Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 20 Ocak 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Lahika

ÂYET-İ KERİME MEÂLİ

De ki: "Âdem hakkında yüce âlemlerde konuşmalar cereyan ederken benim buna dair hiçbir bilgim yoktu. Bana ancak vahyolunuyor; çünkü ben ap açık bir sakındırıcıyım."

Sâd Sûresi: 69

20.01.2008


HADİS-İ ŞERİF MEÂLİ

Sevabı en çabuk görülen davranış, iyilik yapmak ve akrabalarla iyi ilişkileri sürdürmektir. Cezası en çabuk görülen kötülük ise, zulüm ve akrabalarla ilişkiyi kesmektir.

Câmiü's-Sağîr, c: 1, no: 587

20.01.2008


Elli sene önce haber verilen acı hadise

Umur-u gaybiyeye dair hadislerin birkaç misâlini zikrederiz.

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, nakl-i sahihle ve mütevatir bir derecede bize vasıl olmuş ki, minber üstünde, cemaat-i Sahabe içinde ferman etmiş ki:

"Şu benim oğlum Hasan, seyyiddir. Allah onun vasıtasıyla Müslümanların iki büyük ordusunu barıştıracaktır." (Buharî, Fiten: 20) İşte, kırk sene sonra İslâmın en büyük iki ordusu karşı karşıya geldiği vakit, Hazret-i Hasan Radıyallahü Anh, Hazret-i Muaviye (r.a.) ile musalâha edip, cedd-i emcedinin mucize-i gaybiyesini tasdik etmiştir.

İkincisi: Nakl-i sahihle, Hazret-i Ali'ye (r.a.) demiş: "Sen, biatını bozan, hak ve adaletten sapan ve dinden çıkan kimselerle savaşacaksın." (el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:139) Hem vak'a-i Cemel, hem vak'a-i Sıffin, hem vak'a-i Havâric hadiselerini haber vermiş.

Hem Hazret-i Ali (r.a.) Hazret-i Zübeyir ile seviştiği bir zaman dedi: "Bu sana karşı muharebe edecek. Fakat haksızdır." (İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 6:213)

Hem ezvâc-ı tâhirâtına demiş: "İçinizden birisi, mühim bir fitnenin başına geçecek ve etrafında çoklar katledilecek." (el-Askalânî, Fethü'l-Bârî, 13:45.), "Sana Hav'eb köpekleri havlayacak." (Müsned, 6:52, 97)

İşte şu sahih, kati hadisler, otuz sene sonra Hazret-i Ali'nin Hazret-i Aişe ve Zübeyir ve Talha'ya karşı vak'a-i Cemel'de; ve Muâviye'ye karşı Sıffin'de; ve Havârice karşı Harûra'da ve Nehruvan'da muharebesi, o ihbar-ı gaybiyenin bir tasdik-i fiilîsidir.

Hem Hazret-i Ali'ye, "Senin sakalını senin başının kanıyla ıslattıracak bir adamı" (el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:113) ihbar etmiş. Hazret-i Ali o adamı tanırmış; o da Abdurrahman ibni Mülcemü'l-Hâricîdir.

Hem Hâricîlerin içinde "Züssedye" denilen bir adamı, garip bir nişanla alâmet olarak haber vermiştir ki, Havâriçlerin maktulleri içinde o adam bulunmuş, Hazret-i Ali onu hakkaniyetine hüccet göstermiş, hem mucize-i Nebeviyeyi ilân etmiş. (Buharî, Menâkıb: 25)

Hem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Ümmü Seleme'nin, daha diğerlerin rivayet-i sahihiyle haber vermiş ki, "Hazret-i Hüseyin, Taff, yani Kerbelâ'da katledilecektir." (el-Heysemî, Mecmâü'z-Zevâid, 9:188) Elli sene sonra, aynı vak'a-i ciğersûz vukua gelip o ihbar-ı gaybîyi tasdik etmiş.

Hem mükerreren ihbar etmiş ki: "Benim Âl-i Beytim, benden sonra katle ve belâya ve nefye maruz kalacaklar." (İbni Mâce, Fiten: 34.) Ve bir derece izah etmiş, aynen öyle çıkmıştır.

Mektûbât, 19. Mektub,

Beşinci Nükteli İşaret, s. 98-99

Lügatçe:

umur-u gaybiye: Gaybî işler.

vak'a-i ciğersûz: Ciğer parçalayıcı olay.

ihbar-ı gaybî: Gaybla ilgili haber verme.

cedd-i emced: Şanlı, yüce ata, dede.

ezvâc-ı tâhirât: Hz. Peygamber Efendimizin iffetli, mübarek hanımları.

20.01.2008


İlginç bir yolculuktan tefekkür dersi

Dünyada pek az kişinin yaşayabildiği ilginç bir hatıramı, sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ticaret gemileri ile sefere çıktığımın ikinci yılıydı. II. Kaptan olarak atandığım bir gemiye, İstanbul Boğazı geçişinde katılmıştım. Gemimiz, Panama Kanalını geçerek sırası ile Kostarika, El Salvador ve Guatemala'ya gidecekti.

Akdeniz ve Atlas Okyanusunu 15 günde geçerek Panama'ya geldik. Burada 3 havuza girerek deniz seviyesinden yaklaşık 100 metre yükseklikte sun'î bir göl olan Gatun Gölüne çıktık. Yarım günlük bir kanal geçişinden sonra yine 3 adet havuza girerek bu sefer Pasifik sularına indik.

Yükümüzü planlanan limanlara tahliye ettikten sonra, boş olarak Kanada'nın Vancouver limanına hareket ettik. Buradan yüklediğimiz sülfür maddesini Malezya'ya götürecektik.

İşte anlatacağım ilginç yolculuk da böylece başlamış oldu.

Denizde zaman karadakinden farklıdır. Eğer batıya doğru gidiyorsanız günler uzamaya, doğuya doğru gidiyorsanız kısalmaya başlar. Her 15 derecede bir, saatlerinizi 1 saat ileriye veya geriye almak zorundasınızdır. Aksi takdirde yerel saat adını verdiğimiz bölgenin kullandığı saatten farklı bir saati kullanmak zorunda kalırsınız ki, bu durum işlerinizi bir hayli güçleştirecektir. Bu sebeple batıya giderken iki günde bir defa saatlerimizi geri alıyorduk. Yolculuğumuz süresince bir günümüz ortalama 24,5 saat sürüyordu.

Bütün insanlar bir günü 24 saat olarak yaşıyorken bizim yarım saat fazla geçirmemiz tuhaf bir durum meydana getiriyordu. Fazladan yaşadığımız bu saatlerin bir telâfisi olmalıydı ve Kanada'dan ayrıldıktan bir hafta sonra bunun bedelini ödemek zorunda kaldık.

179 Derece Batı Boylamının sonuna gelmiştik. Haritalarda "Gün Değiştirme Çizgisi" adı verilen 180 Derece Boylamı yazıyordu ki, bu boylamı geçerken gemi jurnaline bir gün ilâve etmek zorunda kalmıştık.

Günlerden salıydı fakat ertesi gün çarşamba olması gerekirken bir gün sonrasını yani perşembe gününü yazmıştık. Anlaşılan her gün fazladan yaşadığımız yarım saatlerin bir bedelini bu noktada ödüyorduk. Sonunda çarşamba gününü hiç yaşamadan yolumuza devam ettik.

Malezya'da gemiden ayrılarak İstanbul'a döndüm. Jules Verne'nin "80 Günde Devri Âlem" romanına nazire yaparcasına 77 gün sonra evime geri gelmiştim. Fakat evime döndüğümde takvime göre 78 gün geçtiğini görüyordum. Maaşımı da 78 gün olarak almıştım. Kısaca söylemek gerekirse bir gün daha az yaşamış ve çalışmış olmama rağmen fazladan 1 gün ilâve edilmişti.

İşte bu yolculuğumun diğer seferlerden farklı olmasına bu "Gün Değiştirme Çizgisi" sebep olmuştu. Haritalarda "International Date Line" adı verilen bu çizgiden geçen her yolcu, takvimini 1 gün öncesine veya sonrasına almak zorunda kalır.

Ben "böyle bir şey yapmayacağım" diyemezsiniz, zira bulunduğunuz ülkenin tarih ve zamanına uymak zorundasınızdır. Aksi takdirde her şey karışacaktır.

Evet, dünyanın yuvarlak olduğunu böylece test etmiş oldum. Gerçekten de yuvarlakmış! Eğer İstanbul'a döndüğümde yaşadığım gün sayısı İstanbul'dakiler ile aynı olsaydı "dünya yuvarlaktır" denilemezdi. Zira dünyayı enine doğru bir defa dolaşan bir insanın 1 gün daha az yaşaması gereklidir.

Bizde Macellan'ın yolculuğunda olduğu gibi dünyayı batıya doğru giderek kat etmiştik. "Formula 1" yarışlarına benzetecek olursak, dünya bize bir tur bindirmiş oldu. Bu sayede bir gün daha az yaşamış, güneşin doğuş ve batışını bir gün eksik görmüştük.

Macellan, bizden farklı olarak Güney Amerika'nın güneyine inmiş, kendi adı verilen boğazdan geçerek Endonezya sahillerine kadar gelmişti. Bu meşhur Portekizli kaptanın burada talihi yaver gitmemiş, yerliler ile girmiş olduğu çatışmada ölmüştü. Fakat denizci arkadaşları seferlerini tamamladılar ve batıya doğru yelken açmışken doğudan ülkelerine dönmüşlerdi.

Bugün hâlâ Macellan'ın gittiği yoldan batıya doğru ilerleyen gemiler var. Zira Panama Kanalı belirli bir büyüklükten sonraki gemilere hizmet veremiyor. Panamax adı verilen gemiler de, işte bu kanaldan geçebilecek tonaja sahip gemilere verilen isimdir.

Dünya ile bir hesabım olduğu kanaatindeyim zira o bana bir tur bindirdi. Eğer bir gün, bu sefer doğuya doğru kat edersem, ben de ona bir tur bindireceğim ve böylece eşitlenmiş olacağız.

Bu noktadan sonra şakayı bir kenara bırakıp, bu ilginç yolculuktan bir tefekkür dersi çıkarmak istiyorum. İşte saniyede 30 km. hızla hareket eden ve top mermisinden en az 60 kat daha hızlı hareket eden bir macera dolu Dünya'da yaşıyoruz.

Dünyamızın kendi ekseni etrafındaki dönüş hızı ise ekvatorda yaklaşık 20 km. civarındadır. Ses hızının saniyede yaklaşık 0.2 km. olduğunu düşünecek olursak, muazzam bir sür'attir bu. Örnek verecek olursak, dünyanın yanında Ay kadar büyük bir insan bağırsa sür'atinden dolayı dünyaya sesini ulaştıramaz. Keza top mermisinden de 60 kez daha hızlı hareket ediyoruz. Fakat gelin görün ki, dünya üzerinde yaşayan insanların ne başı dönüyor, ne de okyanuslar, denizler göğe savruluyor. Çok hassas bir denge ve muntazam bir gemi üzerinde hareket ediyoruz.

Bu geminin kazan dairesi yok, lâkin çekirdek ve manto adı verilen cehennem gibi erimiş metallerden oluşan bir yapısı var. Bazen gafil insanları uyandırmak için lavların yeryüzüne çıktığını görüyoruz. Dünyanın büyüklüğüne göre incecik bir tabaka olan yeryüzü kabuğunun insanların yaşayabileceği şekilde korunması, hiç de tesadüf olacak bir şekilde değildir.

Cenâb-ı Allah'ın kudret ve tasarrufunda bulunan zeminimiz, gemilerin hareket ettiği deniz üstünde değil ama binlerce derece sıcaklıktaki erimiş sıvı metal denizlerinin üzerinde yüzmektedir.

Yukarıda ilginç gelebilecek bir yolculuğu anlatarak bu yolculuktan binlerce kat daha fazla ilginç ve mu'cizevî olaylara sahne olan dünya yolculuğuna dikkat çekmek istedim. Eğer bir parça muvaffak olabildimse ne mutlu bana. Sözümü Bediüzzaman'dan aldığım bir cümle ile noktalamak istiyorum:

"Gözlerini kapayanlar, gündüzü sadece kendileri için geceye çevirebilirler", vesselâm.

(Genç Yaklaşım, Ocak-2008 sayısından alınmıştır)

Vehbi Kara

20.01.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri