Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 03 Haziran 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Dizi Yazı

Yasemin GÜLEÇYÜZ

İran: Nükleer silâh caiz değil

Dünden devam

RÜSTEM-İ İRANî,HERKÜL-Ü YUNANî

VE NÜKLEER ENERJİ TARTIŞMALARI

Nükleer enerji tartışmalarına farklı bir açıdan bakış denemesi…

Irak'a özgürlük ve demokrasi götürdükten sonra(!) gözünü İran'a diken ABD için, bu ülkenin nükleer enerji konusundaki çalışmaları bir tehdit oluşturmakta. Gezi boyunca görüştüğümüz hemen her İranlı gazeteci, konu açıldığında, İran'ın uluslar arası Atom Ajansı üyesi olduğunu, bu konudaki tüm çalışmalarının ajansın bilgisi dahilinde geliştiğini ve ajans yetkililerinin mevcut teknolojinin nükleer silâh üretimi için yeterli olmayıp, barışçıl amaçlı kullanmaya yönelik olduğuna dair açıklamalar yaptığını ifade ettiler. Kaldı ki, dinî liderlerin de "Nükleer, kimyasal ve biyolojik silâh kullanmanın bir Müslüman için caiz olmadığı" yönünde açıklamaları mevcut. Hatta, Hatemi yüz bin kişilik bir statta yaptığı konuşmada, bunun "haram" olduğunu söylemiş.

Konuyu takip edenler, nükleer silâh üretme aşamasına gelen bir ülkenin bugünkü dünya şartlarında, bunu gizleyemeyeceğini ifade ediyorlar.

2. Dünya Savaşında nükleer enerjiyi silâh amaçlı sivillere karşı ilk kullanan ve hâlâ da kimyasal, biyolojik silâhları üçüncü dünya ülkelerine pazarlayarak, birbirlerine kırdıran ABD ve Bediüzzaman Said Nursî'nin tabiriyle "ikinci Avrupa" için, güçlü olmak, haklı olmak anlamına geldiğinden, bu gücün zayıflama, kaybolma ihtimali bile ona rahatsızlık vermekte, korkmakta… Korkunca da "korkutma" düsturuyla hareket etmekte.

Konuyu dinledikçe, "Her şeye rağmen İran ya nükleer silâh üretirse?" sorusu aklıma takılıyor. Hiroşima ve Vietnam'da, son Körfez Savaşında Irak'ın kullandığı kimyasal silâhlar yüzünden can taşıyan binlerce varlığın ne haline geldiğini gösteren fotoğraflar gözümün önünden akıp gidiyor… Cevabı ise, hayretle, okumak için yanımda götürdüğüm Bediüzzaman Hazretlerinin Hutbe-i Şamiye isimli eserinde buluyorum. Okuduğunuzda, benim, ancak acemice ifade edebileceğim mânâların ötesinde sizin çok daha derin anlamlar yakalayacağınıza eminim…

GÖNÜLLERDE HÂLÂ OKUNAN

HUTBEDE RÜSTEM VE HERKÜL

Sultan Reşad'ın trenle yaptığı Rumeli seyahatine Şark vilayetlerini temsilen katılan Bediüzzaman Hazretlerine, iki bilim adamı bir sual yöneltir: "Dinî değerler mi, millî değerler mi daha gereklidir?"

Dinî değerler cevabını veren Bediüzzaman'dan bu sefer de kesin ve kuvvetli deliller isterler…

O sırada tünelden çıkmakta olan treni demiryolunun yanı başında sakince izlemekte olan küçücük bir çocuğu delil gösterir Bediüzzaman Hazretleri. Trenin bir idarecisi olduğunu bilen çocuk, kendinden emin, korkusuzca onu izlemektedir.

"Eğer o çocuğun yerinde kahramanlıklarıyla meşhur Rüstem-i İranî ve Herkül-ü Yunanî olsaydı, trenin bir idarecisi olduğunu bilmedikleri için, harika cesaretlerine rağmen korkuyla kaçacaklardı" der.

İşte insan, binlerce teknolojik ve bilimsel gelişmeden kaynaklanan gücüne rağmen (nükleer enerji de bunun içinde); eğer her şeyin bir Zatın emriyle hareket ettiğini kabul etmezse, korku, elem, üzüntü, dehşet ve telâş duygularının pençesinde kıvranıp durur, dayanılmaz olan ruhî kaygılarını hissetmemek için de her türlü sefahate sarılır.

Görülen o ki, Bediüzzaman Hazretlerinin güç ve kahramanlığın sembolü olarak Rüstem ve Herkül'ün şahsında temsil ettiği iki medeniyeti, korkunun derecesini gösteren türlü türlü sefahet yavaş yavaş içten içe kemirmekte: Tüketim, eğlence, uyuşturucu gibi…

NETİCE-İ KELÂM

İşte "can güvenliğini tehdit eden" potansiyel düşmanlara(!) farklı iki bakış açısı…

Rabbimizin insanlığın faydasına sunduğu nihayetsiz hizmetkârlarından biri olan nükleer güç tartışmalarına, nereden bakmayı tercih edersiniz?

Güçlü olduğu halde korkudan kahrolan Rüstem ve Herkül mü, yoksa acizliğine rağmen her şeyin sırrını imanla keşfeden küçük kahraman mı olmak istersiniz?

— Devam Edecek —

İsar hasleti ve isar senfonisi

Lûgât anlamıyla isar, kendisi muhtaç olduğu halde başkasına ikram etme anlamına geliyor. Tahran'da gezdiğimiz duraklardan bir tanesi olan Şehitler Vakfı'nın çocuklara, gençlere, akademik çevrelere hitap eden dergi, kitap yayınları yanında; sinema, belgesel, dizi film yayınları da var. Kültür odaklı çalışan bu büyük vakfın, en son çalışmalarından birisi de müzik alanında. İran'da en çok satan albümü listesine giren bu çalışmanın adı isar senfonisi.

Vakfın Kültürel İlişkiler ve Araştırmalar Muavini Dr. Abbas Hameyer; her şeyin maddîleştiği ve tüketimin hedeflendiği günümüz şartlarında İslâm toplumlarının kültürel bir kuşatma altında olduğunu, bu kuşatmayı ancak İslâmın güzelliklerini öğrenip, öğreterek, yaşayıp örnek olarak kaldırabileceğimizi ifade etti.

İsar senfonisinin bestelenme nedeni de, İslâmın özüne ait güzelliklerden birini daha geniş çevrelere müzik yoluyla aktarmak. Ülkenin dünyaca ünlü bestecilerinden birine yaptırılan çalışma, defalarca çoğaltılarak satışa sunulmuş. Şimdilerde Filistin ile ilgili bir senfoni hazırlığındalar…

Kültürel çalışmaların, sadece devlet desteğiyle yürütülmesinin mümkün olmadığını, bu yüzden her türlü popüler metot ve teknolojiyi kullanarak toplumun her safhasına mesajlarını ulaştırmaya çalıştıklarını anlatan Hameyer, Tahran fuarının bu açıdan çok verimli geçtiğini belirtti.

Vakıf aynı amaçla, binlerce kişinin katıldığı toplu programlar düzenliyor, farklı lisanlarda web siteleri tasarlıyor. En son çalışmalarıysa, çocuklara müsbet mesajlar vermeye yönelik muhtelif bilgisayar oyunları.

Halkın evlerini bağışlamalarıyla oluşturulan "Hüseyniye" kültür merkezlerine, uzman eleman temin etmek de bu vakfın faaliyetleri arasında.

Ettela'at gazetesi Genel Müdür

Yardımcısı ve yazar Kasımzade:

Osmanlıdan beri dostuz

Ettela'at gazetesi, İran'ın en eski gazetesi. Seksen yıllık bir tarihi var. Gazetenin Genel Müdür Danışmanı ve aynı zamanda yazarı Kasımzade Bey (İran'da insanlara soy isimleriyle hitap ediliyor) gazetenin tarihçesini, Osmanlı'da, özellikle Meşrûtiyet akabinde gelişen Türk-İran gazetecileri arasındaki işbirliğini, Türk medyası olarak İran'la ilgili gelişmeleri Batılı Haber Ajansları üzerinden değil, doğrudan İran Haber Ajanslarından edinilmesinin gerekliliği üzerinde durdu. İran ve Türkiye'nin toplumsal, kültürel, hatta ekonomik problemlerinin bile birbirine benzediğini ve gazete olarak Türkiye'deki gelişmeleri yakından takip ettiklerini, hatta sadece Türkiye ile ilgili haberleri takip eden muhabirlerinin bulunduğunu ifade etti.

Ardından soru cevap bölümüne geçildi. Ekibimizden yöneltilen sorular, daha çok İsrail ve Filistin ile ilişkiler, basın özgürlüğü konularındaydı.

Kasımzade, Cumhurbaşkanı Ahmedi Necat'ın "İsrail ortadan kalkacak" ifadesinin Batılı haber ajanslarınca, özellikle yanlış yorumlandığını, eğer İsrail mevcut politikasını değiştirmezse, kendi sonunu kendisinin hazırlayacağı anlamında kullanıldığını ifade etti. İran'ın "İsrail'i yok etmekten çok daha önemli işleri var. Önceliğimiz her zaman Filistin halkına yardımdır" dedi. İsrail'den göç etmek zorunda bırakılan Filistinli mültecilerin yurtlarına dönmeleri ve İsrail'de özgür seçimlerin yapılması gerektiğini anlattı.

Kasımzade'ye "İran'da bir İslâm devrimi yaptınız. İdareyi, kanunları değiştirdiniz. Peki ahlâkî problemleri halledebildiniz mi? Suç oranları ne durumda?" sorusunu yönelttim.

Orijinalliği açısından cevabı çevrildiği gibi aktarmak isterim:

"Devrim yapıldığında, nüfusumuz yaklaşık 36 milyondu. Şimdiyse, 70 milyon. O dönemde nüfus büyük şehirlerde bu kadar yoğunlaşmamıştı. Yıllar içinde suç oranlarını nüfusla mukayese ettiğimizde görürüz ki, daha iyi durumdayız. Ama bu problem yaşamadığımız anlamına gelmiyor. Üzerinde hem teorik, hem de pratik çalışmalar yapılması gereken ciddî sorunlarımız mevcut.

"Meselâ medya problemi. Biz eğer bugün uydu antenlere izin verirsek, ailelerin eğitimi bizim elimizden çıkar. Şehirlerde kültürel uyumsuzluklara yol açılır. Medyaya yaklaşım tüm devletlerin sorunu.

"Sonra uyuşturucu problemimiz var. Afganistan uyuşturucusundan en fazla darbe yiyen ülke biziz, çünkü o ülkeyle sınırımız var. Bazı şehirlerimizde uyuşturucu, sigaradan bile ucuz hale gelip yaygınlaşmış durumda.

"Bu durum bizim en karmaşık problemlerimizden birisi.

"Biz genç nüfusa sahip bir ülkeyiz. Bu durumun artıları ve eksileri var. Gençler bir çok problemlere yol açıyorlar. Ama bilirsiniz, her toplumda çözüm bekleyen meseleler vardır. Biz de çözmeye çalışıyoruz.

"Eğitime büyük önem veriyoruz. Örneğin şu anda 1 milyon 600 bin üniversite öğrencimiz var. Bunların % 62'si bayan. Toplum bilimcilerimiz bu verilerle yol haritası çıkarıyorlar."

Görülen o ki, günümüz toplumlarının güvenliğini tehdit eden suçlar İslâmî devrime rağmen, orada da büyük oranda mevcut. O halde "Asıl inkılâb, tek tek gönüllerde yapılan imanî fetihlerle mümkündür" hakikati bir kez daha doğrulanmış olmuyor mu?

Bediüzzaman Hazretlerinin Risâle-i Nur Külliyatında sunduğu model, sadece ülkemizi değil, İslâm âlemini, hatta sınır tanımaksızın tüm insanlığı kucaklıyor…

İnsana "yaratılış ağacının meyvesi" nazarıyla bakan bir bakış açısından da başka ne beklene bilir ki?

Yasemin GÜLEÇYÜZ

03.06.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Dizi Yazı

  (02.06.2006) - Dağa taşa yâ Ali, yâ Hüseyin, yâ Hasan

  (01.06.2006) - İran kadınları günlük hayatın her safhasında

  (31.05.2006) - Tesettür İran’ın da sorunu

  (27.05.2006) - Ümitler yeniden yeşerdi

  (26.05.2006) - Bosna'da soykırım plânı

  (25.05.2006) - İslâm kahramanı Gazi Hüsrev Paşa

  (24.05.2006) - Bosna-Hersek Osmanlı'ya bağlandı

  (23.05.2006) - Hakikî İsevî idiler, Müslüman oldular

  (22.05.2006) - Kosova Zaferi milât oldu

  (18.05.2006) - Amerika ‘işgal’ getirir

 
 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004