını sormalı ve programı özetlemesini istemeliyiz’’ diye konuştu. Hergüner, çocukların televizyon başında kalma sürelerinin kısaltılması gerektiğine dikkat çekerek, ebeveynler tarafından tercih edilen doğru-yanlış, iyi-kötü mesajının net olarak verildiği programların çocuklara izlettirilmesinin doğru olacağını kaydederek, ‘’Daha yavaş akan, şiddet unsuru içermeyen, çocuğa mesaj veren, toplumsal kuralları öğreten programlar izlettirilmeli’’ diye konuştu.

28.11.2010


 

Kumluca’da hasar tesbiti tamamlandı

Antalya’nın Kumluca ilçesinde önceki gece meydana gelen su baskınlarıyla ilgili hasar tesbit çalışmalarının tamamlandığı bildirildi.

Kumluca Kaymakamı Salih Işık yaptığı açıklamada, önceki akşam etkili olan sağanak yağış sonrası meydana gelen su baskınlarıyla ilgili hasar tesbit çalışmalarının ilk bölümünün tamamlandığını söyledi. Su baskınlarının 4 köy ve 6 mahallede etkili olduğunu vurgulayan Işık, su baskınlarının afet kapsamında olmadığını belirtti. Işık, ‘’Kumluca’da önceki gün akşam saatlerinden itibaren etkili olan sağanak yağış sonrası 4 köy ve 6 mahallemizde su baskınları meydana geldi. Su baskınıyla ilgili yapılan hasar tesbit çalışmalarında 57 çiftçimize ait 247 dekar tarım arazisi, bir vatandaşımıza ait 190 kovan arı, bazı vatandaşlarımızın evleri ve iş yerlerinde zarar olduğunu tesbit ettik’’ dedi. Kumluca Tarım ilçe Müdürü Erdem Erman da su baskınlarının afet kapsamında olmadığını bundan dolayı vatandaşlara herhangi bir yardımının söz konusu olmadığını söyledi. Sel, hortum, dolu gibi zararların sigorta kapsamında olduğunu vurgulayan Erman, tarım sigortası priminin yüzde 50’sinin devlet tarafından karşılandığını sözlerine ekledi.

28.11.2010


 

Fabrika yangınında faciadan dönüldü

RİZE'NİN Fındıklı ilçesindeki özel bir çay fabrikasında, oksijen kaynağından çıkan kıvılcımlarım çay ambarına sıçraması sonucu çıkan yangında, 17 işçi dumandan etkilendi.

Alınan bilgiye göre, ilçenin Hürriyet Mahallesi’ndeki bir çay fabrikasında işçilerin yaptığı bakım çalışması sırasında oksijen kaynağından çıkan kıvılcımların çay ambarına sıçraması sonucu yangın çıktı. Fındıklı Belediyesi itfaiye ekipleri müdahalesiyle söndürülen yangında maddî hasar meydana geldi. Yangın söndürme çalışmalarına katılan ve ambardaki kuru çayları dışarı çıkarmaya çalışırken dumandan etkilenen 17 işçi, Fındıklı Bölge Guatr Araştırma ve Tedavi Merkezinde kaldırıldı. İşçiler buradaki müdahalenin ardından Rize’deki hastanelere sevk edildi. Öte yandan, yangını görüntülemek için fabrikaya giren gazeteciler ile fabrika çalışanları arasında tartışma çıktı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine fabrika çalışanları, bazı gazetecileri darbeti.

28.11.2010


 

Toplum Destekli Polis’ten ‘güvenli hayat’ konferansı

YOZGAT'TA Emniyet Müdürlüğü Toplum Destekli Polis Büro Amirliği, ‘’Güvenlik hizmetlerinde toplumsal duyarlılığın arttırılması’’ projesi kapsamında mahalle sakinlerini bilgilendirdi.

Yozgat Toplum Destekli Polis Büro Amirliği tarafından gerçekleştirilen mahalle toplantılarının 6.’sı Karatepe Mahallesi’nde Müzeyyen Çokdeğerli İlköğretim Okulu’nda yapıldı. Toplantıya sosyal hizmet uzmanı Emel Ünal, İl Millî Eğitim Müdürlüğü Personeli Kadriye Oğuz, Aile Hekimi Dr. Mahmut Karatekin, Emniyet Amiri Volkan Kaplan, Gençlik ve Spor Müdürlüğünden Ferhat Aktaş katıldı. Toplantıda konuşan sosyal hizmet uzmanları aile içi şiddet ve çocuk eğitimi konusunda bilgiler verdi. Aile Hekimleri Dr. Mahmut Karatekin ve Dr. Kaya Şen, Yozgat’ta gölet ve barajın, çocuklar ve gençler için tehlikeli olduğunu, bu durumun bilinmesine rağmen serinlemek için yüzdüklerine dikkat çekti. Şen, “Kirazlı Göletinde iki çocuk maalesef boğularak öldü. Bu gibi durumlarla her zaman karşılaşabiliriz. Boğulma olayları ve günlük hayatta karşılanabilecek, zehirlenme, düşme, yaralanma ve bıçak kesikleri gibi konularda her zaman soğukkanlı hareket etmek gerekir” dedi. Emniyet Amiri Volkan Kaplan da asayiş yönünden Yozgat’ın huzur şehri olduğunu söyledi. Emniyet Müdürlüğü Toplum Destekli Polislik Büro Amiri Erdal Özbek, güvenlik hizmetlerine olan toplumsal katkıyı arttırarak, bu hizmetlerin etkin ve hızlı bir şekilde yürütülmesi, için Yozgat’ın bütün bu mahallelerinde bu toplantılara devam edeceklerini ifade etti.

28.11.2010


 

Vali, cep telefonuyla “duman avlıyor”

HAVA kirliği ile mücadelede radikal kararlar alan Isparta Valisi Ali Haydar Öner, makul sınırların üstünde duman çıkaran bacaları bizzat cep telefonuyla görüntüleyerek, kurumlara bildiriyor.

Vali Ali Haydar Öner, yaptığı açıklamada, Isparta’nın hava kirliliği konusunda ciddî sıkıntılar yaşadığını, ancak son iki yılda alınan radikal kararlarla hava kalitesinin düzeldiğini belirtti. Bu yıl daha etkin bir mücadele yürüteceklerini söyleyen Öner, havayı kirletenlere asla taviz vermeyeceklerini söyledi. Kendisinin de hava kirliliğine sebep olanlara yönelik tesbitler yaptığını anlatan Öner, ‘’Binaların bacalarından makul sınırın üzerinde duman çıkıyorsa, bunu cep telefonuyla fotoğraflıyorum ve ilgili kuruma gönderiyorum. Kurum da gerekli cezai işlemi yapıyor’’ dedi. Vali Öner, hava kirliliği konusunda vatandaşları daha duyarlı olmaya çağırdı.

28.11.2010


 

Suç örgütlerine göz açtırmadılar

KOCAELİ'DE yılın 10 ayında düzenlenen operasyonlarda 561 kilo esrar, 191 kilo eroin ele geçirildi, gözaltına alınan bin 161 kişiden 230’u tutuklandı.

Alınan bilgiye göre, Emniyet Müdürlüğü döneminde Erzurum ve Iğdır’da çok sayıda organize suç örgütünü çökerterek büyük bir başarı sağlayan Yusuf Çalkavur’un şu an başında bulunduğu Kocaeli Emniyeti suç örgütlerine göz açtırmıyor. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Narkotik Büro Amirliğince yılın 10 ayında uyuşturucu tacirlerine yönelik çeşitli tarihlerde 649 operasyon gerçekleştirildi. Operasyonlarda toplam 561 kilo 106 gram esrar, 191 kilo 189 gram eroin ele geçirildi, gözaltına alınan bin 161 kişiden de 230’u tutuklandı. Bir dönem suç örgütlerinin merkezi konumunda olan Kocaeli’de Organize Büro Amirliğince yapılan 45 operasyonda ise yakalanan 155 kişiden 21’i tutuklandı. 49 tabanca, bin 182 mermi, 49 şarjör, 352, sahte pasaport ve 358 sahte kimliğin ele geçirildiği operasyonlarda bazı iş adamlarını haraca bağlayan, çek-senet tahsilatı yapan suç örgütlerinin çökertildiği belirtildi. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri ise 31 operasyonda, 110 kişi gözaltına alındı, zanlılardan 24’ü tutuklandı. Malî Suçlarla Mücadele Büro Amirliğince yapılan 476 operasyonda ise 48 tarihî eser, 885 kilo tütün, 312 bin 622 paket kaçak sigara, 517 bin litre kaçak akaryakıt ele geçirilirdi, gözaltına alınan 956 kişiden 62’si tutuklanarak cezaevine gönderildi.

28.11.2010


 

Sokakta çalışan çocuklar okula döndü

SANAYİDE marka şehir olmasına rağmen eğitimde istenilen seviyeye ulaşamayan Gaziantep’te, eğitime cansuyu olacak projeler hayata geçiriliyor.

Çınar Eğitim Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (ÇINAR-DER) de Devlet Planlama Teşkilâtı tarafından yürütülen Sosyal Destek Programı (SODES) kapsamında şehirde önemli eğitim projelerine imza atıyor. Gaziantep’in eğitim kalitesini yükseltmek, yoksul ailelerin çocuklarına derslerinde yardımcı olmak ve sokakta çalışan çocukların eğitime yönlendirilmesi amacıyla ‘’Sokaktan Okula Okuldan Hayata’’ projesini hazırlayan ÇINAR-DER, yarısı kız çocuklarından oluşan 914 çocuğa gönüllü öğretmenler aracılığıyla temel eğitimlerini destekleyecek dersler verdi. Projenin koordinatörü Esabil Anıt, yaptığı açıklamada, Gaziantep’e yakışan bir eğitim hamlesi yapmak ve yardıma muhtaç insanlara cansuyu olabilmek amacıyla çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi. SODES kapsamında 2009’da ‘’Sokaktan Okula Okuldan Hayata’’ projelerinin kabul edildiğini hatırlatan Anıt, ‘’Bu proje kenar semtlerde maddî durumu olmayan ailelerin çocuklarına ufak da olsa derslerinde yardımcı olmak amacıyla yapıldı. Bütçesi 500 bin lira olan proje kapsamında 3 kurs merkezi açıldığını ifade eden Anıt, sokakta çalışmak zorunda kalan ve eğitime ara veren çocuklara da ulaştıklarını, okula tekrar kayıtlarını yaptırdıklarını belirtti.

28.11.2010


 

Bakan Çağlayan, Afrika seferine çıkıyor

9 ÜLKEYİ i kapsayan Afrika turuna çıkan Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, ‘’Afrika’ya safariye değil, ihracat ve yatırım seferine gidiyoruz.

Çantamızda, Türk sanayisinin iğneden ipliğe ürettiği her şey olacak’’ dedi.

Çağlayan’ın Afrika programı, bugün başlayacak ve 23 Aralık 2010 tarihine kadar aralıklarla devam edecek. Çağlayan, bu süre içerisinde 9 Afrika ülkesini ziyaret edecek. Bakan Çağlayan ilk olarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bugün Libya’ya gerçekleştireceği resmi programa iştirak edecek. Libya programının ardından 29 Kasım-3 Aralık tarihlerinde, Bakan Çağlayan’ın başkanlığında, özel sektör temsilcileri, ihracatçı birlikleri başkanları ve çeşitli sektörlerden işadamlarının bulunduğu 50 kişilik ticaret ve müteahhitlik heyeti ile Fas ve Tunus’a gidilecek.Fas’tan sonra Tunus’a geçecek olan Bakan Çağlayan, 12-17 Aralık tarihlerinde ise 5 günde 5 Sahra Altı Afrika ülkesini ziyaret edecek. Ziyarete, iş adamı örgütleri temsilcileri, ihracatçı birlik başkanları ve işadamlarından oluşan yaklaşık 100 kişilik ticaret ve müteahhitlik heyeti eşlik edecek.

İş Forumları, Devlet Başkanları, Başbakanlar ve Bakanlar düzeyinde ikili görüşmelerin gerçekleştirileceği programda, THY tarafından sağlanan özel uçakla sırasıyla, Nijerya, Gana, Fildişi Sahilleri, Ekvator Ginesi ve Angola’ya gidilecek. Bakan Çağlayan, yine işadamları heyetiyle birlikte 20 Aralık Pazartesi günü de Etiyopya’ya bir ziyaret yapacak. Bu ülkede de, Başbakan ve Bakanlarla resmi görüşmelerde bulunacak olan Bakan Çağlayan, İş Forumu’na katılacak ve 23 Aralık Perşembe günü Türkiye’ye dönecek. “SAFARİ DEĞİL, İHRACAT VE YATIRIM SEFERİ” DEVLET Bakanı Çağlayan, 9 Afrika ülkesini kapsayan gezisi ile ilgili yaptığı değerlendirmede, Afrika’ya Safariye değil, ihracat ve yatırım seferine gittiklerini belirtti. Çantalarında Türk sanayisinin iğneden ipliği ürettiği her şeyin olacağını kaydeden Çağlayan, Afrika ülkelerinin küresel ekonomi ile henüz tam olarak entegrasyon sağlayamadıkları için küresel krizden etkilenmediklerini ve büyümeye devam eden ülkeler durumunda bulunduklarını bildirdi.

28.11.2010


 

Mesleksizlik büyük dert

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, ‘’Bugün iş arayan insanların yüzde 60’tan fazlası herhangi bir mesleğe sahip görünmüyor. Çok ciddi bir mesleksizlik sorunu ile karşı karşıyayız’’ diyerek, bütün gençlere belirli bir mesleğe sahip olmalarını tavsiye etti.

ÇALIŞMA ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, iş arayanların yüzde 60’tan fazlasının herhangi bir mesleğe sahip olmadıklarını söyledi. Dinçer, AKP Mardin Milletvekili Cüneyt Yüksel’in verdiği akşam yemeğinde sivil toplum örgütleri, iş adamları ve esnafın sorunlarını dinledikten sonra yaptığı açıklamada, Türkiye’nin en önemli sorunlarından birinin istihdam olduğunu söyledi. Dinçer, istihdamın sosyal hayatın çok derin konularından biri olduğunu, bunun aslında bütün dünyanın karşı karşıya kaldığı bir sorun olduğunu ifade ederek, özellikle 2008 yılında başlayan krizin toplumların hepsinde sosyal olarak derin bir yara açtığını belirtti. İşsizliğin bütün dünyada arttığını söyleyen Dinçer, şöyle devam etti: ‘’Biz bunu daha kolay çözdük. Belki artışını önlemiş gibi görünüyoruz. Ama her haliyle işsizlik bizde ciddi bir sorun olarak gözüküyor. Nüfusumuzun genç olması sebebi ile her yıl iş gücü piyasasına yaklaşık 800 bin kişiyi dahil ediyoruz. Her yıl 800 bin kişi çalışabilecek yaşa geliyor. Bunların tamamı istihdam için piyasaya çıkıp iş aramıyorlar. Yüzde ellisi iş arıyor. Bugünkü rakamlarla yaklaşık yüzde ellisi de iş bulabiliyor.Batılı ülkeler ile mukayese edildiğinde istihdam oranlarımız çok düşük yüzde 50. “

“YÜZDE 1’LİK EKONOMİK BÜYÜME

100-120 BİN İSTİHDAM SAĞLAR’’

DİNÇER, istihdam sorununu çözmenin tek yolunun ülkenin ekonomisini geliştirmek ve büyütmek olduğunu belirtti. Ekonomik büyümenin en dinamik unsuru ve çekirdeğinin insanlar ve kentlerin yönetim yapıları olduğunu belirten Dinçer, ‘’Eğer ülke düzeyinde yüzde 1’lik bir ekonomik büyümeyi sağlarsak bunun ülkemizde yaratacağı istihdam kapasitesi yaklaşık 100-120 bin civarında insandır. Halbuki gelişmiş ülkelerde yüzde 1’lik ekonomik büyüme çok daha büyük oranlardadır’’ diye konuştu.

Dinçer, herkesin çok garantili iş peşinde koştuğunu, insanların, ‘’Kabiliyetimi geliştireyim, bilgili ve donanımlı olayım ki hangi işletmede olursa olsun iş bulayım’’ demek yerine ‘’Ben bir yerde garantili ömür boyu bir iş sahibi olayım’’ diye düşündüğünü ifade ederek, bu anlayışın istihdamı önleyen bir etki oluşturduğunu söyledi. ‘’Bugün iş arayan insanların yüzde 60’tan fazlası herhangi bir mesleğe sahip görünmüyor. Çok ciddi bir mesleksizlik sorunu ile karşı karşıyayız’’diyen Bakan Dinçer, bütün gençlere belirli bir mesleğe sahip olmalarını önerdi. Dinçer, geçtiğimiz yıl yaklaşık 167 bin kişiye meslek öğrettiklerini ve bu insanlardan yaklaşık 37 binini işe yerleştirdiklerini belirterek, bu yıl çok daha fazla insanı meslek sahibi yapacaklarını ve işe yerleştireceklerini bildirdi.

28.11.2010


 

Benzine yine yeni zam

Akaryakıt firmaları benzine 6-8 kuruş aralığında zam yaptı. Yapılan değişiklikle 3,69-3,71 lira arasında satılan 95 oktan kurşunsuz benzinin litresi İstanbul’da 3,78 liraya kadar yükseldi.

AKARYAKIT firmaları, benzine 6-8 kuruş aralığında zam yaptı. Pompaya yansıyan fiyat arttırımı kırsal motorin ve dizelde, sırasıyla 10 kuruş ve 7-8 kuruş olarak yansıdı. Zamdan sonra dizel araç kullananların en pahalıya depo doldurduğu şehir 3,15 lirayla Ankara oldu. Dün sabah yapılan değişiklikle 3,69-3,71 lira arasında satılan 95 oktan kurşunsuz benzinin litresi İstanbul’da 3,78 liraya kadar yükseldi. 2,92 liraya satılan kırsal motorin 3,03’liraya, 3,07 liraya satılan motorin ise 3,15 liraya fırladı.

28.11.2010


 

2011 bütçesi komisyondan geçti

2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edildi.

Görüşmeler sırasında CHP ve MHP’li milletvekillerinin memur maaşlarına yapılacak zammın artırılması için verdikleri önergeler reddedildi. Önergeler üzerindeki konuşmalara cevap veren Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, enflasyon ve bütçe imkanlarını dikkate alarak zam oranlarını belirlediklerini, oranların enflasyonun altında olmadığını belirtti. Şimşek, ‘’Bazı AB ülkelerinde bırakın maaş arttırmayı, memur ve emekli maaşları düşürülecek. Türkiye, bu ülkelerden çok daha iyi durumda. Biz en azından enflasyon ya da enflasyonun üzerinde zam yapıyoruz’’ diye konuştu. Görüşmeler sırasında AKP’li milletvekillerince verilen iki önerge kabul edildi. Buna göre, Sağlık Bakanlığına ait tüm ambulanslara kasko sigortası yapılacak. Sigorta bedeli Bakanlık bütçesinden karşılanacak. İl Özel idareleri ve belediyeler çok taraflı yatırım ve kalkınma bankalarından borçlanırken borç limitlerine tabi olmayacak. Bütçe tasarısının maddeleri ve tümü oylanarak kabul edildi. Böylece, 2011 yılı bütçesinin Plan ve Bütçe Komisyonunda üç hafta süren görüşmeleri tamamlandı.Bütçe tasarısının Aralık ayı ortalarına doğru TBMM Genel Kurulunda görüşülmesi bekleniyor.

28.11.2010


 

Meyve ve sebzenin outleti

SON yıllarda tekstil başta olmak üzere bir çok sektörde gördüğü outlet ürün satışı, şimdi meyve ve sebzede de uygulanmaya başlandı.

Makromarket Yönetim Kurulu Başkanı Şeref Songör, yaptığı açıklamada, perakende sektöründe, özellikle içinde bulunulan rekabetçi şartlarda, yenilikçi olmanın ve inovasyon geliştirmenin büyük önem taşıdığını belirtti. Makromarket olarak, işletme maliyetlerini düşürmek, daha verimli çalışmak ve kârlılığı arttırmaya yönelik bir çok yeni proje geliştirdiklerini anlatan Songör, bundan yola çıkarak, mağazalarında satılan meyve ve sebzede iade oranını düşürmek, israfı önlemek, aynı zamanda fiyat çeşitliliği sağlamak amacıyla outlet manav reyonu oluşturduklarını kaydetti. Marketlerde en fazla fire verilen ürün grubunun meyve ve sebze olduğunu vurgulayan Songör, outlet manav reyonunun manav satışlarını da arttırdığını belirti. Sogür, “Reyonu oluşturduktan sonra meyve ve sebzede iade oranımız neredeyse sıfırlara kadar indi. Sağlıksız bir durum olmadığı için herhangi bir sorun olmadı”diye konuştu.

28.11.2010


 

Yıl sonuna kadar 40 bin hayvan gelecek

ET ve Balık Kurumu (EBK) Genel Müdürü Bekir Ulubaş, Aralık ayı başında 6 bin baş hayvanı taşıyan ilk geminin İzmir Limanı’na yanaşacağını belirterek, ‘’Yıl sonuna kadar 40 bin baş hayvan Türkiye’ye gelecek’’ dedi.

Ulubaş, et sektörünün temsilcilerinin katılımıyla İzmir İl Tarım Müdürlüğünde düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, hayvancılık sektöründe yaşanan krizle birlikte başlanan et ithalatı kapsamında, 4,5 ayda 100 bin büyükbaş hayvanı keserek tüketiciye ulaştırdıklarını, hizmet verirken kar amacı gütmediklerini belirtti. EBK depolarının tamamen etle dolu olduğunu, 16 bin büyükbaş hayvanın ise kesilmek üzere padoklarda dinlendirildiğine dikkati çeken Ulubaş, şöyle konuştu: ‘’4 veya 5 Aralık’ta 6 bin baş hayvanı taşıyan ilk gemimiz İzmir Limanı’na yanaşacak. Hayvanları, İzmir, Aydın, Burdur ve Afyon’da hijyenik ortamda keserek tüketicilerle buluşturacağız. Pazar durumuna göre 16 Aralık’ta gelmesi planlanan ikinci gemideyse 18 bin baş hayvan olacak. Yıl sonuna kadar 40 bin baş hayvan Türkiye’ye gelecek. Özel sektör, şu ana kadar 50 bin baş hayvan getirdi. 340 bin tonun üzerinde de karkas taze soğutulmuş et ithalatı yetkisi aldı. Bu da süratle Türkiye’ye giriş yapıyor.’’

28.11.2010


 

Yanlış politikalar çiftçiyi tarımdan uzaklaştırdı

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Turhan Tuncer, uygulanan yanlış politikalarla çiftçinin tarımdan uzaklaştığı, ihracatın kısıtlandığı, ithalat yoluyla da döviz kaybı oluştuğunu savundu.

Tuncer, Oda tarafından düzenlenen ‘’ZMO 6. Öğrenci Kurultayı’’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin toprak ve su varlığı ile iklim şartları sebebiyle oldukça yüksek bir tarımsal potansiyele sahip olduğunu, bu potansiyel ve önemli pazarlara yakınlığı dikkate alındığında dünya tarımında önemli bir yere sahip olması gerektiğinin ortaya çıktığını söyledi. Uygulanan yanlış politikalarla bir yandan çiftçinin tarımdan uzaklaştığını, ihracatın kısıtlandığını, ithalat yoluyla da döviz kaybı oluştuğunu ifade eden Tuncer, ithalat yapılan ülkelerin çiftçilerinin ucuz girdi kullandırılarak desteklendiğini, bu sebeple Türk çiftçisinin rekabet edemeyeceği fiyatların oluştuğunu söyledi. Tuncer, bunun sebebini, ‘’Türkiye tarımının IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar tarafından biçimlendirilmesi’’ olarak açıkladı ve tarım sektöründe Türkiye’nin ihtiyaçlarına ve özgül ekolojik şartlarına uygun emek ve üretim odaklı programlar uygulanmadığı müddetçe bu sarmaldan kurtulmanın mümkün olmadığına işaret etti.

ZMO Öğrenci Temsilcisi Berkin Sarıefe ise tarım politikalarının gözden geçirilmesi ve yenilenmesi zorunluluğu bulunduğunu belirterek, ‘’Çiftçimize, tohumumuza, hayvanımıza ve sularımıza sahip çıkmalıyız’’ dedi. Kurultaya yurt genelindeki üniversitelere bağlı 36 Ziraat, Su Ürünleri ve Deniz Bilimleri fakülteleri ile Tütün Eksperliği Yüksek Okulundan 250’ye yakın öğrenci ve öğretim üyesi katıldı. Kurultayda, ‘’HES’ler, termik, nükleer santraller, hayvansal üretim, et ithalatı, GDO, su ürünleri ve balıkçılık, toprak koruma, tarım havzaları ve tarım politikaları konuları değerlendirilecek.

28.11.2010


 

Çatışmanın sebebi cehalet

Devlet Bakanı Mehmet Aydın, ‘’Medeniyetler çatışması bir kader değildir. Eğer çatışma varsa, bunun baş sebebi cehalettir. Sağlam bilgi olmadan, diyalog, boş konuşmadan ibaret kalır. İslâm medeniyeti hakkında sağlam bilgi üretmediğimizden, bugün bu büyük medeniyet töhmet altındadır’’ dedi.

Devlet Bakanı Mehmet Aydın, ‘’Medeniyetler çatışması bir kader değildir. Eğer çatışma varsa bunu baş sebebi cehalettir. Sağlam bilgi olmadan diyalog boş konuşmadan ibaret kalır” dedi

Dolmabahçe’deki Başbakanlık Çalışma Ofisinde düzenlenen Medeniyetler İttifakı İstanbul Konferansının Kasım ayı konuğu Katar Emiresi ve Medeniyetler İttifakı Yüksek Düzeyli Grup Üyesi Şeyha Mozah oldu. Konferansın açılışında konuşan Bakan Aydın, büyük uluslar arası kuruluşların Medeniyetler İttifakı projesini desteklediğini ifade ederek, projenin her kesimden büyük ilgi gördüğünü, Türkiye’nin son bir yılda konuyla ilgili 70 civarında projeye imza attığını söyledi. Mehmet Aydın, girişimin bütüncül bir bakış açısıyla olaylara yaklaştığı vurgulayarak, şöyle konuştu:

‘’Kültür artık eskisinden daha önemli. Kültür olmadan ekonomik büyümenin adı kalkınma olamaz. Zira kalkınma, bizde tekâmül anlamına gelmektedir. Ekonominin insanî olabilmesi için medeniyet ve kültür değerleriyle birlikte yürümesi gerekir. Bu politik bir projedir de aynı zamanda. Medeniyetler çatışması bir kader değildir. Eğer çatışma varsa bunu baş sebebi cehalettir. Sağlam bilgi olmadan diyalog boş konuşmadan ibaret kalır. İslâm medeniyeti hakkında sağlam bilgi üretmediğimizden bugün bu büyük medeniyet töhmet altındadır. Medeniyet ve kültür konuları bazen siyasi bir perde olarak da kullanılıyor. Meselâ ülkenizi demokratikleştireceğiz diye geliyorlar. Aslında amaç sömürmektir. Medeniyetler İttifakını başka büyük projelerin başlangıcı olarak görenler var. Bu Projenin bahsedildiği gibi ‘Büyük Ortadoğu Projesi‘ ile alâkası yoktur. Söz konusu projenin bir parçası değildir. Bunun gerçekle bir ilgisi yoktur.”

28.11.2010


 

YÖK de değişecek

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, genel seçimler sonrasında yapılacak Anayasa değişikliğine göre, ‘’Biz Anayasa’daki ruha ve felsefeye bağlı olarak kendi değişikliklerimizi gerçekleştireceğiz’’ dedi ve bunula ilgili olarak YÖK’te bir komisyon kurulduğunu ve bu kapsamda çalışmaların başlatıldığını söyledi.

YÖK’de değişim seçimden sonra YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, YÖK’teki yeniden yapılandırmanın genel seçimler sonrasında yapılacak Anayasa değişikliğine göre olacağını belirterek, YÖK’te bir komisyon kurulduğunu ve bu kapsamda çalışmaların başlatıldığını söyledi. AB ve Akdeniz bölgesindeki üniversitelerin sorunlarının belirlenip, çözüm yollarının bulunması, akademik ve sosyal işbirliğinin sürdürülmesi için oluşturulan EMUNI Üniversitesi’nin 3. Genel Kurulu Hacettepe Üniversitesi Kültür Merkezi’nde yapıldı. Özcan, Genel Kurul’dan ayrılırken gazetecilerin, ‘’YÖK’ün yeniden yapılandırılması’’ konusundaki soruları üzerine, uzun süredir YÖK’te bazı önemli değişiklikler yapılmasını planladıklarını anlattı. En çok aksayan hususları düzeltmeyi amaçladıklarını dile getiren YÖK Başkanı Özcan, ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim sonrasında yeni bir Anayasa hazırlanacağını açıklaması üzerine, yapılandırma çalışmalarını bu yönde daha kapsamlı hale getirdiklerini söyledi. Çalışmalar doğrultusunda YÖK’te bir komisyon kurduklarını ifade eden Özcan, en yakın zamanda daha önceki çalışmaları da gözönüne alarak yeni bir çalışma yapacaklarını kaydetti. Yusuf Ziya Özcan, bir soru üzerine, YÖK’ün isminin de logosunun da değişebileceğine işaret etti. Anayasa değiştiğinde YÖK ile ilgili maddelerin de değişme ihtimali olduğunun altını çizen Özcan, ‘’Biz Anayasa’daki ruha ve felsefeye bağlı olarak kendi değişikliklerimizi gerçekleştireceğiz’’ diye konuştu.

Özcan, ‘’Yeniden yapılandırma seçim sonrasına kaldı diyebilir miyiz?’’ sorusuna, ‘’Evet, o çerçevede gerçekleşecek’’ cevabını verdi. Rektörlerin atanmasına ilişkin bir soru üzerine Özcan, ‘’Şimdiye kadar yapılan tartışmalar içinde mütevelli heyeti gibi bir fikir ağırlık bastı. Zannediyorum o fikri yansıtırız’’ değerlendirmesinde bulundu. YÖK Başkanı Özcan, bir başka soruyu cevaplarken, gerek YÖK Başkanı’nın, gerek rektörlerin, gerek YÖK’ün yetkilerinin azaltılacağını vurguladı. Özcan, çalışmaların asıl hedefin, ‘’YÖK’ü sadece denetleme, düzenleme yapan ve yükseköğretim politikalarını belirleyen bir kurum haline getirmek’’ olduğunu sözlerine ekledi.

28.11.2010


 

Sanık avukatı: JİTEM varsa kuranlar da yargılansın

Diyarbakır’da hakkında birleştirilme kararı verilen 11 sanıklı ‘’JİTEM’’ dâvâsı ile aralarında ‘’Yeşil’’ kod adlı Mahmut Yıldırım ve itirafçı Abdulkadir Aygan’ın da bulunduğu 5 sanıklı dâvânın duruşmasına 6. Ağır Ceza Mahkemesinde önceki gün devam edildi.

Sanık avukatlarından Ayhan Tayar, sanıklara atılı olayların itirafçı Abdulkadir Aygan’ın ifadelerinin bulunduğu ‘’İtirafçı’’ adlı kitaba dayandırıldığını savundu. Kitabin objektif olduğunu ve bütün doğruları yansıttığını düşünmediğini ifade eden Tayar, şöyle dedi: ‘’Eğer iddia edildiği gibi adı JİTEM başkaca ne olursa olsun yasadışı bir örgüt var ise ve bu örgüt yasadışı bir takım faaliyetlerde bulunmuş ise bu örgütün emir verenleri olarak komuta kademesindeki kişiler ile siyasî görevlilerinde burada yargılanmaları gerekir. Bu nedenle biz suç tarihlerindeki söz konusu görevlilerle ilgili de gereğinin taktir ve ifası için suç duyurusunda bulunuyoruz.’’ Müdahil avukatlardan Tahir Elçi de emir veren ve bu yapının üst kademelerinde yer alan kişilerin yargılanması gerektiğini anlatarak, ‘’Bu yapı içerisinde yer alan Arif Doğan, Cem Ersever, Şaban Doğan ve Hikmet Köksal’ın da yargılanmaları gerektiğini çeşitli defalar ifade ettik, ancak bu konuda Genelkurmay Başkanlığı, Cumhuriyet savcıları ve mahkemeler bir girişimde bulunmadı’’ dedi. Mahkeme verdiği kısa bir aranın ardından sanıklardan Abdulkadir Aygan hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi. Müdahil avukatların, sanıkların tutuklanması yönündeki talebin reddine karar veren mahkeme duruşmayı erteledi.

28.11.2010


 

En önemli sorunlardan biri ifade özgürlüğü

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç, Türkiye’nin en önemli sorunlarından birinin ifade özgürlüğü olduğunu belirtti.

Orhan Erinç, TGC ve Konrad Adenauer Vakfının düzenlediği ‘’Yerel Medya Eğitim Seminerleri’’nin ‘’Geleneksel Yıl Sonu Değerlendirme Toplantısı’’nın kapanışında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin en önemli sorunlarından birinin ifade özgürlüğü olduğunu belirterek, ‘’Ancak bu sorun, yalnızca gazetecilerin sorunu değildir. İfade özgürlüğü, halkın bilgilendirme hakkının kullanılmasının önündeki en önemli sorundur’’ dedi. Önceki gün düzenledikleri toplantıda konuşan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın verdiği bilgilerin, ifade özgürlüğü konusunda çalışmalar yapıldığını bir kez daha ortaya koyduğuna işaret ettiğini belirten Erinç, şunları söyledi: ‘’Ancak çalışmaların içeriği konusunda henüz bilgi sahibi değiliz. Çünkü yasalar yapılırken üzerinde fazla durulmadan kullanılan kimi sözcükler ‘ve-veya’ gibi bağlantı sözcükleri, umulanın dışında sonuç verme gibi bir tehlike yaratıyor. Nitekim, 2004 yılı öncesinde ve 2004 yılında, Türk Ceza Yasası’nda yapılacak değişiklerle ilgili TCG’nin 26 maddeye yönelik eleştirileri, bugün içinde yaşadığımız sıkıntının, o eleştiriler veya öneriler dikkate alınmadığı için yaşandığının da bir başka göstergesi oldu.’’

28.11.2010


 

OYAK'a imtiyazlar ne zaman bitecek?

OYAK’a bağlı şirketler vergilerini ödemekte, ancak OYAK’ın kendisi her türlü vergiden (gelir, kurumlar, veraset ve intikal vergileri, damga vergisi) muaf tutulmaktadır.

MAAŞ KESİNTİLERİ Üyelerin maaşlarından yapılan zorunlu kesintiler maliyetsiz sıcak para kaynağı oluşturmaktadır. Bu nakit girişi özellikle kriz ortamlarında büyük avantaj sağlamaktadır. NEMA ÖDEMELERİ Yedek subay maaşlarından yapılan kesintilerin hiçbir hizmet karşılığı yoktur. Yapılan kesintilere verilen nema, enflasyon altında tutuldu. OYAK’IN MALLARI Yasa gereği OYAK mallarının “devlet malı statüsünde” olması haczedilemeyecekleri anlamına geldiğinden, bu da ayrıcalıklı bir durumdur. ASKERî İDARî YARGIYA TABİ Üyeleriyle olan ilişkileri Askerî İdarî Yargı yetkisine alındığından, zorunlu üyeliğin iptali talebi veya astsubaylara emeklilikten sonra da nema ödenmesi talebi reddedildi. oyak, demokrasi önünde engel Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK)… Bir yardımlaşma sandığı şeklinde kurulan bu kurum, Türkiye demokrasi tarihinde derin izler bırakmaya namzettir. Ve demokrasiyi nasıl yaralı hale soktuğu ise gün geçtikçe daha net bir şekilde görülüyor. Ancak, bugün bile, OYAK’ın gerçek kimliği tartışılamaz durumdadır. Bunun sebebi, ekonomik bir güç olduğu kadar, Askeriye’yi de arkasına alması mıdır dersiniz? Dünyanın ekonomik kriz yaşadığı bir dönemde, Türk ekonomisinin, neredeyse önde giden aktörüne müdahale etmek ne getirir? Ancak tartışılması gereken bir gerçek varsa, o da OYAK’ın yapısı ve Türkiye’ye üzerindeki etkileridir.

Biz de bu hafta OYAK’ı yakından inceleyen Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi İsmet Akça’nın makalelerinden yola çıkarak, OYAK’ı tanıtan bir yazı çalışması yaptık. Ortaya koyduğumuz soruların cevapları Akça’nın OYAK üzerine yazdığı yazılarından alıntılanmıştır. Yani bir röportaj değildir. İsmet Akça’ya askerî harcamalar konusunda yaptığı titiz çalışmalarından dolayı teşekkürü bir borç biliyoruz.

OYAK MEŞRÛİYETİNİ NERDEN ALMIŞTIR?

OYAK, cumhuriyet tarihinin 27 Mayıs 1960’ta gerçekleştirilen ilk askerî darbesinin hemen ardından, 3 Ocak 1961’de Millî Birlik Komitesi tarafından kabul edilen 205 Sayılı Yasa ile kurulmuştur. Yani varlığını olağandışı bir dönemin yasama faaliyetine borçludur. Buna rağmen, söz konusu yasa Türkiye tarihinin en dokunulmaz yasalarından biri konumunda olduğu gibi, OYAK’ın varlığı da o günlerden bugünlere olağanlaştırılmıştır.

27 Mayıs darbesinin toplumsal destek tabanını oluşturan kesimlerden askerler, bürokrasi, entelijansiya ve dönemin burjuvazisi, OYAK’ın kurulma sürecini–her biri farklı rasyonellerle de olsa–desteklemiş ve ilk dönemde yetkili kurullarda görev almışlardır. Dönemin askerî iktidarı, OYAK Kanunu’nu bu şekilde gerekçelendirmiştir: Ordu mensuplarına emekli olduklarında “ancak mütevazı geçim şartları” sağlanabilmesi, “kendi içtimaî seviyelerine uygun bir hayat seviyesi temin edememe”leri sebebiyle ve “istikbal endişesinden kurtularak maddî ve manevî huzura kavuşmaları” için OYAK kanunu hazırlanmıştır. Bu gerekçeler, Türkiye’de ordu mensuplarının kendilerini “ayrıcalıklı bir zümre olarak görme” hallerini yansıtmaktadır.

OYAK SİVİL BİR KURULUŞ MUDUR?

Kurumun orduyla bağını silikleştirme adına sivilliği vurgulayan söylemleri, son yıllarda, özellikle dikkati çekmekte… Ancak, kurumun üyelerine ve idarî yapısına bakıldığında askerlerin hâkimiyeti açıktır. Kurumun daimî üyeleri aslen TSK kadrolarında görevli subay, astsubay ve askerî memurlardır. Bunların üyelikleri mecburidir ve mevcut 250 binin üzerindeki üyenin büyük çoğunluğunu oluşturmaktadırlar. Zorunlu askerlik hizmetindeki yedek subaylar ise geçici üyedirler.

2001 yılına kadar OYAK faaliyetlerinin denetimi sadece kurum kanununda öngörülen denetleme kurulunca yapılmışken, 2001’den itibaren buna ek olarak özel denetleme şirketlerine de malî denetim yaptırılmaktadır. Bu noktada, şunu da belirtmek gerekir ki, OYAK’a bağlı şirketler sivil profesyoneller tarafından yönetilmektedir, Şirketlerin yönetim kurullarında emekli subaylar da yer almakla birlikte, sayılarına dair tam bir bilgi elimizde bulunmamaktadır.

OYAK SOSYAL GÜVENLİK KURULUŞU MU, YOKSA HOLDİNG Mİ?

OYAK, bir sosyal güvenlik kuruluşundan çok, üretim, ticaret, hizmet ve finans sektörlerindeki yatırımları üzerinden işleyen bir sermaye grubudur. Bu durum daha kuruluş yasasından itibaren öngörülmüştür. Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur gibi diğer sosyal güvenlik kuruluşlarıyla karşılaştırıldığında, serbest fonların kullanımında gelir gayeli yatırımlar yapma açısından diğerlerine tanınmayan serbestlik OYAK’a tanınmıştır.

Kurumun gelir kaynakları ve harcamaları açısından da iktisadî yatırımları başta gelmektedir. Aslında, OYAK’ı OYAK yapan aslî faaliyetin holding gibi çalışması olduğu, kurum tarafından da açıkça dile getirilmektedir. OYAK’ın misyonu şöyle tanımlanmaktadır: “OYAK, bir yandan üyelerce arzulanan hizmetleri bir şirket anlayışı içinde en üst standartlarda sağlarken, diğer yandan da üyelerine en çok nemayı sağlamaya yönelik olarak […] bir holding yaklaşımı çerçevesinde portföy ve iştirak yatırımları yapan, tüm faaliyetlerinde aktüeryal dengeyi öncelikle gözeten bir sosyal yardımlaşma kurumudur.” Sonuç olarak, üye yapısı, karar alıcı organlarının yapısı ve başlıca faaliyet alanı gözönüne alındığında, OYAK’ı, öncelikle bir “askerî holding” olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır.

ASKERÎ HOLDİNG OLARAK OYAK’IN İŞ YAPTIĞI ALANLAR NELERDİR?

Bugün OYAK, 29’u doğrudan olmak üzere, toplam 60 şirketi bünyesinde barındıran dev bir holding yapısıdır. OYAK yatırımları ve gelirleri hiçbir biçimde askerî harcamalar ve projeler için kullanılmamakta, OYAK ekonominin sınaî üretim, finans ve hizmet sektörlerinde yatırım yapmaktadır. OYAK’ın yatırımları bugün itibariyle başta otomotiv, çimento, demir-çelik olmak üzere finans, enerji, madencilik, ziraî ilâçlar, gıda, inşaat, nakliyat-lojistik, iç ve dış ticaret, özel güvenlik, teknoloji-bilişim, turizm gibi sektörlere yayılmıştır. Bu şirketlerden birçoğu, Türkiye’nin en büyük ve en kârlı iktisadî kuruluşları arasında yer almaktadır. OYAK, kuruluşundan bugüne, yerli ve yabancı büyük sermaye gruplarının yanı sıra, kamu iktisadî teşekkülleriyle de çeşitli düzeylerde ortaklıklar kurmuştur. Şu anki ortaklıkları arasında Renault, STEAG-AG, Nuh Holding, Eti Holding, Halkbank ve SSK yer almaktadır. Geçen 49 sene zarfında ortaklık ilişkisine girdiği şirketler arasında, Axa, Goodyear, Elf gibi dünya sermaye devlerinin yanı sıra, Sabancı, Koç, Yaşar Holding, Gama, Yapı Kredi Bankası, Garanti Bankası, Kutlutaş Holding, Alarko, Cerrahoğulları gibi büyük yerli sermaye grupları ve Ziraat Bankası, TPAO, Petkim gibi kamu iktisadî teşekkülleri de yer almıştır. OYAK’ın Türkiye’nin ilk beş büyük holdingi arasında olduğunu söyleyebiliriz. 2001-2004 yılları arasında OYAK, KOÇ ve SABANCI arasında yapılan kârlılık karşılaştırmasında OYAK’ın Türkiye’nin en kârlı holdingi olduğu ilân edilmiştir.

EKONOMİK AKTÖRLER ARASINDA OYAK’IN İMTİYAZLI TARAFLARI VAR MI?

OYAK’ın bazı yasal ayrıcalıkları, hiç şüphe yok ki, OYAK için bazı avantajlar oluşturmuştur.

Birincisi, “vergi muafiyetleridir.” OYAK’a bağlı şirketler vergilerini ödemekte, ancak OYAK’ın kendisi her türlü vergiden (gelir, kurumlar, veraset ve intikal vergileri, damga vergisi) muaf tutulmaktadır.

İkincisi, üyelerin maaşlarından yapılan zorunlu kesintiler maliyetsiz sıcak para kaynağı oluşturmaktadır. Bu nakit girişi özellikle kriz ortamlarında büyük avantaj sağlamaktadır.

Ayrıca, yedek subay maaşlarından yapılan kesintilerin hiçbir hizmet karşılığı yoktur. Buna ek olarak, yapılan kesintilere verilen nema, 1990’ların ortalarına kadar enflasyon altında tutulduğundan, bu da ayrıca bir avantaj sağlamıştır.

Üçüncüsü, yasası gereği OYAK mallarının “devlet malı statüsünde” olması haczedilemeyecekleri anlamına geldiğinden, bu da ayrıcalıklı bir durumdur.

Dördüncü olarak da, üyeleriyle olan ilişkileri askerî, idarî yargı yetkisine alındığından, zorunlu üyeliğin iptali talebi veya Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği’nin (TEMAD) emeklilikten sonra da nema ödenmesi talebi gibi dâvâlarda kurum lehine verilen kararlar, üyelerin eleştirilerine karşı korunma sağlamaktadır.

ASKERÎ HOLDİNG OLMASI PSİKOLOJİK OLARAK EKONOMİ ALANINDA BİR BASKIYA NEDEN OLMAKTA MIDIR?

İktisadi ilişkilerin siyasal güç ilişkilerinden bağımsız olmadığı düşünüldüğünde, OYAK’a has bir başka avantaj, ordunun siyasî gücünün iktisadî alana etki potansiyelinin yüksek oluşudur. Bu çerçevede, batık şirketlerinin kamu iktisadî kuruluşlarına devri, kamu kuruluşlarıyla ortaklıklar, bu sayede kamu ihaleleri kazanma ve kamu kaynaklarından faydalanma, bu etkinin görüldüğü mekanizmalardır. Meselenin bu boyutunu ampirik olarak her durumda göstermek, zor olmakla birlikte, hem bazı açık örnekler mevcuttur, hem de bazı örnek olaylarda buna dair güçlü karineler bulunmaktadır.

LİBERAL BİR EKONOMİDE AT KOŞTURAN OYAK MİLLÎ ÇIKARLARI NE KADAR

DÜŞÜNMÜŞ OLABİLİR?

Bütün bu süreçte OYAK, neoliberal birikim stratejileriyle kendi tikel çıkarlarını azamileştirirken, bunu ulusal güvenlik, ulusal çıkar retoriğiyle de bezemiştir. Özelleştirme kapsamında 2005 sonunda Erdemir’in satın alınma süreci buna dair çarpıcı bir örnektir. Bu süreçte hem OYAK yönetimi, hem de kamuoyu Erdemir’in ulusal güvenlik açısından stratejik öneminden dem vurmuş, özelleştirilse bile Erdemir’in ulusal sermayenin elinde kalması gerektiği ileri sürülmüş, kısacası Erdemir’in OYAK tarafından alınması, gerek TOBB’dan Maden-İş’e çeşitli kurumlar tarafından, gerekse medyada coşkuyla karşılanmıştır. Ulusalcı retorik neoliberal sermaye birikim stratejisinin hizmetine sokulmuş ve böylece 2003 kârı OYAK’ın o dönemdeki 40 şirketinin toplam kârına eşit olan Türkiye’nin en kârlı üçüncü şirketi, kamudan OYAK’a geçmiştir. Eylül 2005’te Antalya’da gerçekleşen OYAK İş Ortakları Toplantısı’nda kırmızı beyaz tişört giyerek ulusal açıdan stratejik önemi haiz şirketlerin yabancılara satılmaması teziyle milliyetçi mobilizasyon oluşturan OYAK, demir-çelikte kısa bir süre sonra Arcelor ile ortaklık görüşmelerine soyunmuş, bankacılıkta ise, Türkiye finans sektörünün “topyekûn gayri millileşmesini” pek de dert etmemiş ve Sümerbank’ı çok ucuza alıp Oyakbank’ı büyüttükten sonra bu bankayı 2,7 milyar dolara (o güne kadarki en yüksek meblağlı banka satışıdır) Hollandalı ING grubuna satmıştır.

ASKERÎ BİR HOLDİNG OLARAK OYAK

TÜRKİYE’DE NE GİBİ SORUNLARA SEBEP OLMUŞTUR?

İfade edilmesi gereken ilk nokta; orduların iktisadî aktör olarak var olmalarının, modern ekonomilerin en temel özelliklerinden biri olan, silahı tutan güç ile iktisadî faaliyette bulunan güç arasında tarihsel olarak kurulmuş ayrıma aykırı bir durum teşkil etmesidir. Sonuçta orduların şu ya da bu kurumsal yapılanma üzerinden doğrudan bir iktisadî aktör olarak kendi aslî işlevlerinin dışındaki alanlarda var olmaları, çağdaş demokrasinin asgarî gerekliliklerine aykırıdır.

İkinci sonuç; OYAK’ın, Türkiye’de askerlerin özellikle “12 Eylül sonrasından günümüze kadar, giderek daha fazla kendi içine kapalı ve kendi kendini üreten bir toplumsal zümre” haline gelmelerinde önemli bir rolü olmasıdır. Bir başka deyişle, OYAK etkisiyle (emeklilik yardımı, ucuz konut ve borç kredileri) askerî personelin, özellikle de subayların, gündelik hayat pratikleri orta ve üst orta sınıf hayatlara tekabül etmektedir. OYAK yetkilileri bu hayatı, üyelere “bir ev, bir araba” formülüyle özetlemektedirler. Bir toplumsal zümre olarak varoluşu besleyen başka iktisadî mekanizmalar da devrededir: Orduevleri, sosyal tesis, lojman gibi, askerlere diğer kamu personeline kıyasla daha geniş imkânlar tanıyan “aynî ayrıcalıklar”dır bunlar. Bu açıdan OYAK, 1960 ve 1970’lerde bozulmuş olan askerî iç hiyerarşi, disiplin ve bütünlüğü yeniden tesis etmeye yönelik sosyoekonomik bir araç işlevi de görmüştür.

Neoliberal iktisadî ve sosyal politikaların 1980 sonrasında derinleştirdiği yoksulluk ve yoksunluk bağlamında TSK’nın ayrıcalıklı toplumsal zümre halinin pekişmesi, pretoryen ordu modelini güçlendirmekte ve Türkiye’de demokrasinin normalleşmesini engelleyici bir unsur olarak durmaktadır.

Üçüncü sonuç; OYAK’ın paradoksal etkileriyle ilgilidir. OYAK’ın üyelerine yukarıda dile getirdiğimiz malî imkânları sunması, ilk bakışta ordu içinde belirli bir entegrasyonu sağlar gibi görünse de, ayrıcalıklı zümre avantajlarından bütün ordu mensuplarınca eşit şekilde faydalanılamadığı dikkate alındığında, tam tersi bir etkiyle ordu içinde yeni bölünmelere de yol açmıştır. OYAK’ın temsil ettiği büyük ekonomik pasta, bu pastadan pay alma noktasındaki çatışmaları da tetiklemektedir. Meselâ, alt ve orta rütbeli subayların OYAK yönetimini kontrol altında tutan üst rütbeli subaylara yönelttikleri, kurumun üye istekleri dışında faaliyet gösterdiği, sosyal hak ve hizmetlerin yetersiz olduğu, sosyal hizmetten ziyade holding yatırımlarına ağırlık verildiği, emeklilikten sonra kurum nemalarından faydalanılamadığı şeklindeki eleştiriler, yıllar zarfında hep gündemde kalmıştır.

Bir başka örnek ise; “ordunun proleterleri” olarak adlandırılan astsubayların OYAK’a yönelik eleştirileridir. TEMAD (Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği) üzerinden eleştirilerini son yıllarda açıkça kamusal alana taşıyan emekli astsubaylar, OYAK üyelerinin dörtte üçünü kendilerinin oluşturmasına ve yasal kesintilerin % 55 ila 60’ının astsubaylardan yapılmasına rağmen, astsubayların kurumun imkânlarından faydalanamadıklarını belirtmekte, OYAK ve iştiraklerinin yönetim kurullarında yer almayı talep etmektedirler. Bunun yanı sıra, emeklilikle beraber kurumla ilişkinin kopması sonucu, eski üyelerin ileri tarihli OYAK kazançlarında sahip oldukları haklardan faydalanamamalarını da eleştirmekteler. TEMAD’ın sivil idarî yargıda açtığı dâvâlar askerî, idarî yargıya havale edilmiş ve bir sonuç alınamaması üzerine TEMAD 10 Eylül 2007’de AİHM’e şikâyette bulunmuş ve mahkeme bir süre önce dâvâ başvurusunu kabul etmiştir.

Dördüncüsü; OYAK’ın varlığı üzerinden TSK sosyoekonomik iktidar ilişkilerinin içine daha fazla çekilmekte ve bu ilişkilerde açıkça ve doğrudan bir taraf olarak yer almaktadır.

Nasıl ki, ordunun politik aktör olarak siyasal süreçlerde yer alması politik tarafsızlık iddiasına halel getiriyorsa, doğrudan iktisadî bir aktör olarak da sosyoekonomik iktidar ilişkileri içinde yer alması sosyoekonomik aktörler nezdindeki tarafsızlık iddiasına halel getirmektedir.

OYAK’ın varlığı üzerinden ordu, Türkiye’deki sermaye grupları arasındaki çeşitli bölünme eksenlerinin de doğrudan parçası olarak görülmektedir. Bu bölünmeler, şirketler, sektörler, küçük-orta ve büyük sermaye, “İslâmî-laik” sermaye gibi çeşitli eksenlerde olabildiği gibi, OYAK kendisini başka holdinglerle kıyasladığında da tezahür edebilmektedir. Kısacası, ister siyasî, ister iktisadî alanda olsun, TSK’nın pretoryen pratikleri, kendi meşruiyet söyleminde sıklıkla yinelediği “partiler üstü, sınıflar üstü, siyaset üstü” olma iddiasının altını doğrudan oymaktadır. TSK’yı dar sosyopolitik ve sosyoekonomik iktidar ilişkilerinin içine çeken bu pratikler, kendi iç işleyiş ve yapılanmalarını da olumsuz etkilemektedir.

AB-OYAK İLİŞKİSİ NE DURUMDADIR?

OYAK’ın oluşturduğu sonuçların AB ile uyum süreciyle ilişkisinden bahsetmek önemlidir, zira Türkiye’deki pretoryen yapının liberal demokratik asker-sivil ilişkileri doğrultusunda reforme edilmesi adımlarında AB uyum reformları önemli bir kaldıraç işlevi görmüştür. Bu gerçeğe rağmen, AB ilerleme raporlarının hiçbirinde OYAK gündeme gelmemiştir. 2005 yılında AB’nin beş ana kurumundan biri olan Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi (iş adamları, işçiler, çiftçiler, kooperatifler üzerinden sosyal grupların temsil edildiği 222 üyeli bir komite), AB Konseyi Aralık 2004 toplantısına yönelik olarak hazırladığı bir raporun ilk taslağında askerî harcamaların denetiminin yanı sıra, OYAK’ı da üyelik sürecinde reforma ihtiyaç gösteren alanlardan biri olarak tanımlamıştır; ancak daha sonra hem OYAK’ın, hem de dönemin İSO Başkanı Hüsamettin Kavi’nin, Avrupa Birliği Ekonomik ve Sosyal Komitesi, Karma İstişare Konseyi (KİK) Eşbaşkanı sıfatıyla yaptığı girişimler sonrasında OYAK kısmı rapordan çıkarılmıştır. Ayrıca OYAK, 2003 yılından beri, AB Ek Emeklilik Fonları Dernekleri Federasyonu European Federation for Retirement Provision’ın da üyesidir. Herhangi bir AB ülkesi ordusunun OYAK gibi bir yapıya sahip olması tahayyül bile edilemezken, bu konunun, orduların demokratik denetim ve düzenlemelere tâbi tutulması gereğinin bir parçası olarak görülmemesi ya tutarsızlıkla, ya da güç ve çıkar ilişkileriyle açıklanabilir. OYAK’ın başta Renault ile onyıllardır süren ortaklığı, AXA grubuyla uzun yıllar sürmüş ortaklığı, Almanya savaş sanayiinin ihracatında %15’lik payla Türkiye’nin birinci sırada yer alıyor oluşu, bu çıkar ilişkilerinin en göze çarpanlarıdır.

H. HÜSEYİN KEMAL

[email protected]

28.11.2010


 

Kur’ân-ı Kerim en sağlam kulp

Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Zeki Duman, Kur’ân-ı Kerim’in, ona tutunan hiçbir eli bırakmayan en sağlam kulp olduğunu söyledi.

Kur’ân, akla hitab ediyor ERCİYES Üniversitesi (EÜ) İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Zeki Duman, Kur’ân-ı Kerim’in, ona tutunan hiçbir eli bırakmayan en sağlam kulp olduğunu söyledi. Prof. Dr. Duman, Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) Kültür Merkezi’nde ‘’Kur’ân'ı Anlamada Temel İlkeler’’ konulu konferans verdi. Duman, Allah kelâmı olan Kur’ân'ın insanlığın ihtiyaçlarına cevap vermek üzere indirilmiş kutsal kitap olduğunu ifade etti. Kur’ân-ı Kerim’in yazıldığı dönemde sahabelerin, günümüzde de insanların ihtiyaçlarına cevap verdiğini vurgulayan Duman, Kur’ân-ı Kerim gibi, yıllar sonra da insanların ihtiyaçlarını karşılayacak, aynı tesiri, aynı etkiyi yapacak bir kitabın yazılamayacağını aktardı.

İndirildiği dönem hakkında bilgi veren, Kur’ân-ı Kerim’in ilâhî bir rehber olduğunu belirten Duman, ‘’Karanlık Çağ olarak bilinen Orta Çağ böyle bir kitabı bekliyordu’’ dedi. Kur’ân-ı Kerim’i, ona tutunan hiçbir eli bırakmayan en sağlam kulp olarak tanımlayan Duman, özellikle aklı ön planda tuttuğunu, insanları, düşünerek hakkı ve doğruyu bulmaya teşvik ettiğini anlattı.

Kur’ân-ı Kerim’e yaklaşımda yanlış yapılan tefsirlerin etkisine de değinen Duman, tefsirin amacının saf, temiz bir niyetle Allah’ın kelâmını anlamak olduğunu belirterek, ‘’Kişiden kişiye değişmeyen mânâlara erişebilmek için objektif bakamadığımızdan herkes farklı anlamlar çıkarır. Kur’ândaki her kelime anlam kazanır. Her kelime aynı anlamda değildir, kullanıldığı diğer kelimelerle anlam kazanır. Kur’ân-ı Kerim’de kelimelerin kaç anlamda geçtiğini tesbit etmeliyiz’’ diye konuştu.

CÜ İlahiyat Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Metin Bozkurt da fakülte olarak vizyonlarının İslâmî bilimleri anlayabilen, takip edebilen, etik ve estetik değerlere, mesleğinin gerektirdiği özelliklere sahip bireyler yetiştirmek olduğunu söyledi.

28.11.2010


 

Cern’de yeni veriler

İSVİÇRE'DEKİ Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nde (Cern) kurşun iyonlarıyla yapılan çarpışma deneylerinde, Büyük Patlama’dan (Big Bang) hemen sonra ortaya çıkmış olabilecek ‘’kuark-gluon plazması’’nın varlığına dair kanıt unsurları sağlayacak ilk veriler elde edildi.

Cern’den yapılan açıklamada, Cenevre’de yerin altındaki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda (BHÇ) 2009’dan beri protonlar ve kurşun iyonlarıyla (elektronlarından arındırılmış kurşun atomları) Kâinatın Big Bang’den sonraki şartlarını oluşturmaya yönelik deneylerin sürdüğü belirtildi. BHÇ’de kurşun iyonlarıyla yapılan ve üç haftayı aşkın süren üç deneyin, Kâinatın ilk anlarında muhtemelen oluşmuş olabilecek böyle bir madde konusunda yeni bilgiler sağladığı belirtilen açıklamada, ATLAS ve CMS deneylerinde ‘’tepkimenin boğulması’’ (jet quenching) adı verilen olayın ilk kez doğrudan gözlendiği kaydedildi.

28.11.2010


 

24 milyon kilometre seyahat etti

DÜNYADAKİ ülkelerin yüzde 70’ini ziyaret eden, toplam 24 milyon km yol kateden ve 718 kez Concorde ile uçan İngiliz Fred Finn, ‘’dünyanın en çok seyahat eden adamı’’ ünvanını elinde bulunduruyor.

İngiliz gazetelerinde yer alan habere göre, 196 ülkeden 139’una giden 70 yaşındaki Finn, seyahat etmeye ilk kez Hampshire havaalanından New York’a yaptığı aktarmalı uçak yolculuğuyla başladı. 52 yıldır seyahat eden ve Ay’a 31 kez gidip gelmeye eşdeğer 24 milyon km yol kateden Fred Finn, ayrıca her yaptığı uçak ile tren yolculuğunun ayrıntılı kaydını tutuyor ve kendisini ulaştıran bütün sürücü, makinist veya pilota defterini imzalatıyor.

28.11.2010


 

Teröre ortak tepki

ALMANYA'NIN başşehri Berlin’de, Hıristiyan, Yahudi ve Müslümanlar ortak bir açıklamayla dünyadaki terör saldırılarını kınadı.

Berlin-Brandanburg-Schlesische Oberlausitz Protestan Kilisesi Piskoposu Markus Dröge, Paşpiskopos Georg Sterzinsky, Berlin Yahudi Cemaati Başkanı Lala Süsskind ve İslâm Kültür Merkezleri Birliği imamı Saadettin Pınarbaş tarafından imzalanan açıklamada, terör saldırılarının insanlara ve topluluklara karşı işlenen suçlar olduğu belirtilerek, ibadethanelere yönelik saldırıların da hiçbir şekilde meşrûlaştırılamayacağı ifade edildi.

28.11.2010


 

Stockholm’de sema

Kültür Bakanlığı İstanbul Tarihî Türk Müziği Topluluğu’nun İsveç’in başşehri Stockholm’de gerçekleştirdiği sema gösterisini bu ülkede yaşayan Türkler ile birlikte İsveçliler de beğeni ile izledi.

KÜLTÜR Bakanlığı İstanbul Tarihî Türk Müziği Topluluğu’nun İsveç’in başşehri Stockholm’de gerçekleştirdiği sema gösterisini bu ülkede yaşayan Türkler ile birlikte İsveçliler de beğeni ile izledi. Stockholm’de en önemli konser salonlarından biri olan Kültür Huset’te yapılan sema gösterisinde salon tamamen dolarken izleyemeye gelenlerin çoğunluğunu İsveçliler oluşturdu. Bir buçuk saat süren sema gösterisinde Kültür Bakanlığı İstanbul Tarihî Türk Müziği Topluluğunda yer alan 6 semazen sema gösterisi yaptı

28.11.2010


 

British Telecom’a ‘İsrail’den çekil’ çağrısı

İNGİLTERE merkezli insan hakları örgütleri, British Telecom’a, işgal altındaki Filistin topraklarında faaliyet gösteren İsrail şirketi Bezeq ile işbirliğine son vermesi çağrısında bulundu.

İsrail’in en büyük telekomünikasyon şirketi Bezeq, yasadışı Yahudi yerleşim birimlerine iletişim hizmeti sunuyor. İnsan hakları örgütleri, böyle bir hizmetin verilmesinde İsrailli şirketlerle işbirliği yapılmaması talebinde bulundu. War on Want Derneği yetkilisi Yasmin Khan, “İsrail’in yasadışı yerleşim birimleri barış sürecinin önündeki en büyük engeli oluşturuyor. British Telecom da bu yasadışı yerleşim birimlerine hizmet vererek onları ayakta tutuyor. Şimdi İngiliz firmasının bu anlaşmayı bitirme zamanıdır yoksa İsrail’in savaş suçuna ortak olurlar” dedi.

28.11.2010


 

Korsan yayında Türkiye farkı!

TÜRKİYE İlim ve Edebiyat Eserleri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız, Türkiye’nin korsan yayın sıralamasında dünyada ilk sıralarda yer aldığını söyledi.

Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik Şube daireleriyle ortak çalışmaları olduğunu belirten Parmaksız, Türkiye’nin karnesinin korsan yayın bakımından çok kötü olduğunu belirtti. Yaşanan kaybın hem yazarın, hem eser sahibinin, hem yayınevinin olduğunu vurgulayan Parmaksız, “Eser sahibi İLESAM’a üye olduğu zaman bu üyeliği ortalama 100 yıl sürüyor. Hatta ölümünden sonra da hakları 70 yıl daha devam ediyor” dedi. 5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu’nun ülkemizde yazar, şair, akademisyen eser sahipleri tarafından çok fazla bilinmediğini söyleyen Parmaksız, “5846 Sayılı yasaya göre eserde eser sahibinin izni olmadan o eserden faydalanamaz, sadece basında kültür, eğitim amaçlı alıntılar alıntı yapabilir” açıklamasını yaptı.

28.11.2010


 

71 yaşında Müslüman oldu

ORDU'DA evlenerek Ünye ilçesine yerleşen Ukraynalı 71 yaşındaki Ala Diasamidze Dağdelen’in, Müslüman olarak Ayşe adını aldığı bildirildi. İlçe Müftülüğünden yapılan açıklamada, 3 yıl önce ilçeye bağlı Kaledibi Köyü Köten Mahallesi’nden Halis Dağdelen ile evlenen Ala Diasamidze Dağdelen’in, 3 yıl sonra Müslüman olmaya karar verdiği ve İlçe Müftülüğüne müracaat ettiği belirtildi.

Kendi rızası ile Müslümanlığı kabul eden Dağdelen’in, İslâmiyeti tanıyınca Müslüman olmaya karar verdiğini söylediği, öldükten sonra cenazesinin İslâmiyete uygun defnedilmesini istediği bildirildi.

28.11.2010


 

Denizli mevlidinde Buluşalım...

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Denizli'de Medfun bulunan talebelerinden Hafız Ali Ergün ve Hasan Feyzi Yüreğil'in mevlidinde buluşalım.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Denizli'de Medfun bulunan talebelerinden Hafız Ali Ergün ve Hasan Feyzi Yüreğil için mevlid okutulacak.

Ulu Camiinde öğle namazından sonra başlayacak olan mevlid'te buluşalım.

irtibat:

0258 263 07 86

0533 264 61 40

28.11.2010

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Son Dakika Haberleri

Bütün haberler

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.