"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Asabiyet-i meşrep mi, salâbet-i meşrep mi?

Yasemin YAŞAR
15 Ekim 2016, Cumartesi
Risale-i Nur dairesinde meşrepler meselesine bakıldığında bu mesleğin içerisinde çeşit çeşit meşreplerin oluşması, olması gereken bir durumdur. Aslında fıtrî gelişmesi gereken bu durumdur.

Bir hücrenin belli bir gaye ve hedefe dönük bölünmesiyle, hayat sahibi ve zengin cihazatları olan bir mahlûk oluşmaktadır. Bu fıtrî bölünme neticesinde, aynı beden üzerinde birbirinden farklı çalışan organlar oluşmakta ve bu organların imtizaçkârane ve tesanüt içerisinde çalışmasıyla da, mükemmel bir hayat ve sağlıklı bir beden meydana gelmektedir.

Fakat gayr-i fıtrî bölünme bırakın mükemmel bir hayatı, sağlıksız ve noksan bir bünyeyi netice verecektir. Çünkü fıtrî bölünme olmamıştır. Bazen de ya içeriden ya da dışarıdan müdahale ile yapılan bir yanlış, bünyeyi saran bir hastalığa dönüşme riski taşımaktadır. Bu durumda da hastalığın yaygınlaşmaması için önce koruyucu tedbir almak, sonra daha radikal bir tedbirle kangrenleşmeden kesip atmak, ameliyat-ı cerrahiye yapmak gerekecektir.

Burada düşünülmesi gereken önemli noktalar vardır. İlk düşünülmesi gereken nokta, “hangi ihmal bu hastalığı netice verdi” diyerek kendimizi hesaba çekmektir.

Aynen bunun gibi meslek içerisindeki ayrılan meşreplere de bu şekilde bakılabilir.

Hizmet prensiplerindeki gevşeklikler, ihlâs ve uhuvvet düsturlarındaki yanlışlar bu bölünmeleri, yani gayr-i fıtrî ve dışarıdan müdahaleleri kolaylaştırmaktadır. Çünkü Bediüzzaman’ın dediği gibi “Tesanüt ve ittihat cehalet ile olmaz. İttihat imtizac-ı efkârla olur. İmtizac-ı efkâr da marifetin şûâ-ı elektriği ile olur”.

İnsan elbette mensubiyet hissettiği aileye, millete, soya, cemaate, meşrebe bağlılık hisseder ve bu bağlılığın gereklerini yerine getirir. Buradan bir ruh ortaya çıkar. Şahs-ı manevî dediğimiz bu ruh; Hâkimiyetin, kolektif bilincin, tesanüdün, birlikteliğin, kazanımların, ma-nevî ortaklığın, füyuzatın, istifadenin ve istikametin şartıdır.

Kişinin bağlı olduğu meslek ve meşrebine ölçülü muhabbeti hamiyeti netice verir.  Fakat bazen ifrat-ı muhabbet, asabiyeti meşrebi doğurur, ki bu da tefriti, yani meşrepsizliği netice verir, bu kimseler mesleğini meşrep sanmaya başlar. Bu iki uç da tehlikelidir.

İhlâs ve uhuvvet hakikatlerini yaşamak şartıyla, tesanüdü netice veren meşrebe muhabbet ve hamiyet meşrûdur. Meşrû olmayanı ise, ötekileştiren, kutsî hizmetin içerisine nefsanîlik bulaştıran ve temelinde de enaniyet olan asabîlik, radikallik, bağnazlıktır.

Meşrep asabiyetinin altında, aslında uhuvvet ve ihlâs hakikatlerinden uzak bir zihin inşası vardır.

Fakat şu da unutulmaması ve karıştırılmaması gereken bir husustur ki asabiyet-i meşreple, salâbet-i meşrep farklıdır. Asabiyet-i meşrepte, “ya bendensin ya da bir hiçsin” anlayışı hâkim olmakla beraber, ötekileştirici bir dil,  bulunduğu meşrebi itikat boyutuna çıkarmak ve bunu dayatmak vardır. Bu mesleğe de en büyük zarardır.

Salâbet-i meşrepte ise, meşrebini çok beğenmek, taviz vermemek, dik durmak, sadâkatli olmak ve o meşrebin şahs-ı manevîsinden istifaza etmek anlamları vardır. Asıl olan, asabiyetçilik olmasın diye meşrebin sınırlarını kaldırmak değil, salâbetle meşrebin sınırlarını Rıza-i İlâhiye’ye, Sünnet-i Seniyye’ye ve Risale-i Nur prensiplerine uygun hale getirmektir. Şu da var ki “neden meşrebine bu kadar muhabbet ediyorsun” diyenlerin çoğu, farklı meşreplerin asabiyetine kapılmış olarak size bu cümleleri söylüyordur.

Hasılı; meşreplerin gayr-i fitrî ayrışması Risale-i Nur hizmet tarzının mihengi, üslûbu, usûlü olan Lâhikaları anlayamamaktan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bundan mahrum bir anlayışın hâkim olduğu meşreplerin taassup perdesinden kurtulamayacağı açıktır.

Meslek ve meşrep bağnazlığı, ilmi bir tarafa atmayı netice verir. Meşrebini çok beğenmek bir kusur değildir. Hatta kemaliyle istifade edebilmek buna bağlıdır. Fakat meşrebini beğenirken başkalarını beğenmemek inhisarcılık zihniyetine kapılmak, “hak sadece benim meşrebimdir” demek mesleğe en büyük zarardır.

“İslâmiyetin şen’i metanet, sebat, iltizam-ı hak olan salâbet-i diniyedir. Yoksa cehilden, adem-i muhakemeden neş’et eden taassup değildir.” (Münâzarât) Yani bu meselelere bakarken işi hissiyat boyutundan çıkararak bakmak şimdi elzemdir.

Okunma Sayısı: 1183
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • i.seyda

    16.10.2016 00:02:35

    Çok istifade ettiğim bir yazı oldu. Bu soru dünyamızda daha çok yer almalı ve üzerinde dusunmeliyiz: Asabiyet-i meşrep mi, salâbet-i meşrep mi? Ya da biri nerde biter, diğeri Nerede başlar?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı