Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 18 Kasım 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Görüş

Bir efsanenin peşinde (3)

–Dünden devam–

Elbise değiştirilir gibi medeniyet değiştirilmek istendi. Öyle olabileceği sanıldı. Tabiî olarak bünye o elbiseyi red etti. Tepki verdi ona. Kabul etmek istemedi. Yalnız muktedirler o elbiseyi ona zorla giydirdiler. Başka çıkar yol bırakmadılar. “Zora dağ dayanmaz” demiş atalar. Bütün aksesuarlarıyla elbise giyildi. Lâkin bünye şahsiyetini kaybetti. Zorla bedenine giydirilen elbise onun ruhunu acemice, hedefsiz ve hoyratça kemirmeye başladı. Ve ortaya mitoloji yaratığı “yarı at yarı insan” gibi ucube bir şey ortaya çıktı. Ne şarklı, ne garplı, iki medeniyetten de kopuk, iki medeniyetin de ruhundan uzak, yalnız onlara sahip olduğu iddiasında gururlu ve ukala bir acaip mahlûk türedi.

Şarkın onu ilgilendiren, bir tavır takınması, hakkını savunması gereken konularda sergilediği tepkisizlik, vurdumduymazlık ve ilgisizliğin temelinde yanlış yapılan bu medeniyet ithalatı var. İthalat şarklıların sinirlerini aldı. Onları uyuşturdu. Şarklılar kendilerini kaybetmiş haldeler. Kendilerine yabancılaşmışlar. Müttefiklerini muhalif, muhaliflerini müttefik sanıyorlar.

Şarkın işi gerçekten de zor. Rakibini dostu belliyor, ona öyle bakıyor, onu öyle görüyor. Bu anlama hatasından dolayı ona gereken tepkileri veremiyor, direnemiyor, ona karşı varlık iddiasında bulunamıyor.

Direndiğiniz sürece kazanma şansınız var. Ama rakibinize “Ben size karşı değilim, sizi kendimden üstün görüyorum ve sizin gibi olmak istiyorum’’ dediğiniz an siz zaten esaret ilmiğini boynunuza kendi ellerinizle geçirmiş oluyorsunuz. Şarklının bugün yaptığı tamı tamına budur. Avrupa’ya hayran hayran bakıyor. Bir sevgiliye veya efsane kahramanına bakar gibi. Zavallı şarklı, senin bu halinle kazanma ümidin yok ki. Senin halin, kışta kıyamette, gözü kanlı aç bir kurda âşık olup, onun peşinden giden, onu aramaya çıkan bigâne kuzunun haline benziyor. Rastlaştıkları an kurt onu yiyecek. Ama zavallı Leyla kuzu, içindeki aşkın verdiği coşkunlukla, şen, şakrak ve neşeli, yollarda türküler söyleyerek, hoplayıp zıplayarak, aşkını, yani hasmını, kurdunu arıyor. Bigâne şark aşktan, coşkunluktan ve sevdadan o denli kendinden geçmiş ki, içler acısı durumunun farkında bile değil. Onu uyarmak isteyenleri ise fanatiklerin tavizsiz tavrını andırır bir sertlikle tersliyor.

Yakın gelecekte şark için halas umudu yok. Çünkü şarkta direnme yok. Direnmek isteyenler zayıf, direnme karşıtları ise kuvvetli ve köşe başlarını tutmuş vaziyetteler. Direnmeden veya zayıf bir direnme ile kazanmak mümkün mü?

İnşa ettiğin kültürü ve medeniyeti çok çabuk unuttun ey şark. Kendi san'at eserlerini unutup, elin ‘’yapıt’’larına âşık oldun. Yaptığın hiçbir şeyi beğenmez hale geldin. Düşmanlığın kendine, varlığına, tarihine her şeyine. Bu yanılgı, bu esaret zincirlerini can u gönülden kendi boynuna geçirmen sana nereden musallat oldu. Kendini kaybetmen, esen rüzgârlarda savrulan bir yaprak olman, hiç mi sana dokunmuyor. Gururunu incitmiyor. Sen ki bağrından şehinşahlar, imparatorlar, hakan ve hükümdarlar çıkarmış, rakip medeniyetin bağrına asırlarca hançerini saplamıştın. İspanya’yı zapt etmiş, gözünü Fransa ve berisine dikmiş, fethettiğin yerleri bir irfan ve kültür diyarı yapmıştın. Binlerce âlim yetiştirdi hazırladığın münbit toprak. Ve binlerce san'at eseri diktin hâkimiyet bayrağını dalgalandırdığın topraklara. Müsamahayı öğrettin o memleketlere. Ne oldu sana şark. Bu ölü toprağının altına gönüllü yatman, kıpırdanmayı terk etmen niye? Silkin hele. Kendi değerlerine sarıl. Kendini sev. Kendin ol. O çürümüş ve insanî değerlerden uzak medeniyete olan mecnunane aşkı söküp at gönlünden. Elmasını—milletin bakırı karşısında değersiz sandığından dolayı—saklama zilletini terk et. Elindeki elmas. Bu utanma neden. Bu bakıra hayranlık, aşk niye? Ne oldu sana şark? Sen böyle değildin. Bir mağlubiyetle bu hale mi düşecektin.

Seninki beyhude bir çabadır şark. Garplaşman, şarklığını atıp ondan kurtulman, tam bir garp olman mümkün değil. Sen şarksın, her şeyinle, kanınla, canınla, tarihinle, ama her şeyinle ondan farklısın. Garp olamazsın. Bu yanlış tutkuyu, bu divane fikri sök at gönlünden. Sil aklından. Bu meczubu olduğun saçmalık, ancak esaretini arttırıyor ve kendine gelmeni engelliyor. Halâsın, kuvvetlenmen, eski muzaffer günlere geri dönmen ancak bu yanlış, enerji ve şerefini kemiren aşktan kurtulmanladır.

Niye uykun bu denli uzadı şark. Bu seni geri bıraktıran, kemiren ve çürüten uykundan ne zaman uyanacaksın ey eski günlerin muktediri. Biçarelerin, sana gözünü dikmişler, uyanıp, silkinmeni ve eski satvetli günlere tekrar dönmeni bekliyorlar. Silkin şark. Kendine gel. Uyan şu miskinlik uykusundan. Bak çoluk çocuğun ve ehl i iyalin perişan olmuşlar, acımasız zalimlerin çizmeleri altında ezilmişler. Haneleri, ev ve barkları tarumar edilmiş. Gel kendine artık. Terk et seni Mecnun misali kendinden kaybettiren o saçma, gerçekleşmesi imkânsız, sadece seni başkalarına gülünçleştiren aşkı. Kalbinden kazıp at onu. Kendine gel şark.

Ama üzülerek şunu söylemek gerek: Şarkın hali pür melâli mazlûmlar için pek umut var değil. Maalesef tünelin ucunda henüz ışık görünmüyor. Karanlık aydınlıktan katlarca daha kavi.

Bugünkü şark kendi öz benliğine düşmanlık yapıyor. Kendini sevmiyor, beğenmiyor. Değiştirmek için acımasızca adımlar atıyor. Rakibini rakip olarak görmüyor.

Şark eski muktedir günlerine dönmek istiyorsa kendisiyle barışmalı, kalkınmayı ve ilerlemeyi kendi medeniyeti içerisinde aramalı ve rakibini rakip olarak görüp, bunu göz önünde bulundurarak hareket etmelidir.

–SON–

Mehmet ÇINAR

18.11.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004