"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Bağdat Paktı” çözümü

Cevher İLHAN
21 Ekim 2017, Cumartesi
Bölgedeki Müslüman komşu ülkelerin işbirliğiyle, Irak işgalcilerinin yine zalimâne hegemonyaları ve çıkarları hesâbına ifsad maksadıyla “tartışmalı” bırakıp bölgedeki işbirlikçileri Kuzey Irak Bölgesel Yönetimince demografik yapısı değiştirilerek ilhak ettikleri başta Kerkük ve diğer kentlerin “blokaj”dan kurtarılması, bölge ülkelerinin ortak savunma ve işbirliklerinin önemini bildirir.

Küresel emperyal güçlerin, en son Irak ve Suriye’de taşeronları terör örgütlerini “vekâlet savaşları”nda kullanıp tahrik ettikleri iç savaşlarla dayattıkları ifna ve tahribatlarına mukabil, bölgesel işbirliğinde yakın tarihte ilk olarak 1954’te; Türkiye, Irak, İngiltere, İran ve Pakistan arasında kurulan Ortak Savunma ve Bölgesel İşbirliği Teşkilâtı üzerinde, 1955’te kurulan, başta İngiltere’nin üye olarak, ardından ABD’nin “gözlemci” sıfatıyla katıldığı Bağdat Paktı’nı görüyoruz.

Serbest ve hür seçimle ilk kez millet irâdesinin demokratik tecellisi olan Demokrat Parti iktidarında öncelikle Müslüman komşu bölge ülkeleri arasında ilişkilerin arttırılıp kapsayıcı ve kucaklayıcı kapasitenin geliştirilmesini hedefleyen bir barış, güvenlik ve kalkınma projesi olan Bağdat Paktı, Türkiye ve bölgenin dostluk ve güvenlik çemberi ile çevreleme, ortak savunma ve işbirliğiyle bölge ülkeleri arasında iktisadi, kültürel ve siyasî işbirliğini de esas aldığından büyük değer taşır. 

BÖLGESEL İŞBİRLİĞİ VE BARIŞIN TEMELİ

Bundandır ki Bediüzzaman, “Reis-i Cumhura ve Başvekile” başlığı altında Celâl Bayar ve Adnan Menderes’e yazdığı “tebrik mektubu”yla Bağdat Paktı’nın kurulmasına tam destek verir. 

“Namaz tesbihâtındaki kuvvetli bir ihtar ile bunu size yazmaya mecbur oldum” ifâdesiyle, bu paktın ehemmiyetine dikkat çeker; “Sizlerin Pâkistan ve Irak’la gâyet muvaffakiyetkârâne ittifakını, bu millete kemâl-i samîmiyetle, sürur ve ferah ile kazandırmanızı bütün rûh-u cânımızla tebrik ediyoruz” diye takdir eder. (Emirdağ Lâhikası, 437-440)

Esasen, Demokrat Parti Muş Milletvekili merhum Gıyasettin Emre’nin bize naklettiği bir hâtıra, “İslâm kahramanı” merhum Menderes’le “bu zamanda ittihad-ı İslâm’ın farz olduğunu” kaydeden Bediüzzaman’ın Bağdat Paktı’na atfettikleri ortak önemi ortaya koyar.

20 Kasım 1955’te Bağdat Paktı Konseyi Toplantısı’na katılmak için Bağdat’a giden merhum Menderes, dönüşte Ankara’ya telefon edip DP Meclis Grubunun toplanmasını ister. Havaalanından doğrudan Meclis’e gelen Menderes, büyük bir heyecanla milletvekillerine “Bugün sevincimden âdeta uçacak gibiyim. Zira Bağdat’ta İslâm âleminin ittifakının çekirdeğini ektik” hitabında bulunur.  

Gerçek şu ki, Bediüzzaman’ın sözkonusu mektubunda, “Bu ittifakı, dört yüz milyon (şimdi iki milyar) İslâmın sulh-u umûmiyesine (genel barışına) ve selâmet-i ammenin (dünya barışının) teminine kat’î bir mukaddime (başlangıç) olarak rûhumda hissettim” cümlesiyle “dünya ve İslâm barışının ve ittihadının mukaddimesi” olarak ibâreli temenni ve duâsı, Menderes’in “İslâm âleminin ittifakının çekirdeği” beyânıyla tevafuku, mühim bir mânâyı okutturur. 

Bunun içindir ki Bediüzzaman, İslâm coğrafyasının büyük milletleri olan Arapları Irak’ın, Acemleri İran’ın ve Hind Müslümanlarını Pakistan’ın ve Türk dünyası ile bin sene birlikte yaşamış başta Kürtler ve diğer Müslüman tâifeleri Türkiye’nin temsil ettiği işbirliği üzerine bina edilen Bağdat Paktı’nı bölgesel ve cihanşümul barışın esası, maddî ve mânevî kalkınmanın temeli olarak görür. 

BEDİÜZZAMAN’IN VE MENDERES’İN TAKDİRLERİYLE… 

Keza Birinci Dünya Savaşı’nda “mübârek kardeş Arapların mücâhit Türklere karşı kışkırtılması”nda sahnelendiği gibi, Müslümanları birbirine düşürüp kırdırma menhus tuzak ve ifsadını taşıyan, Osmanlıyı ve İslâm dünyasını bölüp parçalayan ecnebilerin, 22 İslam ülkesini mezhebi ve etnik iftiraklarla “devletçikler”e dilimleme amaçlı “büyük Ortadoğu projesi (BOP) benzeri “tefrika projeleri”ne ve “gaddarâne Sevr muâhedesi” gibi “su-i kast plânları”na karşı, “kıymettar ittifak” dediği, Bağdat Paktı gibi anlaşma ve işbirliklerinin sâdece “kardeş Müslümanların” değil, “sulh ve müsâleme-i umûmiyeye (genel dünya barışına) şiddetle muhtaç Hıristiyan ve sâir dinler sahiplerinin dostluklarını da bu vatana kazandırmaya vesile olacağını” ders verir. 

Yine bunun içindir ki, Bağdat Paktı’yla Osmanlı bâkiyesi Müslüman komşu ülkeler arasındaki anlaşma ve işbirliğine “şiddetli bir alâka ile bu kalbî ihtar”ın sırrını, “âhir hayatımda (hayatımın sonunda) kabir kapısında bu netice-i uzmayı (büyük neticeyi) görmek ve beyân etmeye rûhen mecbur oldum” cümlesiyle izâh eder. (a.g.e.)

Bu açıdan, öncelikle Türkiye’nin ve Müslüman komşu ülkelerin, “birbirine komşu, kardeş ve birbirine muhtaç olan kardeşler” olarak, “ecnebi parmağının karışması”yla etnik ve mezhebî farklılıkları kaşıyan komplolara düşmemeleri; işgal ve istilâlara mukabil birlik ve bütünlük bağlarını kuvvetlendirmeleri; kargaşa, kaos ve iç savaş senaryolarına karşı içte ve dışta barış ve bütünlüklerini takviye etmeleri, birlik ve işbirliği alanlarını tahkim edip geliştirmeleri fevkalade ehemmiyetli. 

Kısacası, bölgenin ve İslâm dünyasının yeni bir “Bağdat Paktı”na ihtiyacı var. Bedüzzaman’ın ve Menderes’in fevkalâde ehemmiyetli beyânlarıyla.

Okunma Sayısı: 876
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı