"Gerçekten" haber verir 06 Ağustos 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Aile

Sağlığınızı ayağa düşürmeyin

SELÇUK Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. İbrahim Tuncay, ayak sağlığına gereken önemin verilmemesi ve yanlış ayakkabı tercihinin ortaya çıkardığı sağlık problemleri sebebiyle hayat kalitesinin düşebileceğini söyledi.

Tuncay, ağrı problemi olan hastalara genellikle iyi bir spor ayakkabısı önerdiklerini, ancak son dönemde spor ayakkabısı kadar rahatlık sağlayan klâsik ayakkabıların da üretildiğini belirtti.

Artık ayakkabı teknolojisi de geliştiği için, üretilen ayakkabıların çoğunun ortopedik özelliğe sahip olduğunu belirten Tuncay, ‘’bu nedenle hastalarımıza ortopedik ayakkabı yerine çoğu zaman, istenen özellikleri taşıyan spor ayakkabı giymelerini öneriyoruz. Çünkü spor ayakkabıları daha fazla rahat ettiriyor. Önemli olan seçilen ayakkabının, ayağın anatomisine, yani şekline uygun olması, ayağa oturması, ayağı rahat ettirmesidir’’ dedi.

İDEALİ YARIM NUMARA BÜYÜK OLAN

Ayakkabı satın alınırken, ayakkabıyı bir kez ayağa giyip çıkarmanın denemek için yeterli olmadığını anlatan Tuncay, şunları kaydetti:

‘’Satın alınacak ayakkabıyla kısa bir tur atılıp ayağa oturup oturmadığı kontrol edilmeli. Ayakkabı ne yürümeyi zorlaştıracak kadar bol ne de ayağı sıkacak kadar dar olmamalıdır. İdeal ayakkabı, ayak numarasından yarım numara büyük olandır. Bacak, bel ve kalça ağrılarına yol açmayacak ayakkabı seçiminde markadan ziyade ayakkabının ayağa oturması önemlidir. Ayakkabı tabanı, ayaktaki 2 kıvrım noktasını rahatlatacak özellikte olmaz, dar ya da çok bol olursa, adım atılırken ortaya çıkacak asimetrik kasılmalar, bacak, bel ve kalça ağrılarına neden olabilecektir.’’

06.08.2008


4 damla kanla hayata merhaba

SAĞLIK Bakanlığının yaklaşık 1.5 yıl önce başlattığı fenilketonüri ve doğumsal hipotiroidi taramasıyla yüzlerce bebeğin fiziksel ve zihinsel engelli olması önlendi.

Geçen yıl topuk kanıyla taraması yapılan 1 milyon 300 bebekten 246’sına fenilketonüri, 706’sına ise doğumsal hipotiroidi teşhisi konularak, uygun tedaviye başlandı.

‘’Fenilalanin’’ isimli aminoasitin enzim eksikliği sebebiyle sindirilememesi ile ortaya çıkan ve zekâ geriliğine yol açan fenilketonürinin erken teşhisi için taramalar uzun yıllardır Sağlık Bakanlığının sorumluluğunda bazı üniversitelerce yürütülüyordu.

Fenilketonüri taraması, 2006 yılının Aralık ayından bu yana Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı (RSHM) tarafından Türkiye genelinde yapılıyor.

Aynı program kapsamında, tiroid bezinin bulunmaması veya bu bezin hormon üretmemesi ya da yetersiz hormon üretmesinden dolayı ortaya çıkan, yenidoğanlarda bedensel ve zihinsel gelişim bozukluğuna sebep olan hipotiroidi taraması da yürütülüyor.

RSHM Başkanlığı Yenidoğan Tarama Merkezi Sorumlusu Dr. Gülsüm Apak Özdemir, fenilketonüri için doğumdan sonraki 3-5. günlerde bebekten topuk kanı alınmasının gerekli olduğunu belirterek, ‘’Hastalığın bulunup bulunmadığının tesbiti için bebeğin birkaç gün anne sütüyle beslenmesi lâzım’’ dedi.

Fenilketonürinin doğumdan sonraki 6-12. aylarda belirti verdiğini, bu hastalığa sahip bebeklerin oturamadığını, başlarını tutamadığını ve yürüyemediğini anlatan Özdemir, ‘’Eğer uygun sürede gerekli taramalar yapılırsa, hastalık hemen tesbit edilebilir. Böylece, Özel mamalarla beslenen bu bebeklerde hastalığın ortaya çıkması önlenir’’ dedi.

Fenilketonürinin Türkiye’de her 5 bin bebekten birinde görüldüğünü, bu oranın dünya genelinden yüksek olduğunu belirten Özdemir, akraba evliliklerinin bu oranın yüksekliğinde rol oynadığını söyledi.

06.08.2008


Suyun azı da zarar, çoğu da

ADNAN Menderes Üniversitesi (ADÜ) Tıp Fakültesi Nefroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yavuz Yeniçerioğlu, özellikle yaz aylarında suyun az tüketiminin yanı sıra fazla tüketiminin de sakıncalı olabileceğini bildirdi.

Doç. Dr. Yeniçerioğlu, suyun insan hayatı için vazgeçilmez bir unsur olduğunu, insanların yemek yemeden haftalarca canlılığını sürdürebildiğini, ancak susuz sadece birkaç gün yaşayabildiğini söyledi.

İnsanların ter, idrar ve solunum yolu ile su kaybettiğini ifade eden Yeniçerioğlu, normal bir bireyin su ihtiyacının, metabolizma hızı, ortam ısısı gibi pek çok faktöre bağlı olarak değişkenlik gösterdiğini belirtti.

Normal şartlarda insanların ihtiyaç duyduğu su miktarının günde 1,5-2,5 litre arasında değiştiğini açıklayan Yeniçerioğlu, yaz aylarında sıcak ortamlarda, ishal, aşırı terleme ve çeşitli hastalık durumlarında su ihtiyacının artacağına işaret etti.

Vücudun normal sıvı dengesinin sağlanabilmesi için kayıp kadar sıvı alınması zorunlu olduğunu ve böbreklerin vücut sıvı ve elektrolit dengesini sağlamasının hayatî öneme sahip olduğunu dile getiren Yeniçerioğlu, şöyle konuştu:

‘’Fizyolojik oranlarda gereken su miktarının alınamaması durumlarında, vücutta sıvı açığı gelişecektir. Biz buna tıpta ‘dehidratasyon’ diyoruz. Dehidratasyona bağlı olarak kan basıncında düşme, kalp atımlarında artış gibi tablolarla karşılaşabiliriz. Bu tablonun ilerlemesi ile beraber, hipertansiyon, şok ve böbrek yetmezliği gibi süreçler gelişebilir.’’

06.08.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
GAZETE 1.SAYFA

Site yöneticisi | Editör
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır