"Gerçekten" haber verir 19 Şubat 2009
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formuİletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Basından Seçmeler

Anayasa nasıl değişir?

Başbakan seçimlerden sonra Anayasa değişikliği için start vereceklerini açıklayınca “eyvah” dedim içimden; “ayni hikayeyi bir kere daha yaşayacağız.” Nitekim, CHP’nin “Biz yokuz, uzlaşma komisyonuna üye vermeyiz” açıklaması yapması uzun sürmedi. Ardından MHP de “bakarız” türünden tepeden bir açıklama yaptı.

Aslında bu meselenin partilerarası uzlaşma komisyonlarıyla çözülecek mesele olmadığını geçen denemede anlamış olmamız gerekir.

Özbudun Taslağı etrafında oluşan mücadele, sivil siyasetle bürokratik devlet iktidarı arasında bir bilek güreşiydi ve ne yazık ki sivil-asker bürokrasi ittifakının “zaferiyle” sonuçlandı. Şimdi, yeni bir yenilgi yaşamamak için bu güçler dengesini değiştirmek, anayasa tartışmalarını partiler arası uzlaşma komisyonlarının dışına taşırmak gerekiyor.

Yeni anayasa toplum bu tartışmaya aktif olarak katılmadan ve ağırlığını koymadan yapılamaz.

Peki toplum neyi tartışacak? Tek tek maddeleri ya da bu maddelerin formülasyonunu değil elbette. Toplum, yeni anayasaya yön verecek temel ilkeleri tartışacak. Eğer bu ilkelerde geniş bir tartışma açılabilirse ve bu tartışma bütün iletişim kanalları kullanılarak toplumun bütün kesimlerine yayılabilirse, işte o zaman bir başarı şansı doğar. Ancak o zaman son değişiklik denemesinden bürokratik güçlerin zaferle çıkmasına yol açan güçler dengesinin değişme ihtimalinden söz edebiliriz.

Ben kendi payıma, yeni bir anayasa yapma sürecinde, somut bir taslak üzerinde çalışmaya başlamadan önce tartışmaya açılması gereken noktaları şöyle özetleyebilirim:

1. Anayasa’nın temel felsefesi ne olacak? Devleti korumak mı yoksa toplumu devletin zorbalıklarından korumak mı?

2. Devletin Anayasa’da belirtilen bir resmi ideolojisi, buna bağlı olarak değiştirilmesi teklif edilemeyen maddeleri olacak mı? Yoksa yeni anayasamız herhangi bir resmi ideoloji dayatmayan bir toplumsal sözleşme mi olacak?

3. Yeni anayasa ne kadar merkeziyetçi, ne kadar ademi merkeziyetçi olacak? 1960 yılında, yani bundan yarım yüzyıl önce çizilen idari yapı bugünkü Türkiye’nin ihtiyaçlarına ne kadar uygun? Türkiye böylesine merkeziyetçi idari yapıyla daha ne kadar yönetilebilir?

4. Güçler ayrılığından ne anlamak gerekir? Devlet-hükümet ilişkisi nasıl olmalıdır? 27 Mayıs Anayasası’ndan bu yana, bizim anayasamız güçler ayrılığı ilkesini devletin siyaseti kuşatması ve seçilmişlerin iktidar alanını daraltması şeklinde uygulamıştır. Bu yapı sürdürülecek mi; yoksa değiştirilecek mi?

İşte bu temel noktalar -ki bunlara başka bazı noktalar da katılabilir- üzerinde geniş bir tartışma açılmadan, bu noktalarda bir paradigma değişikliği gündeme gelmeden, siyasi parti temsilcilerinin bir taslak üzerinde tartışmaya oturması havanda su dövmekten başka bir şey değildir.

Bu temel ilkeleri tartışmak ise uzlaşma komisyonlarının değil, siyasetçisiyle, aydınıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla bütün bir halkın katılması gereken bir süreçtir.

Açıkçası bizim bu ilke tartışmalarını ete kemiğe büründürüp, somutlaştırıp en popüler TV programlarından üniversite kampüslerine, köy kahvelerine ve kabul günlerine kadar yayabilmemiz gerekir. Eğer bu başarılabilirse, yani temel meselelerde toplumsal bir konsensüs sağlanabilirse, ondan sonra bir araya gelecek olan parti temsilcileri, sırtlarında bu toplumsal konsensüsün ağırlığıyla oturup bu temel yaklaşımların nasıl formüle edileceğini ve Anayasa maddelerine dönüşeceğini tartışacak, konuşacaktır.

Ama geniş bir toplumsal tartışma içinde ortaya çıkmış bir konsensüs yoksa, komisyon toplanır, dağılır, kavga eder, kimi siyasi partiler üye verir, kimileri üye çeker; partiler arasında bin bir türlü siyasi tehdit, şantaj ve pazarlık döner ve sonunda biz yine darbelerin ürünü olan anayasamızla baş başa kalırız.

Eğer AK Parti’nin niyeti, “Bakın ben değiştirmek istedim ama izin vermediler” demekse, rakiplerinin statükoculuğunu teşhir etmekse evet, bu bir yoldur...

Ama gerçekten de demokratik bir Anayasa yapmak istiyorlarsa, o zaman düşündükleri değişikliği topluma mal etmek için bir an önce kollarını sıvasalar ve yukarıda sözünü ettiğim geniş çaplı tartışmanın önderliğini yapsalar iyi olur.

Gülay Göktürk / Bugün, 18.2.2009

19.02.2009


Olup biteni anlamak istiyorsanız…

Ergenekon davası etrafında son dönemlerde esen siyasi rüzgârların Türk siyasetinde olup biteni bir ölçüde anlamak için anlamlı olduğunu düşünenlerdeniz…

Son Ergenekon operasyonu epey tartışmaya yol açmakla kalmadı, devlet içi güç ilişkilerinde ve bu dava etrafındaki dengelerde pek hafife alınmayacak değişikliklere yol açtı.

Durumu şöyle özetlemek sanırız pek yanlış olmaz. Rüzgâr bir miktar tersine döndü. Bunun, son operasyonun dokunduğu eski başsavcı, eski MGK Genel Sekreteri gibi “tabu-kimlik ve kişiler”in yarattığı ters etki olduğunu söylemek gerekir.

Bu ters etkinin sonucunda kimi devlet kurumlarının ve aktörlerinin seferberliği sonucunda Ergenekon soruşturması açısından “üç yeni ve önemli durum” oluştu.

Soruşturma savcısı Zekeriya Öz’ün hareket alanı kısıtlandı, atacağı adımlar, yapacağı operasyonlar, mahkeme başvuruları başsavcılığın iznine tâbi kılındı. Nitekim gelen bilgiler son operasyonun ikinci ayağının Öz’ün talebi üzerine başsavcının onayına sunulduğu ve onun oluruyla yapıldığı yönünde.

Öte yandan pek sık yazılıp çizildiği gibi, Ergenekon soruşturma ekibindeki savcı sayısı sürekli arttırılarak, Öz’ün karşı ağırlığını oluşturma ve karar mekanizmasını yavaşlatma işlemi gerçekleştirildi. En nihayet bu adımlar etki ve telkin mekanizmalarıyla da desteklendi. Buna mahkeme heyet ve üyelerinin etkilenmesi süreci adını da verebiliriz.

Emekli orgeneral Hurşit Tolon’un ilginç bir şekilde bir gece yarısı nöbetçi mahkeme tarafından garip bir gerekçeyle tahliye edilmesi, bu tahliyenin daha sonra bir heyet tarafından gerekçe değişikliği yapılarak tasdik edilmesi bu durumun açık ve tipik göstergesidir.

Bunlar önemli ve ciddi gelişmeler…

Ancak siyasi rüzgârın sert estiği asıl bölge farklı… Bu bölgede asker içi farklılıklar, ordunun üzerine yapılan hamleler, asker-sivil gerginliğini kaşımaya, Ergenekon’u bunun artan oranda nesnesi ve öznesi yapmaya yönelik hamleler… Bu açıdan geçtiğimiz günlerde iki önemli gelişme olduğu kanısındayız, daha doğrusu yaşanan iki gelişmeyi bu çerçevede okumak gerektiğini düşünüyoruz…

İlk gelişme iki eski genelkurmay başkanının çeşitli açıklamalarla ve belli bir endişe dozuyla basında boy göstermeleri, beyanatlar vermeleriydi. Hatta aralarında biri, diğerini de temsilen Genelkurmay karargâhına dahi gitti.

Neden oldu tüm bunlar?

Zira belli ki iki eski genelkurmay başkanı, Karadayı ve Kıvrıkoğlu Ergenekon çerçevesinde takibata uğrayacakları kaygısı taşıyordu. Encümen-i Daniş meselesini Kıvrıkoğlu’nun yüksek sesle dile getirmesi muhtemelen yine bu yüzdendi.

Kanımız odur ki, Karadayı ve Kıvrıkoğlu isimlerinin ortaya atılması bizce Ergenekon soruşturmacılarının değil, Ergenekoncuların işidir. Hedef, orduyu sertleştirmek, askeri hükümete yönelik açık adımlar atmaya itmektir. Genelkurmay Başkanı Başbuğ ile Başbakan Tayyip Erdoğan arasındaki malum görüşmede bu konunun gündeme gelmiş olması bizi hiç şaşırtmaz.

İkinci gelişme Ergenekon sanıklarından İbrahim Şahin’in ifadesinde “300 kişilik vurucu bir tim doğrudan Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a bağlı olacak” dediği iddiasıydı. Bir haberde yer alan bu iddia zorunlu koşullarda “legalist” bir politika izleyen Başbuğ’u sıkıştırmakta ve sert adım atmaya davet etmekteydi…

Nitekim bu iddia hemen ertesi günü Genelkurmay Başkanlığı tarafından uzun ve sertçe bir açıklamayla yalanlandı. Bundan böyle, en azından seçimlere kadar, atılacak her adımı, gazetelerde yer alacak her haberi daha dikkatle okumak gerekiyor…

Eğer Türkiye’yi anlamak istiyorsanız…

Ali Bayramoğlu

Yeni Şafak, 18.2.2009

19.02.2009

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır