Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 15 Kasım 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Röportaj

Kemal BENEK

En büyük idealimiz bağımsız Filistin

Gazze doğumlu olan Nihad Abunasser, Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünden mezun olmuş. Beş yıldır Türkiye’de ve bu zaman zarfında ülkesine gidememiş. 8 çocuklu bir ailenin en büyüğü. Kardeşi dört yıldır İsrail hapishanesinde. Tıpkı 10 bin Filistinlinin esir alınması gibi. Türkiye’de ikamet izni bittiği zaman ülkesine dönmek zorunda kalacak. Ancak İsrail Gazze’ye giriş-çıkışları yasakladığı için ülkesine gitme imkânı yok. Bunun için Türkiye’nin kendi durumundaki gibi bir çok Filistinliye bu konuda yardımcı olmasını istiyor. En azından sınırlar açılıncaya kadar. Mesleğiyle ilgili iş aradığını belirten Nihad Abunasser ile bölgenin kanayan yarasını ve bunun bir genç üzerindeki etkisini konuştuk.

Gazze’ye gitmek isterseniz tutuklanma ihtimaliniz var mı?

Öyle bir risk var. İsrail, öğrencileri de engellemek ve tehdit etmek istiyor. Kardeşimi de benim için tehdit etmişler zaten. “Türkiye’deki kardeşinin okumasını engelleriz” gibi şeyler söylemişler. Ben de o yüzden 5 yıl boyunca Gazze’ye gidemedim. “Okul bitince giderim” dedim şimdi de sınırlar kapalı.

Bu tür zorluklara alışkınsınız değil mi?

Tabiî ki. Zaten zorlukları aşmanın en büyük yollarından biri alışmak. Alışmak derken teslim olmak anlamında değil.

Ailenizden veya yakın çevrenizden şehit olan oldu mu?

Oldu.

Neler oluyor o zaman? Anlatabilir misiniz?

Çok zor bir durum. Herkes üzülür. Kimse şehit ailesini yalnız bırakmaz. Yardımcı olmaya, acısını paylaşmaya çalışır. Ama bu acı aynı zamanda öfkeye dönüşüyor. O kadar nefret eder bir hale geliyorsunuz ki öfkeniz, kızgınlığınız daha da artıyor.

Biz uzaktan seyredince öfkeye kapılıyoruz. Olayı bizzat yaşayanlar kim bilir neler düşünüyordur?

İnsan olmanın gereği bu. İsrailliler “hayat şartlarını ne kadar zorlarsak onları bezdiririz” sanıyorlar. Teslim olmamızı bekliyorlar. Ama böyle bir şey asla olmaz. Aksine öfke ve savaşma isteği artıyor.

Baskı ortamını her an yaşıyorsunuz. Çocukken ne düşünüyordunuz? Neler hissediyordunuz?

Evimizin yakınında Pazar vardı. Salı günleri kuruluyordu. Salı günleri mutlaka ama mutlaka İsrail askerleri pazarı basardı. Gençleri toplar ve tutuklarlardı. Evimiz pazara çok yakındı. Şu anda hapiste olan kardeşim küçükken İsrail askerlerinden çok korkardı. Salı günleri hiç yataktan kalkmazdı. Başını yorganın altından bile çıkarmazdı. Ben 9, kardeşim de 8 yaşındaydı.

Her Salı istisnasız bir şeyler oluyordu yani?

Mutlaka. Bir kere pazara gelen gideni izlemek için kapının önündeydim. Birden ayaklarımın ucuna göz yaşartıcı bir bomba geldi. Hemen bayılmışım. O anı hiç unutmam.

İntifadaya, taş atma olaylarına katıldınız mı?

Genelde kızlar taş atmazlar. Okuldan çıkar eylemlere katılırdık.

Erkeklerle kızların eylemleri farklı mı olurdu?

Evet. Erkekler daha sert eylemlere katılırdı.

Bazen İsrail askerlerinin okullara gidip küçücük çocuklara silâh doğrulttuğuna dair fotoğraflar ve görüntüler yansır basına. İsraillilerin çocuklardan ne alıp veremediği var?

Çocukları özellikle korkutmak istiyorlar. Ama bizim çocuklarımız farklı. Onlarla siyaseti konuşabilirsiniz. Lübnan’ı, Şaron’un yaptıklarını, füzeleri… Büyük insanlar gibi konuşurlar.

Yahudilerle hiçbir irtibatınız oluyor mu veya oldu mu?

Hiç olmadı.

Bazen Filistinli ve İsrailli iki gencin internet üzerinden tanıştığı ve görüştüğü şeklinde haberler çıkar. Bunlar sık sık olur mu?

Çok çok nadir olaylardır. Eğer chat yapıldığı sırada karşıdaki kişinin Yahudi olduğu öğrenilirse bu görüşmenin devam etme ihtimali yüzde sıfırdır. Mümkün değildir. Sivil İsraillilerin bile içinde bize karşı o kadar kin varki. Onların askerlerine güç veren de budur bence. Siz de görmüşsünüzdür. Roket ve füzelerin üzerine İsrailli çocuklar, Filistinlilerle dalga geçercesine yazı yazıyorlar. Kim yapar bu işi? Biz en zor şartlarda bile “siviller ölmesin, savaşlara bulaşmasın, çocuklara yazık” diyoruz. Ama onlar böyle bir şey demezler. Ben bunu gördüm.

Çocukken geleceğe dair ne gibi hayalleriniz vardı?

Aslında ben doktor olmak isterdim. Çalışkan bir öğrenciydim. Ayrıca vatanımızı dolaşmak isterdim. Gerçekten o kadar zor ki anlatamam yani. Filistin’de gidemediğim o kadar yerler var ki. Bir iki kere Kudüs’e gittik. Şimdi onu yapmak da imkânsız.

İsrail’in duvar örmesi hayatınızı nasıl etkiliyor?

Duvar Batı Şeria’da. Oradaki arkadaşlarımızdan bilgi alıyoruz. Arazilerini ikiye bölüyorlar. Duvarın her iki tarafından en az 5 km. uzak durmak gerekiyor. Yaklaşmak yasak. 10 km genişliğindeki bir sınır. Hiç kimse bir şey yapamıyor. Buna çok şaşırıyorum.

Türkiye’ye gelmeden önce ülkemiz hakkında ne biliyordunuz?

Fazla bir şey bilmiyordum. Filistin’de okuyacaktım olmadı. Ramallah’taki üniversite beni kabul etti ama İsrail yolları kapattığı için gidemedim. Gazze’deki arkadaşlarım okula başladı. Ben de kaydım olmadığı halde onlarla birlikte öylesine gidip geliyordum. “Allahım ben nerede okuyacağım” derdim. Ondan sonra Türkiye’ye gitme durumum ortaya çıktı. Yakın ve Müslüman ülke diye Türkiye’yi tercih ettim. Tıp okuyacaktım ama bir doktor arkadaşım beni bundan vazgeçirdi. Ben de bilgisayar mühendisliğini tercih ettim.

İntibakta zorlandınız mı?

Fazla zorlanmadım. Teyzemler de burada zaten.

Öğrencilerle ilişkileriniz nasıldı?

İyiydi. Çok sevdim onları.

Filistinli olduğunuzu öğrenince tavırlarında bir farklılık oluyor muydu?

Dış görünüşten Filistinli olduğumu fark etmiyorlardı. Ben söyleyince “sizi çok seviyoruz, yüreğimiz sizinle” derlerdi. Türk halkını çok sevdim. Sıcak insanlar. Gurbette olduğumu hissetmedim. Hatta bir ayrıcalık bile hissediyorum. Çünkü Filistinli olduğum için konuşturuyorlar, seviyorlar, “bize Filistin’i, Kudüs’ü anlat. Halk nasıl yaşıyor” diye soruyorlar. Ben de anlatıyorum.

Medyanın olayları veriş tarzını nasıl buluyorsunuz?

Amerikan, Türk ve Arap medyasını izlerim. Türkiye’de genelde yayınlar iyi. Avrupa hemen hemen hiçbir şey göstermiyor. Hele Amerika medyası her şeyi tersine çeviriyor. Sanki saldıran Filistin, işgal edilen İsrail’miş gibi veriyor.

Sürekli işgal ve baskı ortamında olmak düşüncelerinizi nasıl etkiliyor?

Çok zor. Dünyada en zor şartlar altına yaşayan halklardan biriyiz. İstediğimiz şeyleri yapamıyoruz. Sürekli bir sınırlama ve yasaklama var. Özgürlüğümüz elimizde değil. Kendi ülkemizin şehirlerinde bile dolaşamıyoruz. Bu zorlukları aşmak için Filistin’le ilgili her şeyi, tüm tarihi okumayı, bilgi toplamayı, san’attan kültüre her bilgiyi toplamaya çalışıyorum. Bunu ileride çocuklarıma, ulaşabildiğim herkese göstermek istiyorum. En azından bunu yapabilirim. Kimse beni engelleyemez. Dedemin dedesinden beri bu çileyi çekiyoruz.

Peki bu çilenin ne zaman sona ereceğini bekliyorsunuz? Bununla ilgili ümitleriniz nelerdir?

Bilmiyorum. Allah bilir. Ancak bu haliyle de olmuyor. Amerika her iki tarafa da “şunu yapacaksınız” diyor. Biz yapıyoruz ancak İsrail yapmıyor.

Amerika’ya güveniyor musunuz?

Hiç güvenmiyoruz.

Müslümanların desteği yeterli mi?

Değil.

Ne yapılmasını istersiniz?

Çok şey yapılmalı. Bu dünyada insanın kıymeti kaybolmuş gibi geliyor bana. Ne söylerseniz hiç faydası olmuyor. Amerika her zaman İsrail lehine istediği her şeyi yapıyor. Lübnan saldırısında görüldü. O kadar insan öldürülüyor. Kimse bir şey yapamıyor. Müslüman ülkeler toplanır ve gerçek anlamada bir birlik sağlarlarsa bence güzel neticeler çıkar. İsraillilerin planı açık. Herkes görebiliyor. Irak işgal edildi. Şimdi Irak’taki tüm karışıklık İsraillilerin eliyle oluyor.

Şii-Sünni çatışmasını onlar mı çıkarıyor?

Kesinlikle. Zaten Lübnan’da yapmaya çalıştılar. “Hizbullah Şii” dediler. Sünni ve Hrıstiyanları Şiilere karşı kışkırtmak istediler. Ama yapamadılar. Ve çekildiler. Irak’ta bunu bir nebze olsun başardılar. Irak’ta her gün 50-60 kişi ölüyor. Böyle giderse Iraklı kalmayacak. Zaten Condelezza Rice “Yeni Ortadoğu” demişti. Yeni Ortadoğu demek “Büyük İsrail” demek. Araplar, Müslümanlar biraz basiretli olabilirlerse bizim ilk sırada olduğumuzu anlayacaklar. Bizi geçerlerse sıra diğer Müslüman ülkelere gelecek. Halklar nezdinde bir problem yok. Yönetimler bunu iyi anlamak zorunda.

Ürdün, Mısır ve Suudi Arabistan’ın İsrail’den önce Hizbullah’ı suçlayan açıklamalarına tepkiniz ne oldu?

Hasan Nasrallah bunlara cevap verdi. En azından susup konuşmasalar daha iyi olurdu.

Türkiye’deki gençlere imreniyor musunuz?

Tabiî ki. Türkiye’yi Filistin’den daha fazla gezdim. Her gittiğim yerde, “İnşallah bizim de burası gibi nasibimiz olur. Filistin de burası gibi güzel olur. Rabbim bize de nasip eder” diye dua ederim. Türkiye’deki gençler ülkelerini sevsinler. Her şeyleri var. Dertleri vardır muhakkak ama bizim kadar değil. Okulda arkadaşlar, “Bizim derdimiz sınavdan geçmek, memlekete dönmek, alış veriş yapmak gibi şeyler. Senin derdin nedir” diye sorarlardı. Ben de “Hapisteki kardeşimi düşünüyorum. Ne zaman çıkacak? Ne zaman bağımsızlığımızı ilan edeceğiz?” diyordum.

Aileniz geçimini nasıl sağlıyor?

Bizim arazimiz vardı. Buğday ekiyorduk. Portakal yetiştiriyorduk. Ama şimdi babam rahatsız. Su yok. Telefonla arayıp kardeşlerime nasıl geçiniyorsunuz diye sorduğumda “merak etme iyiyiz. Sen kendine iyi bak” diyorlar. Bana anlatmıyorlar. Beni endişelendirmemek için her şeyi yapıyorlar.

Öğrencilerin eğitim ortamı nasıl?

Filistinliler çok çalışkan bir millettir. O kadar zor şartlar altında yaşamamıza rağmen öğrencilerimiz çok başarılı. Filistinli olduğum için söylemiyorum ama Ortadoğunun ve Arap ülkelerini en zeki öğrencileri Filistinliler.

Filistin’de Hıristiyanlarla görüşüyor musunuz? Ne gibi irtibatınız oluyor?

Görüşüyoruz. Siz de hatırlarsınız. Birkaç kişi İsrail askerlerinden kaçıp Kıyamet kilisesinde saklanmıştı. Ama İsrailliler Kiliseyi bastılar, dine bile saygıları yoktur.

Hapishanedeki kardeşinizden haber alabiliyor musunuz?

Bazen mektuplaşıyoruz. Bazen babam ziyarete gidiyor. Ama çok zor şartlar altında. Çile çektirircesine.

Bu durumu çok düşünmüşümdür. Meselâ sizin “çile çektiriyorlar” dediğiniz anlarda kontrolden çıkanlar, İsrail askerlerine tepki gösterenler olmuyor mu?

Oluyor. Ama eğer bir işi yarım saat engelliyorlarsa ondan sonra tamamen kapatırlar. “Gidin çalışmıyoruz” derler. İsyan edeni vuruyorlar. Alıp götürüyorlar. “Bunu yapamazsınız” diyemezsiniz. Her şeyi yaparlar. Babam oğlunu ziyarete gidecek. Ne kadar zorluk çıkarsalar da “oğlumu göreceğim” diye her şeye göğüs geriyor. Katlanıyor. Yoksa oğlunu göremez.

Kemal BENEK

15.11.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Röportaj

  (13.11.2006) - Demokratlar Bush’a nefes aldırmaz

  (06.11.2006) - Türkiye’ye tuzak kurulmak isteniyor

  (04.11.2006) - Filistin tüm Müslümanların dâvâsı

  (02.11.2006) - “Asıl okumam gereken kitabı okumamışım”

  (30.10.2006) - Şiddetin artmasından hepimiz sorumluyuz

  (24.10.2006) - Fransa’nın kâbusu Türkiye-Almanya ekseni

  (16.10.2006) - Dünyanın bildiğini neden halktan saklıyorsunuz?

  (13.10.2006) - “Güvenliğin yolu özgürlükten geçer”

  (12.10.2006) - Tanrıkulu: Bu fırsat kaçmasın

  (11.10.2006) - Ağar’ın açılımı çözümü kolaylaştırır

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004