Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 10 Temmuz 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Eğitim

Evde bir şeyler yolunda gitmiyorsa bilin ki...

Aile içinde iletişim ve bununla birlikte etkileşim çok önemlidir. Ailede iletişimin olmadığı bir zaman yoktur. Yanlış iletişim ya da yetersiz iletişim olduğunda ailede bir takım problemler meydana gelir. Bunların oluşmasında bilinçli ya da bilinçsiz yaptığımız bazı davranışlar etkilidir. Farkında olmadan atılan hatalı adımlar şunlar olabilir: Aile ve aile üyelerini ilgilendiren konularda yüzeysel konuşmak. Aile üyelerini suçlamak, eleştirmek, olumsuz değerlendirmeler yapmak. Yaşanan olaylar sonucu konuşmadan ve dinlemeye çalışmadan karşı tarafın hareketlerini, düşüncelerini yorumlamaya çalışmak. Sık sık önerilerde bulunmak ve kişisel düşüncelerinizi zorla kabul ettirmeye çalışmak. Aile bireylerine sürekli emir vermek. Olayların olumsuz yönlerini çıkarmaya çalışmak. Karşıdaki kişinin kendini ifade etmesine imkân tanımamak. Küçük hataları çok abartmak. Aile içinde ortak faaliyetlere gereken önemi vermemek. Sorulan soruları cevapsız bırakma. Fedakârlığı devamlı karşı taraftan beklemek.

Aile üyeleri birbirleri ile olan iletişimlerinde aldıkları mesajlarla birbirlerini anlar, sever, birbirlerine güvenir, kendilerini değerli ya da değersiz hissedebilir. Bu durum aile üyelerinin duygu ve düşüncelerini, ruhsal durumlarını etkiler. Olumlu bir iletişim ve etkileşimin olduğu aile ortamında aile üyeleri birbirini anlar, hiçbir koşula bağlı olmadan olduğu gibi kabul eder ve birbirlerine güvenir.

Ana baba genç çatışmalarını, kim kazanır, kim kaybeder?

Gençlerle kusursuz ben iletileriyle de olsa yüzleşmek her zaman onların davranışlarını değiştirmelerinde etkili olamaz. Bazen gencin gereksinimi o denli güçlüdür ki ana babasına sorun meydana geldiğini bilmesine rağmen, davranışından vazgeçmeyebilir. Bu duruma ÇATIŞMA diyoruz. Çocuğunuzla çatışma yaşarsanız nasıl bir yaklaşımda bulunabilirsiniz? Sizlere ‘kaybeden yok yöntemi’ni öneriyoruz.

Çatışmaları çözmenin 3 yöntemi:

Yöntem 1: Gençle ana baba arasında bir çatışma çıkınca, ana baba çocuğun kabul etmesini umarak, çözümün ne olması gerektiğine karar verir. Genç karsı koyarsa, ana baba boyun eğmesi için onu, güç ve otorite kullanmakla tehdit eder. (ana baba kazanır, genç kaybeder).

Yöntem 2: Gençle ana baba arasında bir çatışma çıkınca, ana baba kendi çözümünü kabul etmesi için önce çocuğu ikna etmeye çabalar, çocuk karsı gelirse ona boyun eğerek istediğini yapmasına razı olur (Genç kazanır, ana-baba kaybeder). İki yöntemde de ana babanın ve gencin yaklaşımı şudur: “Benim istediğim olacak ve bunun için de gücümü kullanacağım.” ya da; karşımdakinin ihtiyaçlarını karşılanmasa bile, kendi ihtiyaçlarımın karşılanmasını istiyorum. Her ikisinde de kaybeden taraf, kazanana kırgın ve kızgındır.

Yöntem 3: Ana baba-genç arasında bir çatışma çıkınca ana baba, çocuktan her iki tarafında kabul edebileceği bir çözüm için katılım ister. Her biri sonradan değerlendirilecek çözümler önerir. En iyi çözüm üzerinde görüş birliğine varıldıktan sonra bunun nasıl uygulanacağına karar verilir. Güç kullanma ve baskı yoktur (Hiç kimse kaybetmez, herkes kazanır).

Yöntem 3 altı basamaktan oluşan bir işlemdir:

Basamak 1: Sorunu tanımlama; Basamak 2: Muhtemel çözümler üretme; Basamak 3: Çözümleri değerlendirme; Basamak 4: İçlerinden herkese en uygun olana karar verme; Basamak 5: Kararın nasıl uygulanacağını belirleme; Basamak 6: Çözümün başarısını değerlendirme.

Yöntem 3’ü kızgınlık, küskünlük türünden duyguların yaşanmadığı, anında çözülmesi gerekmeyen çatışmalar için kullanmak yerinde olur. Örneğin; ‘Tüm aile hafta sonunu birlikte nasıl geçirebiliriz? Arkadaşın gelince sizin ve bizim rahat edebilmemiz için nasıl bir düzen kuralım?’ gibi…

Kamil KAYMAK

10.07.2007


Öğrenciler niçin teknik ve meslek liselerini tercih etmeli?

Mesleki eğitim, gençlerimizin geleceğe umutla bakmasının güvencesidir. Geçtiğimiz hafta meslek seçimine değindik. Bu yıl hangi liseyi tercih etmesi gerektiğine karar veremeyen öğrencilere meslek lisesi, teknik ve endüstri meslek liselerini tavsiye ediyoruz. Öğrencilerin mesleki eğitimi tercih etmemelerinin temel sebebi, üniversite mezunlarının iş bulma imkânlarının daha çok olduğu ile ilgili yaygın kanıdır. İşverenler, nitelikli ve teknik bilgiye sahip ara elaman bulamamaktan yakınmaktadır.

Meslek lisesine devam eden öğrencilerin avantajlarına birlikte göz atalım: Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi bölümlerinden mezun olan öğrenciler “teknisyen” unvanıyla istihdam edilirler. Anadolu teknik lisesi ve teknik lise mezunlarına doğrudan işyeri açma belgesi verilir. Mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarından mezun olanlar, alanlarındaki meslek yüksek okullarına sınavsız geçiş yapabilmektedir.

ÖSS’de alanlarıyla ilgili bir yüksek öğretim programını tercih eden meslek liselilere ek puan verilmektedir. Bu durumdaki öğrencilerin ÖSS-yerleştirme puanları hesaplanırken ağırlıklı ortaöğretim başarı puanları (AOBP) 0,8 katsayısıyla çarpılarak, ÖSS puanlarına eklenmektedir. Ayrıca, AOBP’leri 0,24 katsayısıyla çarpılarak, elde edilen rakam kadar ek puan verilmektedir. Yükseköğretime devam etmeyenlerin iş bulmaları, mesleklerinde ilerlemeleri ve işe uyum sağlamaları genel lise mezunlarına göre daha kolay olmaktadır. Kamu kurum ve kuruluşlarında branşlarında görev alan mezunlar, genel lise mezunlarına göre bir üst derece ile işe başlamaktadır. Meslek lisesi mezunları, işyeri açabilmek için gerekli olan “ustalık” belgesini ustalık sınavı sonucunda alabilmektedir.

Avrupa Birliği’nin desteğiyle yürütülen, Türkiye’deki Mesleki Eğitim ve Öğretim Sisteminin Güçlendirilmesi Projesinin (MEGEP) amacı; ‘Bir modül sistemi oluşturarak hızlı değişime ayak uydurabilecek, çağın gerektirdiği niteliklere sahip elemanların yetiştirilmesi için uygun bir sistem kurmak’ şeklinde özetlenebilir. MEGEP farklı alt çalışmaları da içermektedir: Meslek ve eğitim standartlarının geliştirilmesi, iş piyasası ihtiyaçlarının çözümlenmesi, okul ve eğitim merkezi yöneticilerinin eğitilmesi, mesleki eğitim yönetiminde yerel yaklaşımın güçlendirilmesi… Türkiye’deki meslek liselerindeki eğitimin AB standartlarına uygun olması açısından adapte edilmeye çalışılan modüler eğitim sistemi 30 ilde 145 pilot kurumda uygulanmaktadır.

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, çıkaracakları yeni bir kanunla teknik lise mezunlarını çalıştıranlardan vergi almayacaklarını, Ar-Ge teşvikiyle yeni proje üretenlere yönelik de muafiyetler getireceklerini belirtti.

Büyük şirketler de mesleki eğitimi destekleyici projeleri gerçekleştirmektedir. Koç Holding Mesleki-Teknik Eğitimi Özendirme Programı Basın Toplantısında konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa V. Koç önemli noktaların altını çiziyor. “Bu yıldan itibaren, 4 yıl boyunca, her yıl 2000 öğrenciye olmak üzere, sanayi ve hizmet sektörlerine ara eleman yetiştiren meslek liselerinde öğrenimlerine devam etmeyi tercih eden toplam 8000 ilköğretim mezununa burs vereceğiz. Bu bursları, başarı kriterlerini yerine getirdikleri takdirde, mezuniyetlerine kadar devam ettireceğiz. Böylece toplamda 7 yıl sürecek ve 8000 öğrenciyi kapsayacak bir burs programını taahhüt etmiş olacağız. Öte yandan mezun olan öğrencilerin önemli bir istihdam avantajının olacağını şimdiden görebiliyoruz. Çünkü şirketlerimiz, yıllar içinde kendi elleriyle yetiştirdikleri öğrencileri öncelikle işe almak isteyecekler. Sizlere Koç Topluluğu Şirketleri’nin geçtiğimiz 4–5 yıl içinde yeni işe aldıkları elemanların yüzde 80’den fazlasının meslek eğitimi görmüş kişiler arasından seçildiğini söylersem, bu öngörümüzün gerçeğe yakınlığını daha iyi anlatmış olurum.’’

Aileler ve öğrenciler mesleki eğitim kurumlarını ziyaret edip, öğretmenlerden bilgi alabilirler. Mesleki eğitim çocuğun kendini keşfetmesini destekler, yeteneklerini ortaya çıkarır. Okul döneminden başlayarak alanında ilerleyen öğrenciler, özel sektörde kolaylıkla yükselebilmektedir. Ebeveynlerin saydığımız tüm önemli noktaları dikkate alarak, çocuklarına rehberlik edeceğine yürekten inanıyorum. Mutlu bir hafta geçirmeniz dileğiyle…

[email protected]

Mustafa OĞUZ

10.07.2007


Tatil ve verimlilik

Öğretmenlerin tatili nasıl değerlendirecekleri ile ilgili farklı planları vardır. Özellikle öğretmenlerin maaşlarının tatile gidebilmek için yeterli olmadığı son zamanlarda yapılan araştırmalarla bir kez daha ortaya konuldu. Burada amacımız, memleketine giden ya da evde kalmayı tercih eden öğretmenlere faydalı olabilecek küçük püf noktalarını belirtmek. Eğitimciler tatil süresince yanlarında küçük bir not defteri bulundurabilirler. Bu not defterine karşılaştıkları olayları, ilginç durumları ve kişileri kısa kısa not alabilirler. Okullar açıldığında bu olayları not defterindeki bilgilerden yararlanarak, öğrencilerle paylaşabilirler. İnsanlar pek çok ilginç olayla karşılaşırlar ama zamanla bu anılar unutulur. Özellikle çocuklara toplumsal kuralları anlatırken, bu notlar konunun daha kolay anlaşılmasına katkı sağlar.

Anılarını kitaplaştıran pek çok eğitimci, anılarını bir araya getirmek için not defteri sistemini uygulamaktadır. Eğitimciler, alanlarıyla ilgili kitaplar yanında kişisel gelişim ve iletişim ile ilgili yayınları da takip edebilirler. Bu yayınlarda okullarda gerçekleştirilen faaliyetler ve yöntemleri hakkında da bilgiler yer alır. Öğrenilen yeni etkinlikler, gelecek eğitim döneminde öğrencilerle uygulanabilir. Tüm eğitim dönemi boyunca hareket eden öğretmenler, tatili hareketsiz geçirdiklerinde okula geri döndüklerinde fiziksel ağrı ve rahatsızlıklarla karşılaşabilmektedir. Bunu engellemek için sabah saatlerinde yürüyüş yapmak, hafif egzersiz hareketlerini uygulamak, beslenmeye dikkat etmek faydalı olacaktır. Yine sanat etkinliklerine katılmak, kendinize zaman ayırmak da rahatlatıcı etki yapacaktır. Her ferdin farklı özellikleri, alışkanlıkları vardır. Öğretmenler, kendilerine en uygun aktiviteleri seçerek, stres kaynaklarından olabildiğince uzaklaşmış olurlar.

10.07.2007


Öğretmenler sınıfta zamanı iyi yönetmeli

Zaman hızla akıp giden, geriye dönüşü olmayan bir nehir gibidir. Sınıfta zamanı iyi kullanabilmek, verimli bir ders yapabilmek için ise iyi dinleyen bir sınıfa sahip olmak yani sınıfa hakim olmak gerekir.

Dinleme çalışmalarının verimli olması için hangi şartlara uyulmalıdır?

Dinlemeyle ilgili çalışmaların verimli olabilmesi için derslikte yerleşme ve oturma bakımından bir takım şartlara uyulması gereklidir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

• Derslikte öğrenciler birbirlerini görecek şekilde oturmalıdır.

• İşitme problemi ya da özrü olan öğrenciler ön sıralarda oturmalıdır.

• Öğretmen, ders anlatırken ya da soru sorarken çocukların kendilerini rahatça görebildikleri bir yerde durmalıdır.

• Dinlemeye ağırlık verilen çalışmalar öğrencilerin yorgun olmadıkları bir zamanda yapılmalıdır.

• Dinleme çalışmaları sırasında derslik içinde tam bir sessizlik sağlanmalıdır.

Anlama Etkinliği: Dinleme etkinliği anlama etkinliği ile tamamlanmalıdır. Dinleme bakımından yetersiz öğrenciler de sınıflarımızda oldukça fazladır. Bunun için sınıfta davranış politikası oluşturulmalı, bu politikada sınıf kendi kurallarını kendi koymalı, koyduğu kuralların altına imzasını atarak aldığı kararların arkasında olduğunu kavramalıdır.

Öğretmenin ise sınıfına hazırlıklı girmesi oldukça önemlidir. Kırk dakikalık bir dersi verimli geçirebilmek için “40 dakikanın olmazsa olmazlarının” iyi bilinmesi gerekmektedir. Bu ise öğretmenin sınıfa zamanında girmesi, iyi dersler dilemesi tahtayı iyi kullanması, derse giriş yapması, konuya motive etmesiyle başlar. Ders için kullanılacak araç ve gereçler mutlaka sınıfa önceden getirilmelidir. Öğretmen çocuklarını ders sırasında tebeşir almaları için bile başka sınıflara veya öğretmenler odasına göndermemelidir. İdare tarafından yapılan duyurular zorunlu olmadığı müddetçe mutlaka teneffüslerde yapılmalıdır. Yani sınıfın konsantrasyonunu bozacak davranışlardan kaçınılmalıdır.

Öğretmen dinleyici durumundaki öğrencilere sahip olduğu bilgileri aktarır. Bu yöntemde öğretmen konuyu desteklemek amacıyla görsel ve işitsel materyallerden yararlanmalıdır. Öğrencilerin derse katılımlarına izin verilmelidir. Öğrencilerin not tutmaları sağlanmalıdır. Aynı teknikle bir dersi bitiren öğretmenin dersi sıkıcı geçeceğinden öğretmen dersle alakalı olan soru-cevap ile anlatılarını kalıcı hale getirmelidir. Öğrenciler sorulara cevap vermeleri için teşvik edilmeli; ama zorlanmamalıdır. Soruyu cevaplandırabilmesi için öğrenci cesaretlendirilmelidir. Sürekli parmak kaldıran öğrencilerin dışındaki öğrencilere de cevap için fırsat tanınmalıdır.

Öğrencilerin verdiği cevaplar üzerinde kırıcı olunmadan tartışma yapmaları sağlanmalıdır. Bu tartışma sayesinde istenilen diğer bilgilere de ulaşılabilir. Soru tam olarak anlaşılır duruma getirilmelidir. Bir öğrencinin cevabına diğer öğrencilerin gülmelerine engel olunmalıdır. Öğrenci kendini rahat hissetmelidir. Böylece öğrencinin konuşma kabiliyeti gelişerek kendine güveni artacaktır.

Öğretmen en son cevabı kendisi tekrar etmeli, varsa eksiklikleri tamamlamalı, kısa bir özet yaparak dersi bitirmelidir.

10.07.2007


Ben oradaydım ya!

Ünlü İngiliz yazar Samuel Smiles anlatıyor: İyi terbiye almış bir çocuk, kimsenin olmadığı bir meyve tezgâhının yanından geçer. Orada kimse (başka bir insan) olmamasına rağmen, cebine niye birkaç armut atmadığı sorusuna; ‘Nasıl kimse yoktu? Ben orada değil miydim? Ben, kendimin böyle şerefsiz bir şey yaptığını görmek istemem.’

10.07.2007


Herkes gideceği yolu kendi belirler

Afrikalı ünlü kâşif David Livingstone’ye bir gün, Güney Afrika’daki bir dernekten mektup gelir: “Bulunduğunuz yere ulaşan iyi bir yol belirlediniz mi? Belirlediyseniz size katılmak isteyenleri gönderebiliriz.” David Livingstone cevap olarak şunları yazar: “Buraya bir yol bulunması şartıyla gelmek isteyenleri, ben istemiyorum. Benim yol olmadığı halde gelmek isteyenlere ihtiyacım var.”

10.07.2007


Birinci sınıf ders

Bir hanım uçakta, siyahî bir beyin yanında oturuyormuş. Hanım, bu durumdan hiç memnun olmadığını belli ederek, gayet sinirli ve terbiyesiz bir şekilde hostesten başka bir yer bulmasını istemiş. Zira böyle birisinin yanında hiçbir şekilde oturmak istemiyormuş. Hostes, tüm uçağın dolu olduğunu fakat birinci sınıfta yer olup olmadığına bakacağını söylemiş. Diğer yolcular, büyük bir şaşkınlık ve rahatsızlıkla bu olayı izlemiş. Bu hanımın sadece terbiyesizliğine değil, birinci sınıfta yolculuğuna devam edeceğine de şahit olmuşlar. Bu hoş olmayan durumla karşılaşmış olan bey, çok zor bir durumda olmasına rağmen sessiz kalıp cevap vermemeyi tercih etmiş. Birkaç dakika sonra hostes, hanımın yanına gelerek şöyle demiş: ‘Çok özür dilerim. Gerçekten de uçakta boş yer yok. Sadece birinci sınıfta yer bulabildiğim için mutlu oldum. Bu yeri bulmak biraz zaman aldı, zira böyle bir değişiklik için pilottan izin almam gerekiyordu. ‘Hiç kimse sorun yaratan bir diğerinin yanında oturmak mecburiyetinde kalamaz’ dedi ve bu izni verdi. Diğer yolcular kulaklarına inanamamışlar, bu sırada hanım zafer kazanmış edasıyla tam yerinden kalkmaya hazırlanırken, hostes siyahî beye dönerek: ‘Beyefendi, sizi birinci sınıftaki yerinize götürebilmem için lütfen beni takip eder misiniz? Firmamız adına, kaptan pilotumuz sizden böylesine hoş olmayan bir olaya sebep olan kimsenin yanında oturmak mecburiyetinde kaldığınız için özür diliyor.’ O yıl, kaptan pilot ve hostes bu davranışlarından dolayı ödüllendirilmişler ve bu durum örnek olay olarak eğitimlerde anlatılmaya başlamış…

10.07.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004