Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 14 Ocak 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Sivil Toplum

Muharrem orucundan, Ehl-i Beyt iftarına kurulan köprüler

Uzunca bir zamandır spekülasyonları yapılan ve basında "Alevî iftarı" olarak ifade edilen organizasyon yapıldı, biz de dâvetli olarak katıldık.

İftara oldukça yoğun bir katılım vardı. Bize ayrılan yere oturduk. İftar sonrasında 3-5 yakın görüştüğümüz arkadaşla ilk esprimiz (iftarın tabiî ortamı sebebi ile) karşılıklı olarak "sende mi Alevîsin?" deyip gülüştük. Çünkü herkes kimin Alevî olup olmadığını ne de olsa merak ediyor, sormak da medenî cesaret gerektiriyor. Bizim masamızda, yemeğe geç katılan hem AKP ilçe teşkilâtına mensup, hem de Alevî olan biri ile tanışma fırsatımız oldu fakat durum geç aydınlanınca, sohbetimiz derinleşemedi.

Ramazan ayı dışında pek oruç tutmadığımıza ve Alevî kültürünü İslâmî kaynaklar ışığında yaşayan çevremizde bir tanışımız da olmadığından, bizim için bu iftar bir çok "ilkleri" kendi içinde barındırıyordu. Öncelikle ilk defa Muharrem ayında bir oruç tutuyordum. Öyle ya iftara gidiyorsak oruçlu olmak gerekir. Sonra, Alevî kültürü gereği iftarda et, bıçak ve su yoktu, ekmek de çok azdı. İftar için yoldayken bir arkadaşımız 'Alevîler iftarı 15-20 dakika sonra yaparlar' demişti. Buna bir anlam verememiştim fakat akşam vakti girip, muhteşem bir sesten yüreği olan herkesi etkileyen bir 'Mersiye' ve son derece lirik bir yemek duâsı dinledikten sonra genel olarak herkes iftara başladı. Biz bu arada bir zeytin ile orucumuzu açıp, cemaati bekler bir halde olduğumuzu söyleyelim.

Mönü çok güzeldi fakat akşama kadar oruç tutup iftarda su bulamamak Kerbelâ'yı maddeten de kısmen hissetmemize sebep oldu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşması sırasında verdiği "bizim matemimizi paylaşmaya geldim" ve ''Gelin canlar, bir olalım, diri olalım, iri olalım'' şeklindeki mesajları yanında, hitaplarında "Can dostlarım", Hazreti Ali'yi "İlmin kapısı", Hacı Bektaş-ı Veli'yi de "Hünkâr" olarak nitelendirerek yaptığı konuşma, bir çok dâvetli tarafından kucaklayıcı bulundu.

Başbakandan önce selâmlama konuşması yapan Reha Çamuroğlu'nda ise birlik vurgusu hâkimdi. Bir cümle hâlâ zihnimde yankılanıyor: "Çanakkale savaşını kim kazandı Aleviler mi, Sünniler mi? Cevap: Biz"

Başbakanın, Alevî derneklerinin birlikte organize ettiği 'Muharrem iftarı'na katılmasını önemsiyorum ve Başbakanın her yıl katılması gereken bir organizasyon haline getirilmesini ve gelecek yıllarda "Ehli beyt sevgisini içlerinde taşıyan kardeşlerimizle" kucaklaşmanın devam etmesini gerekli görüyorum. Bu konuda yaklaşık 6-7 yıl önce Almanya kökenli bir oluşumdan aldığım mesajda Alevî kardeşlerimizin neredeyse Sünnîlere karşı örgütlenmeleri, devlet düzeninin Alevîlik ekseninde oluşturulmasına kadar giden taleplerden bahs edilmekteydi. Bir an için Alevî kelimelerini çıkarsanız PKK yazsanız tam oturacak bir dili barındırıyordu. Bu endişemi dile getirmemin sebebi, PKK bitirildiği gün başlayacak bir Alevî-terör illeti için sosyolojik taban hazırlığı bir yerlerde yapılıyor gibi gelmişti bana.

Başbakanın katıldığı iftar ve konuşma, böyle bir hazırlık ve bölücülüğe karşı en güzel panzehir olacaktır. Bu iftarın olumlu etkilerini çalışmalar devam ederse, 10-15 yıl sonra daha iyi anlayabiliriz. Menü ile Muharrem ayı orucu hakkında bilgi verilmiş olması çok iyi olmuş. Fakat, mönünün ön yüzünde "Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımları" yazıyordu. AK Parti Genel Başkanı sıfatının yazılmasına gerek var mıydı? Bu dâvet bir genel başkanın değil, bir Başbakanın gelenekleştirdiği bir ziyaret olmalıdır.

Böyle bir toplantının, Ehl-i Beyt kültürüne aşina olmak anlamında bizlere de faydalı olduğu kesin. Yine Ehl-i Beyt kültürü denildiğinde bütün derneklerin (katılan dernek sayısı) üzerinde anlaştığı bir asgarî müşterek bir durumunda henüz pek oluşmadığı söylenebilir. Bununla birlikte insanların kaynaştığı toplantıda, herkesin kendi kültürünü koruyarak, geliştirerek ve diğer kültüre saygı duyarak birlikte yaşamak konusunda irade göstermesidir. Evet, asıl başarı budur.

Emin Talha Karamusa

14.01.2008


Sosyal sermaye ve Risâle-i Nur

İnsanoğlunun yaşadığı her yerde çeşitli iktisadî, siyasî ve toplumsal gelişmelerin olması kaçınılmaz bir olgudur. Bu gelişmelerin sosyolojik arka planı, sosyal sermaye kavramıyla açıklanabilmektedir.

Burada en belirleyici rolü ise toplumun değerlerinin oynadığını söyleyebiliriz. Bir ülkenin çeşitli sosyal gruplarına mensup bireylerinin aynı hedefe yönelmesinde; bilimde, san'atta, ekonomide velhasıl her alanda atılımlar, büyük değişim ve gelişmeler yaşanmasında söz konusu değerlerin motive edici ve güven verici etkileri belirleyici olmaktadır.

Geçtiğimiz yılın Mayıs ayında Konya Sivil Toplum Kuruluşlarının düzenlediği '4. Ufuk Turu' toplantısında "Sivil toplum özelinde sosyal sermayemiz" başlığı altında yaptığım konuşmada, Bediüzzaman ve Risâle-i Nur merkezli sosyal sermayemizi zenginleştirecek kimi tesbitler, aralarında merhum Prof. Dr. Sabahattin Zaim Hoca'nın da bulunduğu geniş bir dinleyici kitlesi üzerinde büyük tesir bırakmıştı.

Şimdi de sevinerek öğreniyorum ki, Konya'da basılan 'Ribat Dergisi'nde söz konusu hususlar, âyet ve hadislerle de zenginleştirilerek Abdullah Büyük imzasıyla başyazı olarak kaleme alınmış.

Demek ki, ülkenin huzur bulması ve ilerlemesinde geniş kesimlerde anlam ortaklığı oluşturabilecek zengin bir sermayemiz bulunmaktadır. Aklın yolu birdir. Öyleyse daha çok çalışıp, elimizdeki hazineden daha çok değerler ortaya çıkarabiliriz.

Müsaade ederseniz, söz konusu konuşmadan bazı satırbaşlarını sıralamak istiyorum:

Nasıl bir sosyal sermaye?

. İnsanları ve sosyal grupları değerlendirirken, 'iyi veya kötü' diyen toptancı zihniyet yerine, onları sahip oldukları erdem ve sıfatlarıyla değerlendirmeyi insanımıza kazandıran,

. "Ekmek mi, özgürlük mü?", "Cumhuriyet mi, demokrasi mi?", "Akıl mı, kalp mi?" gibi takas kültürü yerine; "Hem ekmek, hem özgürlük", "Hem cumhuriyet, hem demokrasi", "Hem akıl, hem kalp" gibi "Hem hem" kültürünü benimseten,

. "Şefkat duygusu, diğergamlık ve isar hasleti (yani külfette öne çıkmak, nimette geri kalmak) denilen yeni kavramlarla sivil toplumun anahtarı olan "gönüllülük" kriterini daha da ileri taşıyan, zenginleştiren,

. Doğrularımızı sivilleştiren, yani "Tek doğru benimkidir" gibi totaliter yaklaşım yerine "Benimki doğrudur, ama başkalarının da doğrularına saygılıyım" şeklindeki sivil ve demokratik bir yaklaşım sergileten,

. Gerçek özgürlük bilinci; yani insanın ne başkasına ne de kendisine zarar vermeden, Allah'ın emirleri doğrultusunda serbest ve hür hareket etmesini sağlayan,

. İster ülkeyi, isterse STK'lar dahil bütün kurumları, 'Meşveret = İstişare etmek, 'Meşrûtiyet = Seçimle gelmek yani demokrasi' ve 'Meşrûiyet = Adalet, kanun önünde eşitlik' gibi '3M altın üçgeni'yle yönettiren,

. Peygamberî metod olan ve her işte kullanılabilen "Sonuç değil, süreç odaklı ve ümitli olmak" gibi bir formül sunan,

. Fertlerimize takım çalışmasına yatkınlık ve inisiyatif kullanma gibi beceriler kazandıran,

. Geçmişi, mevcut durumu ve geleceği beraberce değerlendiren basiretli bir bakış açısıyla problemlere kalıcı çözüm bulduran,

. Hayat ve sosyal düzen ile irtibatta insanın kendisine, diğer insanlara, varlık âlemine, çevreye ve olaylara nasıl bakacağını bildiren; yani kâinata 'Kâinatın Sahibi' adına baktıran; bütün bu ilişkileri sağlıklı ve dengeli şekilde kurdurabilen,

. İnsana toplumun ve kâinatın bir parçası olmak gibi "Üst kimlik" sunan, her insanı özel ve önemli gören bir değerler sistemi oluşturan,

. Diğer medeniyetler gibi dünyaya hakim olmayı değil, insanlığı geliştirmeyi kendisine dert edinme sosyal şuurunu veren,

. "Doğru nereden ve kimden gelirse gelsin kabul ederiz" perspektifini kazandıran bir sosyal sermaye.

Sonuç olarak böylesi bir sermayeyle, "Ben tok olduktan sonra başkası aç kalmış, bana ne!" demeyen, katılımcı, hak ve sorumluluklarının bilincinde olan bireylerin yetiştirilmesi ve 'insan odaklı kalkınma politikaları'nın oluşturulması mümkündür.

Prof. Dr. Gürbüz Aksoy

14.01.2008


301 demokraside yeni gedikler açacak

Aralarında öğretim üyesi, yazar, hukukçu ve siyaset bilimcilerin de bulunduğu 50'yi aşkın aydın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın DTP Mardin Milletvekili Ahmet Türk'ün dokunulmazlığının kaldırılması için fezleke düzenlenmesi üzerine yaptıkları ortak açıklamada, "Türk'ün sözleri 'suç' sayılacaksa bizler de bu suça katılıyoruz" dedi.

Türk hakkında hazırlanan fezlekenin, demokrasimizde yeni gedikler açacağından endişeli olduklarını belirten aydınların imzaladığı metinde şöyle denildi:

"Söz konusu fezleke, 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla GenelKurmay'ın verdiği resepsiyona DTP milletvekillerinin dâvet edilmemesi konusundaki ısrarlı sorulara Türk'ün verdiği cevapta geçen 'Hep ağızdan düşürülmeyen bölücülük kelimesinin aslında kimin tarafından yapıldığı da açıkça ortaya çıkıyor" sözüne dayandırılmaktadır. Biz de, 2 milyona yakın vatandaşın oylarıyla, demokratik seçimlerle Meclis'e girmiş, yasal bir partinin milletvekillerinin 30 Ağustos'ta davet edilmemesinin ayrımcılık olduğu, Türk'ün de bunu ifade ettiği kanısındayız. Türk'ün sözleri suç oluşturmaz. Buna rağmen suç sayılacaksa bizler bu 'suç'a katıldığımızı bildiririz."

ABD'li tanınmış dilbilimci ve felsefeci Noam Chomsky ile Uluslararası PEN sekreteri Eugene Schoulgin de gönderdikleri dayanışma mesajlarıyla Türk'e ve bildiriyi imzalayan, aralarında Baskın Oran, Murat Belge, Ahmet İnsel, İbrahim Kaboğlu, Gençay Gürsoy gibi isimlerin de bulunduğu imzacılara destek verdi.

14.01.2008


Guantanamo'ya protesto

Uluslararası İnsan Hakları Örgütü üyesi bir grup, Guantanamo Esir Kampı'nın kapatılması için ABD'nin Ankara Elçiliği önünde eylem yaptı. Grup, Küba'da bulunan Amerika'ya ait Guantanamo Esir Kampı'nın kapatılmasını istedi.

Yoğun güvenlik tedbirlerinin alındığı elçilik önünde grup adına bir konuşma yapan Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu Genel Başkanı Yusuf Alataş, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, yabancı hükümet yetkilileri, önemli insan hakları örgütleri ve diğer kurumlar tarafından Guantanamo'nun kapatılması için sık sık çağrıda bulunduğunu belirterek, bütün bu çağrılara rağmen bugün hâlâ bu esir kampında yaklaşık 300 kişinin süresi belirli olmayan tutukluluk şartlarıyla burada tutulmaya devam edildiğini söyledi.

Guantanamo'da tutulan kişilerin mahkemede aklanmalarına rağmen ülkelerine dönemediklerini, Guantanamo'nun terörizmle mücadele adı altında insan, sivil ve siyasî hakların yok edilmesini yasallaştırdığını söyleyen Yusuf Alataş, Guantanamo'nun bir an önce kaldırılmasını ve burada esir tutulan mahkûmların daha iyi şartlarda tutulabileceği bir yere taşınmasını istedi.

14.01.2008


STK'lara yönelik web sayfası tasarımı eğitimi

Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM) Microsoft'un desteği ile düzenlediği "STK'lara Yönelik Web Sayfası Tasarımı ve Yönetimi" eğitimlerine başvurular başladı.

Toplam 6 gün sürecek eğitim çalışması Ankara'da 3'er günlük 2 modül halinde düzenlenecek. Katılımcılara eğitim süresince birer bilgisayar tahsis edilecek. Eğitim çalışmasında,

- Microsoft Visual Web Developer Express programının kullanım esasları,

- HTML 4 Temelleri

- Visual Basic Programlama Dili (.Net Platformu),

- SQL Server 2005 Express

- WEB Eklentileri-Moduller ana başlıklarında çalışmalar düzenlenecek.

Ücretsiz olan eğitim için detaylı bilgi 0(312) 442 42 62 nolu telefondan alınabilir.

14.01.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri