Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 24 Eylül 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Görüş

“Rencide etmeden” yardım edelim

İnsan, yaratılmışların en saygın ve en seçkinidir. Her şeyin en güzeline ve en değerlisine lâyıktır. Bu yüzden, insan ve insanlık uğruna yapılan her türlü yatırım ve hizmet, faaliyetlerin en makbulü sayılır.

Yüce Yaratıcı, Kutsal Kitabında, insanoğlunun değerine dikkat çekmekte ve “Gerçekten Biz Âdem evlatlarını şerefli kıldık, karada ve denizde kendilerini taşıyacak vasıtalar nasip ettik, onlara helâl ve hoş rızıklar verdik ve onları yarattığımız varlıkların çoğuna üstün kıldık” (İsra Sûresi: 17/70) buyurmaktadır.

Böylece, Yüce Allah, onurlandırdığı bu yaratığın şeref ve haysiyetini koruma altına almış ve onu her türlü hakaret ve küçümsemeye karşı dokunulmaz kılmıştır.

Toplumun, farklı statü ve imkânlara sahip bireylerden oluştuğu hepimizin malumudur. Kimisinin maddî durumunu, diğerlerinkinden daha farklı ve daha rahattır. İşte, sınıflar arası sevgi, saygı ve şefkat köprüsünü kurmayı hedefleyen dinimiz, imkânı geniş olan bireylerden sıkıntılı durumlarda olanlara şefkat ve merhamet; karşı taraftan da saygı ve muhabbet alışverişini amaçlamaktadır. Böylece dünya tam anlamıyla bir “kardeşlik beşiği” haline gelecek ve problemler asgarî düzeye inecektir.

Evet, bireylerin dayanışma ve kaynaşmasını isteyen dinimiz, yardım etme esnasında bile insan onurunun korunmasına öncelikli önem vermiştir. Aralarında köprü kurarken bu yolun şefkat ve saygı esaslı olmasını öngörmüş ve yoksulun rencide edilmemesini esas almıştır. Hatta zekât ve sadaka verildiğinde illâki, “Bu benim zekât ve sadakamdır” gibi ifadelerin kullanılmasının zorunlu olmayışı bu yüzdendir. Yani, mutlaka “zekât ve sadaka” olduğunu vurgulayıp yoksulu utandırmanın lüzumu yoktur.

Aşağıdaki âyet meâlini hep birlikte dikkatlice okuyalım:

“Ey iman edenler! Yardım ettiğiniz kimselere minnet etmek ve incitmek sûretiyle o sadakalarınızı boşa çıkarmayın! Allah’a da, âhirete de inanmadığı halde sırf insanlara gösteriş yapmak için malını harcayan kimsenin durumuna düşmeyin! Onun durumu, üzerinde azıcık toprak bulunan kaygan bir kayanın durumuna benzer ki, şiddetli bir yağmur iner inmez toprağı kayıverir, cascavlak kalır. Öyleleri işledikleri hiçbir şeyden sevap ve mükâfat elde edemezler. Zira Allah inkârcıları emellerine kavuşturmaz”. (Bakara Sûresi: 2/264]

Bu âyet-i kerimede özellikle, “gösterişte bulunmak”, “minnet etmek” ve “incitmek” noktalarına vurgu yapıldığını ve bu hususların iyilikleri boşa çıkardığına dikkat çekildiğini görüyoruz.

Şu halde, yapılacak iyiliklerin gösterişsiz, riyasız ve reklâmsız olması gerekir. Atalarımız ne güzel söylemiş: “İyilik yap denize at; balık bilmezse, Hâlık bilir.”

Ayrıca, yardım dağıtım esnasında fakirlerin tartaklanması, rencide edilmesi, gönüllerinin kırılması kesinlikle hoş karşılanamaz. Kaş yapayım derken göz çıkarma türü davranışların makul karşılanabilmesi düşünülemez.

Unutulmamalıdır ki, yardım kuyruklarında özellikle yemek dağıtım yerlerinde yer alan insanların çoğu muhtaç olmazsa o sıkıntıya katlanmaz. Hatta aşırı ihtiyaçtan dolayı, kuyruklarda bazı hataları da olabilir. Bu durumda tedbirlerin alınması, gerekli ortamın sağlanması ve hazırlanması yardım organizatörlerinin işidir. Uzun lafın kısası, fakirleri incitici, horlayıcı ve küçük düşürücü davranışları haklı görecek hiçbir neden olamaz.

Gönül arzu eder ki, bu tür manzaralara sebebiyet verilmeden tıpkı Fatih’in, fermanında: “Ayrıca külliyemde bina ve inşa eylediğim imarethanede şehit ve şühedanın harimleri ve Medine-i İstanbul fukarası yemek yiyeler. Ancak yemek yemeye veya almaya bizatihi kendüleri gelmeyüp yemekleri güneşin loş bir karanlığında ve kimse görmeden kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle’’ cümlesiyle vurguladığı gibi; yardım ve yiyecek, önceden tespit edilen fakirin ayağına bizzat götürülsün.

Ancak bunun yapılamaması, mevcut uygulamayla fakirin horlanıp incitilmesini gerektirmez ve meşrû göstermez.

İnsan onuruna yakışmayan davranışların son bulduğu bir dünya dileğiyle…

Mehmet C. GÖKÇE

24.09.2007


ABD’nin Irak stratejisi ve asker çekme hikâyesi

Ortadoğu coğrafyası, Osmanlı Devleti dağılalı beri, yaşadığı talihsizliklerden birine daha maalesef “Irak odaklı” olarak şahit oluyor. Osmanlı’ya ihanet etmiş ve işgalcilerin bayrağını sallamış sınırlı sayıdakilerin günahını ne yazık ki “talihsiz” torunları çekiyor. Bu arada, belki de kader adalet edip, asırlarca İslâm dünyasının bayraktarlığını yapmış olan bir millete isyan edenlerin mirasçılarına “hakikat kıvılcımları”nı saydırıyor.

Meselenin özüne dönersek; Irak, yegâne küresel aktör konumundaki ABD tarafından işgal edildi edileli, ne Irak’ta ne de klasik Ortadoğu coğrafyasında huzur ve güven ortamı kaldı. Pek tabiî olarak, ABD-İsrail-AB mihverinin durumları da, “kısa vadede kazandıkları başarıyı” orta vadede kaybetmeye başladıkları için, bölge ülkelerinden pek farklı değil. Açıkçası, ABD öncülüğündeki mihver, Irak’ta “tabir caizse” tam bir bataklığa saplanmış durumdalar. Bu açık gerçeğe rağmen; ABD’de, 2008 yılında yapılacak olan Başkanlık seçimleri öncesinde Başkan Bush’un partisi Cumhuriyetçiler, Demokratlar karşısında geriye düşmüş olmanın verdiği hüzün ve telâşla, “Irak’tan kısmî asker çekme” hususunu dillendirmeye başladılar. Gerçekte, Irak’tan tamamen çekilme söz konusu edilecek olsa, ABD’nin tam bir yenilgi aldığına hükmedilmiş olacağı için, “Irak’ta, belli ölçüde başarı sağlandığı için asker sayısında azaltmaya gidiliyor” havası verilmeye çalışılıyor.

ABD yönetimindeki ağırlıkları süren Neo-Con tayfası, işgal stratejisinde değişiklik şöyle dursun, “salam taktiği ve güvenli kaleler stratejisi”ne uygun olarak, işgal stratejisini bütün Genişletilmiş Ortadoğu Coğrafyası (GOC)’na yaymanın hesabı içerisindeler. Hatta, şayet ABD’deki “derin odaklar” ikna etme hüner ve becerilerini sürdürecek olurlarsa, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ismiyle ünlenen bu (işgal) stratejilerinde nihai hedefe ulaşabilmek için, 2008 Başkanlık seçimlerinde yine Cumhuriyetçilerin kazanması için “sürpriz dosya ve şok gelişmeler” patlatabilirler. Gidişata bakılırsa, şayet Demokratların Başkan adayı olacak kişi, kapalı kapılar ardında, güçlü Yahudi lobilerinin desteklediği Neo-Con ekibin hâlihazırda gerçekleştirmeye çalıştıkları projeye destek olmayacağını net bir şekilde beyan ederse, şu anda çok güçlü görünen Demokratların “Başkanlık seçimlerinde” hüsrana uğramaları hiç şaşırtıcı olmayacaktır. Bush’un kazandırıldığı her iki seçimle ilgili spekülasyonlar, bu iddiamızın delilidir. Aslında, Başkan J. W. Bush’un açıkladığı “Irak’taki ABD askerlerini azaltma” taktiği, bahsettiğim seçim hamlelerinin önemli bir başlangıcı olarak kabul edilebilir. Bu noktadan hareketle, ABD’nin Irak’taki askerlerini azaltma ve kısmen geri çekilme taktiğini perde arkasındaki bazı amaçlarını kısaca şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Bir taraftan asker çekerken, diğer taraftan ise “başarılı olduğumuz ölçüde asker çekmeye devam edeceğiz” propagandasıyla ABD seçmenine mesaj veriliyor.

2. Koalisyon güçlerinin askerleri koordinatörlük ve yönlendiricilik rolüne itilirken; asıl mücadeleyi, Irak ulusal güçleri ile Bölgesel Kürt Yönetimi güçlerinin sorumluluğuna terk ediyorlar. Böylece, sorunu istedikleri gibi çözmek üzere içeride piyon ve maşalar oluşturma modelini uygulamaya girdiriyorlar. Böyle olmasa, zaten kocaman bölgeyi nasıl kontrol edebilirler ki ...

3. ABD, aşamalı olarak Irak’taki yönetimi ve iç hesaplaşmayı “uydu ve uzantı” konumundaki kadrolara devretme modelini test ediyor. Şayet, başarılı olurlarsa; işgal ya da baskı yoluyla, bölgedeki diğer devletlerin başına da “uydu ve uzantı” konumundaki kadroları getirerek, onlar eliyle “ulus-devletleri parçalayarak çekirdek/kent devletlere dönüştürme” hedeflerine ulaşmayı tasarlıyorlar.

4. Taktik ve kısmî çekilme vesilesiyle; Irak’ta yeni ve bağımsız bir devlet yönetimi olduğu havası oluşturularak, “terörist ve radikal” unsur olarak ilân ettikleri direnişçilere karşı uluslar arası toplum ve uluslar arası örgütleri harekete geçirme hesabı yapıyorlar.

5. ABD, “Irak’ta başarısız olduğu” yönündeki genel kanaati ortadan kaldırmak ve Büyük Ortadoğu Projesi’ni adım adım gerçekleştirebilecek yetenek ve güçte olduğu mesajını dünyaya vermeye çalışıyor.

Bu bağlamda, Fransa ve Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy’nin dikkat çekici misyonuna değinmek istiyorum. Sarkozî, son günlerde bir taraftan Türkiye’ye “AB üyeliğiyle ilgili müzakere başlıklarının neredeyse hepsinin açılabileceği ve tam üyelik için referanduma gitme zorunluluğunu kaldırmak üzere Anayasa değişikliğine gideceği konusunda” olumlu mesajlar vermeye başlarken, diğer taraftan ise Türkiye’nin kırmızı çizgilerini zorlamayı denemektedir. Bu tarz bir politika benimsemesinde Yahudi kökenli oluşunun ve bu bağlamda İsrail ile ABD politikalarına angaje oluşunun büyük rolü vardır. Bu politika ve anlayış değişikliğinin bir sonucu olarak da, şimdi de, ABD-İsrail-AB mihverinin kurdurmaya çalıştıkları Kürt devleti projesine diplomatik jestle işlerlik kazandırma yönünde adımlar atıyor.

Dr. Sıddık ARSLAN

24.09.2007


Amatör Cisse!

Beşiktaş, Şampiyonlar Liginde Marsilya yenilgisinin verdiği moralsizlikle çıktığı Denizlispor önünde daha oyunun ilk 10 dakikasında 2 golü kalesinde gördü. Bu şok goller kulübedeki Ertuğrul Sağlam gibi tribünleri de şaşkına çevirdi. Denizlispor, 1 puan için geldiği İstanbul'da 3 puanla ayrılmanın hiç de zor olmadığını düşündüğü dakikalarda sahneye çıkan Şilli Tello, attığı golle Beşiktaş'ın kendisine gelmesini sağladı.

Ama gözle görülür bir gerçek var. Beşiktaş, Kayserispor maçından bu yana kötü oynuyor. Ertuğrul Sağlam hâlâ ilk 11'ini bulmakta zorlanıyor. Her hafta değişik kadroyu sahaya sürerek yönetimi ve oyuncularını şaşırtıyor. İsim seçiminde bir istikrar yakalayamadığı için takım oyununda sürekli düşme görülüyor. Denizlispor karşısında zorlukla alınan 3 puan kötü futbolun üstünü örtmemeli.

Tello, kısa boyuna karşılık Denizlispor maçında büyük işler yaptı. Sol ayağını çok iyi kullanıyor. Yerinde çalım yaptığı zaman sırıtmıyor. Aşırıya kaçtığında takımına zarar veriyor. Orta sahada presi iyi uyguluyor. Sert mudahelelerden kaçmıyor. Sol kulvarı İbrahim Üzülmez'le birlikte uyumlu kullanıyor. Frikik atışları aynı F.Bahçeli Alex gibi. İlk sezonu olmasına rağmen Beşiktaş'ta uyum sorunu çekmesi olumlu.

Beşiktaş'ın bir diğer çalışkan oyuncusu Fransız Cisse güzel futbolunu son dakikalarda gördüğü kırmızı kart ile gölgeledi. Gördüğü sarı kart sonrası hakemin kararını alkışlayarak protesto etmesi ona değil takımına pahalıya patladı. Çünkü, bu hafta G.Saray ile yapılacak derbi maçta Beşiktaş bu futbolcusunun amatörce yaptığı hareket yüzünden ondan faydalanamayacak. Beşiktaş yönetimi, yıllığı 3,5 milyon Euro'ya gelen Cisse'ye yaptığı hareketinin faturasını mutlaka önüne koyup, cezalandırmalıdır.

Menacer Sinan Çetin'in açıklamalarına ben de destek veriyorum. Nedense Türkiye'de maçlar bittiğinde olay olsun, olmasın hakemler polis korumasından soyunma odasına gidiyor. Aslında çok çirkin bir görüntü. Tribünleri de tahrik edecek bir unsur. Futbol Federasyonu dünyada hiçbir ülkede görülmeyen bu tip uygulamaya artık son vermeli. Hakemler, birkaç sivil görevli nezaretinde pekala soyunma odalarına gidebilirler.

Erol DOYURAN

24.09.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri