Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 06 Mart 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Lahika

ÂYET-İ KERİME MEÂLİ

De ki: Ey gökleri ve yeri yoktan yaratan, görünür ve görünmez âlemleri bilen Allah'ım! İhtilâf ettikleri şey hakkında kulların arasında hükmü Sen verirsin.

Zümer Sûresi: 46

06.03.2008


HADİS-İ ŞERİF MEÂLİ

En temiz ve en üstün kazanç, kişinin el emeği ve her türlü dürüst alışverişten kazandığıdır.

Câmiü's-Sağîr, c: 1, no: 647

06.03.2008


Askerin siyasete müdahalesi, devlete ve millete zarar verir

Asâkire Hitap

(Dinî Ceride, No: 110, 30 Nisan 1909)

Ey asâkir-i muvahhidîn!

Fahr-i Âlemin (aleyhissalâtü vesselâm) fermanını size tebliğ ediyorum ki, şeriat dairesinde ulülemre itaat farzdır. Ulülemriniz ve üstadlarınız, zabitlerinizdir. Askerlik ocağı cesîm ve muntazam bir fabrikaya benzer. Çarkların biri intizam ve itaatte serkeşlik etmekle, bütün fabrika hercümerc olur.

Sizin o muntazam ve kuvvetli fabrika-i askeriyeniz, otuz milyon Osmanlı ve üç yüz milyon nüfus-u İslâmiyenin nokta-i istinadı ve mâden-i istimdadıdır.

Sizin iki müthiş istibdadı kansız ve def’aten öldürmeniz harikulâde olduğundan ve şeriat-ı garrânın iki mucize-i garrâsını izhar ettiğinizden, zaifü’l-akide olanlara hamiyet-i İslâmiyenin kuvvetini ve şeriatın kudsiyetini iki bürhan ile izhar eylediniz. Bu iki inkılâbın pahasına binler şehit verseydik, ucuz sayacaktık. Lâkin itaatinizden binde bir cüz’ü feda olunsa, bize pek çok pahalı düşer. Zira itaatinizin tenakusu, ukde-i hayatiye veya hararet-i gariziyenin tenakusu gibi, mevti intaç eder.

Tarih-i âlem serâpâ şehadet ediyor ki, asker neferatının siyasete müdahaleleri devletçe ve milletçe müthiş zararları intaç etmiştir. Elbette hamiyet-i İslâmiyeniz böyle sizi uhdenizde olan hayat-ı İslâmiyeye zarar verecek noktalardan men edecektir. Siyaset düşünenler, sizin kuvve-i müfekkireniz hükmünde olan zabitleriniz ve ûlülemirlerinizdir.

Bazen zarar zannettiğiniz şey, siyaseten büyük zararı def ettiği için ayn-ı maslahat olduğundan, zabitleriniz tecrübeleri hasebiyle görüyor ve size emir veriyor. Sizde de tereddüt câiz değildir. Ef’âl-i hususiye-i nâmeşrua, san’attaki meharet ve hazakate münafi değildir ve san’atı menfur etmez. Nasıl ki bir tabib-i hâzık ve bir mühendis-i mâhirin nâmeşrû harekâtı için, onların tıp ve hendeselerinden mani-i istifade olamaz. Kezalik, fenn-i harpte tecrübeli ve o san’atta mahir ve hamiyet-i İslâmiye ile münevverü’l-fikir zabitlerinizin bazılarının cüz’î nâmeşrû harekâtı için itaatinize halel vermeyiniz. Zira fenn-i harp mühim bir san’attır. Hem de sizin kıyamınız, şeriat-ı garrâ, yed-i beyzâ-i Mûsâ gibi, sair sebeb-i tefrika ve teşettüt-ü efkâr olan cemiyetleri bel’ etti. Sahirleri de secdeye mecbur eyledi. Harekâtınız bu inkılâbda ilâç gibiydi ki, fazla olsa zehre münkalib olur. Ve hayat-ı İslâmiyeyi fena bir hastalığa hedef eder. Hem de himmetinizle bizdeki istibdat şimdilik mahvoldu. Lâkin, terakkiler için Avrupa’nın istibdâd-ı mânevisi altındayız. Nihayet derecede ihtiyat ve itidal lâzımdır.

Yaşasın şeriat-ı garrâ! Yaşasın askerler!

Hutbe-i Şamiye, s. 114

06.03.2008


Bir kitap nasıl okutulur?

Siz çok sevdiğiniz, beğenerek okuduğunuz bir kitabı başkalarına hiç okuttunuz mu?

O kitabı nasıl okutursunuz?

Üzerine kişinin ismini yazarak mı?

Güzel bir paket yapıp postalayarak mı?

Elinizle takdim edip hatta kendiniz yüksek sesle okuyarak mı?

Okumasını istediğiniz kişi eğer sizin ders hocanızsa ne yaparsınız?

Ben sizi bilmem. Siz hangi yolu seçerseniz seçin. Ama beğendiğiniz ve severek okuduğunuz bir kitabı başkalarına okutmayı deneyin.

Üniversitede öğrencilik yıllarımızdı...

Ülkenin fırtınalı yılları...

Fırtına var diye evimize gidip pencereleri kapatıp oturamazdık ya. Mesele bu fırtınadan faydalanmaksa.

Yel değirmenleri yapabilir miyiz?

Rüzgâr enerjisi elde edebilir miyiz?

Bir gün aynı fakültede okuyan arkadaşlarla istişare ettik. Değişik bölümlerdendik. Fakültede bazı hocalarımızın isimlerini tespit ettik. Onları tek tek ziyaret edecektik. Ziyaret ekiplerini oluşturduk. Ekip sözcülerini belirledik. Randevular aldık. Ziyaretlere elimiz boş gidemezdik ya. Hocalarımıza uygun kitaplar seçip güzelce paketler yaptık.

Plânladığımız ziyaretleri yapmaya başladık. Randevuya sadık kalmak gerekirdi. Ne bir dakika önce, ne bir dakika sonra. Her şey plânladığımız gibi yürümeye başladı.

Bu ziyaretler bize yıllarca önce Isparta’dan yürüyerek Konya’ya giden nur ağabeyi hatırlattı. Gerçi biz onun gibi merdane yapamamıştık. Ama o İhlâs Risâlesi’ni Kur’ân müfessiri Konyalı Mehmet Vehbi Efendi’ye okutmuştu. Bazı ağabeylerden şöyle dinlemiştim: Bediüzzaman hayatta iken bir nur talebesi İhlâs Risâlesi’ni Mehmet Vehbi Efendi’ye okutmak ister. O günkü zor şartları göze alarak Isparta’dan yola çıkar. Yürüye yürüye Konya’ya ulaşır. Mehmet Vehbi’yi ilk defa görecektir. Onu bulmak için önce Halıcı Sabri’ye gider. Halıcı Sabri’nin yanında Mehmet Vehbi Efendi bulunmaktadır. Vehbi Efendi’yi aradığını söyler. Halıcı Sabri “Mehmet Vehbi Efendi’yi ne yapacaksın?” diye sorar. O da “Duydum ki, Bediüzzaman Said Nursî adında bir âlim çıkmış. İhlâs Risâlesi adını verdiği bu kitabı yazmış. Biz cahil adamız. Mehmet Vehbi Efendi’ye soracağım ki, acaba doğru mu yazmış, yanlış mı?” Halıcı Sabri yanındaki zatın aradığı kişi olduğunu söyler. Ağabey elindeki kitabı hoca efendiye takdim eder. Vehbi Efendi İhlâs Risâlesini alır. Bir süre sonra kitabı okuduğunu ve imanını o kitabın kurtardığını söyler. Risâle-i Nur’da bu konu kısaca hatırlatılmakta ve “Tefsir sahibi Hoca Vehbi’nin (r.h.) Risâle-i İhlâs karşısında mağlubiyetle beraber, Risâle-i Nur’a karşı hayran ve takdirkâr” olduğu belirtilmektedir. Risâlelerde Mehmet Vehbi Efendi “Arslan Hoca” olarak zikredilmektedir.1

Tiyatro bölümünden bir hocamızı ziyaret ettik. Güzel bir karşılama ve tanışma. Sonra o günlerde yeni çıkan “Anarşi, Sebep ve Çareleri” adlı kitabı takdim ettik. Maksadımızı anlatmaya çalıştık: “Biz bu kitaptan bir senaryo yazmak istiyoruz. Sizin fikrinizi ve görüşlerinizi almak istiyoruz. Acaba bu kitaptan bir senaryo çıkar mı?”

Hocamız kitaba şöyle bir baktı. “Ben kitabı önce bir inceleyeyim. Size görüşümü sonra söylerim” dedi. Teşekkür ederek ayrıldık.

Bir süre sonra bizi çağırdı. Kitabı incelediğini ve güzel bir kitap olduğunu söyledi. Ancak bir senaryo yazmanın da zor olduğunu belirtti. İlgilerinden dolayı teşekkür ettik.

Bir başka ziyaretimiz İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünden bir öğretim üyesiydi. Onu ziyarete giderken İngilizce’ye tercüme edilen “Nature: Cause or Effect?” (Tabiat Risâlesi)ni götürdük. Kısa bir tanışmadan sonra kitabı gösterdik. Biz bu kitabı Türkçe’ye tercüme etmek istiyoruz, dedik. Hocamız öğrencilerinin böyle bir çalışmaya girmelerinden sevinç duyacağını belirtti.

“Acaba bilgimiz ne seviyede? Yardımcı olur musunuz?” dedik.

“Pek tabii ki, yardımcı olmak isterim” dedi.

“Meselâ, bir iki sayfayı sizin yanınızda tercüme edebilir miyiz?” dedik.

“Biriniz kitapla birlikte yanıma otursun” dedi.

Bir arkadaşımız kitabı alıp hocanın yanına oturdu. Kitabı açtı, okumaya başladı. Hocamız okunan yerleri dikkatle takip etmeye başladı. Sonunda “Sizin İngilizce’niz çok güzel. İyi beceriyorsunuz. Tebrik ederim” dedi. Hocamız kitabın İngilizce’sini okuyordu. Ama arkadaşımız o kısmı Türkçe’sinden yani ezberden söylüyordu.

O günkü nur dersimize hocamızı da katmış olduk.

Dipnotlar:

1- Kastamonu Lâhikası, s. 198


AHMET ÖZDEMİR
06.03.2008


Kış mezarımın taşı karlı

Mezarımın yanında, kış akşamındayım. Derûnumda inceden bir sızı… Hissetmek istiyorum soğuğu ve karı. Bütün benliğime nüfuz edercesine… Hissetmek istediklerim, amellerime dönüşüyor ve ‘ben’ hayatımın baharında, kışın tam ortasındayım. Sonra tefekkür gözlüğümü kabından çıkartıp, tabiatperest tozlarından temizliyorum. Gözümün üzerinde bir farkındalığın gözü oluveriyor. Birlikte seyre koyuluyoruz. Gözlük artık ben oluyor ve yeryüzünün kefeni karlar, benim kefenim ise amellerim olduğunu anlıyorum.

Ortak bir yönümüzü keşfediyorum. İkimiz de kefenimizi atmışız üzerimize. İkimiz de istihdam ediliyoruz. Durmadan çalıştırılıyoruz. Bir şaşkınlık hâli alıyor. Bakıyorum ki tek fark, insanlığım oluyor.

O, yaptıklarının sonucunun farkında değil, ben ise hiç duraksamadan yaptıklarımın ve yapacaklarımın farkındalığını yaşıyorum. O, kar tanelerini içine ilik ilik işler iken, amellerim ise benim imanımı ilik ilik işliyor. O, her kıştan sonra bir bahar gelince bütün güzelliği ile etrafını dolduruyor. Amellerim ise beni ben yapan hayatımı dolduruyor. O, kar’ı üzerinde taşıyarak bütün güzelliğiyle bahara zemin hazırlıyor. Amellerim ruhumu taşıyarak imanımı kazandırıyor ya da kaybettiriyor.

Elimde Kur’ân’ın mucize-i mâneviyesi Risâle-i Nur, mezarımın yanındayım. Kefenimin ipi Risâleme takılmış giden fâni bir insanım…

Fatma Nur Özdemir

06.03.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri