"Gerçekten" haber verir 07 Mayıs 2009
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formuİletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Basından Seçmeler

Zenkırt katliâmı

Mardin Bilge köyüne (Zenkırt) bağlı Kırkçeşme (Çelkani) mevkiinde gerçekleştirilen katliam insan kanını donduracak mahiyette. Olayın gerçekleştiği mevki bir piknik ve mesire yeridir. 5 km yakınında bulunan Sultanşeyhmus’un (Şeyh Musa) kabri günün her saatinde ziyaretçilerle dolup taşar.

Bölgenin her yerinden insanlar gelir, burada kurban keser, piknik yaparlar. Böyle bir mekânda böyle bir katliamın gerçekleştirilmiş olması çok düşündürücü. Demek ki katliamı yapanların kutsala saygıları yok. Olmadığını iki noktadan daha anlıyoruz:

1) Öldürdükleri şahıslar toplu halde yatsı namazlarını eda ediyorlardı. Ankara’dan yeni tayin edilmiş imamın arkasında namaz kılan erkekler, kadınlar ve çocuklar acımasızca kurşuna dizildi. İslam geleneğinde ibadethanelere saldırılmadığı gibi, ibadet sırasında da kimseye saldırılmaz.

2) Bu katliamda İslam bakış açısından işlenen diğer büyük suç 6’sı çocuk 17’si kadın ve içlerinde çok sayıda yaşlı insan olmak üzere 45 insanın öldürülmesi. Köyün erkeklerinin büyük bir bölümü korucu olduğundan görevlerinin başındaydı. Çocuk, kadın, yaşlı insan ve masum erkek öldürmek de büyük bir suç.

Fakat elbette en büyük suç (ve cürüm), şu veya bu husumetten dolayı bunca insanın katledilmesidir. Demek ki bu katliamı gözünü kırpmadan gerçekleştirenlerin din umurlarında değil. Olayın ekranlara düşmesinden itibaren aydınlanmacılar, bölgenin nasıl ağır bir “töre ve namus baskısı” altında inlediğini, “feodal ilişki ve yapılar”ın devam edip bu gibi katliamlara sebebiyet verdiğini anlatmaya; hemen arkasından bölgeye daha otoriter ve emredici modernizasyon politikalarıyla müdahale edilmesi gerektiğini söylemeye başladılar. Hakikatte bölgeyi bu hale getiren tam da bu önerilen “çözüm”den başkası değil.

Bu katliam, farklı din müntesipleri, farklı etnik gruplar arasında olmadı; aksine aynı dinden, aynı etnik gruptan insanlar arasında oldu. Serf-senyör ilişkisinin olmadığı bölgede feodaliteden de söz edilemez, bunu iddia etmek yaygın cehalettir. Töre ve namus cinayetlerinin varlığı gerçektir, ama töre ve namus cinayetleri tek başına olup bitenleri açıklamaya yetmiyor.

Bölge yakın tarihte kendi kaderine terk edilmiş; insanlar kültürel ve ekonomik olarak mahrumiyetler içinde yaşamış; ikna olmadıkları bir dünya görüşüne ve hayat tarzına mecbur edilmiş. Bunlar yetmiyorken bölge 1984’ten bu yana 40 bin öldürme hadisesine sahne olmuş. 17.500 faili meçhul cinayetten, yakılan veya sakinleri göçe zorlanan 3 bin köyden söz ediliyor. İtirafçılar, asit kuyuları, taranan minibüsler, helikopterlerden atılan insanlar Ergenekon davasının belli başlı konuları. Aşırı yoksulluk, eğitim, sağlık ve altyapının yetersizliği, gençlerin-köylerin Korucu ve PKK olarak bölünmesi bölgenin sadece iktisadi yapısını değil, beşeri yapısını da çökertmiş durumda. PKK ve devlet, biri diğerinin varlığını imha etmek, kökünü kazımak üzere savaşıyorlar. Düşman ancak imha edilerek cezalandırılabilir kültürü, mücadele ve rekabetin esası olmuş. Din baskı altında, bölgenin alimleri, şeyhleri itibardan düşürülmüş.

Öte yandan toplumun derin katmanlarında giderek kök salmaya başlayan bir şiddet kültürü söz konusu. Büyük şehirlerde bu şiddet başka şekillerde kendini açığa vuruyor: Annesini öldüren üniversiteli kız, yeğenlerini doğrayan dayılar-amcalar, kız arkadaşının kafasını kesip çöpe atan zengin-eğitimli gençler, kalabalıkları tarayan hasımlar, kendisine “minibüste lahmacun mu yenir?” diyen insanları anında bıçaklayan kabadayılar. Cinnet geçirenler, çoluk çocuğunu, karısını dövenler, intihar edenler, boşananlar, delirenler. Boşlukta yaşayanlar, adalet tesis edilmediği için ihkak-ı hak yapanlar, kendi hukukunu kendisi ihdas edip uygulayanlar. Türkiye toplumu iyi yolda değil. Zenkırt katliamı ders çıkaracağımız son musibet olsun. Kız, arazi veya kan davası... Husumetin sebepleri ne olursa olsun ceza veya intikamı bu değil. Bu başka bir şeydir. Ali Bulaç / Zaman, 6.5.2009

07.05.2009


Başbağlar katliâmı gibi

Mardin’in Mazıdağı ilçesinin Bilge köyündeki kahredici kahredici, utanç verici, insanlık dışı saldırı bütün Türkiye’yi acıya boğdu. İster kız meselesinden, ister kan davasından, ister aile meselesinden, ister toprak kavgasından olsun bu vahşete bir gerekçe bulmak ne zor! Dehşeti tanımlayacak kelimeler bulmak ne kadar zor. Böylesine vahşet işleyebilecek ruh haline sahip insanların bu ülkede yaşıyor olması başlı başına utanç verici, aşağılayıcı bir şey.

Bu nasıl bir kültür, nasıl bir ruh hali, bu nasıl bir gelenek ya da her neyse.. Aramızda, yakınımızda, kentimizde, köyümüzde nasıl barınabiliyor? Hangi gelenek böyle bir şeyi besleyebilir? Hangi öfke şiddet ruhunu bu kadar besleyebilir? Bir insanı böylesine acımasız yapan öfke nasıl bir şeyden kaynaklanabilir? Hiçbir kalıba sığmayan, bugüne dek tanık olmadığımız bir şey bu. Hamile kadınları, bir yaşındaki çocukları, bir odaya istif ettikleri insanları, namaza hazırlanan insanları on beş dakika boyunca kurşun yağmuruna tutmak, ölmeyenleri, yaralı kalanları tekrar kurşunlamak nasıl bir cinnet hali?

Aynı topraklarda, ayni ailede, aynı kültürde yaşayan insanların yıllardır içlerinde barındırdıkları bir kinle aynı ortamları paylaşabilmesini anlamak mümkün değil. Ruanda soykırımındaki ruh haliyle o düğün evindeki ruh hali arasında ne fark var? Bundan sonra değişen sadece sayılar değil mi? Öfke aynı öfke değil mi? İçimizde böyle insanları yaşattığımızı bilmek ne ürkütücü.

Katliamı duyar duymaz aklıma gelenlerle açıklanan sebepler arasında hiçbir benzerlik olmadı. Aile içi, akrabalar arası, kız meselesi, paylaşılamayan her hangi bir şey aklıma bile gelmedi, gelemezdi. Çünkü bu gerekçelerden hiç biri böylesine bir saldırıya uymuyordu. Aklıma ilk ne geldi biliyor musunuz? Başbağlar katliamı!

Sivas olayları, o üzerinde belirsizliklerin hâlâ varolduğu acı olaylar yaşandıktan sonra Başbağlar’da bir kelimenin tam anlamıyla bir katliam yaşandı. 5 Temmuz 1993 günü, akşam karanlığında Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyüne gelen yüz civarında silahlı kişi, köyün giriş ve çıkışlarını tuttu. Telefon hatlarını kesti. Hiçbir şeyden habersiz, günlük işlerini bitiren, tarlasından evlerine dönen köylüler silah sesleriyle dışarı fırladı. Savunmasız köylüleri meydanda toplayan saldırganlar çocuk, kadın, yaşlı demeden 33 kişiyi kurşuna dizdi. Evler ateşe verildi. Saldıranlar, katliamın, “Sivas olaylarına misilleme” olduğuna dair bildiri bıraktıktan sonra çekildi. Binalar yapıldı, köy yeniden imar edildi. Ama 33 kişinin katilleri bulunamadı, bulunmadı. Olaydan sonra yakalananlar birilerinin talimatıyla serbest bırakıldı. Sonra tekrar aranmaya başlandı ama kaçan kaçmıştı.

Madem Ergenekon dosyaları faili meçhulleri yeniden gündeme getiriyor, karmaşık ilişkileri aydınlatmaya çalışıyor, bana göre Başbağlar’ın da bu açıdan yeniden ele alınması lazım. “PKK’lılar saldırdı” diyerek dosyaları kapatmak bir çok şeyin karanlıklar içinde kaybolup gitmesinden başka bir işe yaramayacak.

Bilge köyündeki katliamı duyduğumda aklıma ilk gelen Başbağlar saldırısı oldu. Eminim çok kişi olayı benzer biçimde değerlendirmiştir. Olaydan sonra saldırı sebepleri resmi açıklandığında şaşkınlık yaşadığımı da belirtmem gerekiyor. Öyle ya da değil. Bu acı örneğin sebebi ne olursa olsun, başka bir sonuç çıkıyor ortaya. Bu denli katliam işleme ruhuna sahip olanların elverişli araçlara ve ortamlara sahip olabilmesi. Belki de almamız gereken en büyük ders bu. Mazlum-Der’in açıklamalarıyla anlatalım:

“Katliam hiçbir şekilde adi bir vaka olarak değerlendirilemez. Bu olay, ülke siyasetinin ve toplumsal hastalıklarımızın en bariz ve en korkunç ifadesidir. Yıllarca toplumsal sorunlarımızın giderilmesi için ‘çözüm’ aracı olarak görülen koruculuk sisteminin bu toplumda yaşattığı ağır tahribat akli selim sahibi herkesçe adeta haykırılmaktaydı. Ancak kişisel sorunlarının çözümünde hukuksuz bir şekilde ‘devlet gücünü’ kullanan kişilerin sebebiyet vermiş olduğu olaylar hep münferit vakalar olarak algılandı. Mesele ciddiye alınmadı. Çiftçilik ve hayvancılık ile uğraşan sade vatandaşları ülke güvenliğinin birer unsuru haline getirerek, silah almaya zorlamanın meydana getirmiş olduğu toplumsal travmanın anlaşılması için böyle ağır bir vahşetin yaşanmasını bekleyen herkesin ciddi bir şekilde sorumlu olduğunu düşünüyoruz. Sorun bütün şiddetiyle ortadayken sorumluluk sahibi makamların meseleyi eğitimsizlik ve töre ile algılaması olayın vahametini daha da arttırmaktadır. Meselenin bir boyutu eğitimsizlik ve töre de olsa, katliamı gerçekleştirenlere bu zeminin hazırlanmış olması dikkatlerden kaçmaktadır.”

Hiç değilse ders alalım ve yapılması gerekenleri yapalım… Tek teselli bu olacak… Hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum..

İbrahim Karagül / Yeni Şafak, 6.5.2009

07.05.2009

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır

Kurumsal Linkler:
Bediüzzaman Haftası - Risale-i Nur Enstitüsü - Yeni Asya Vakfı - Demokrasi100 - Yeni Asya Gazetesi - YASEM - Bizim Radyo
Sentez Haber - Yeni Asya Neşriyat - Yeni Asya Takvim - Köprü Dergisi - Bizim Aile - Can Kardeş - Genç Yaklaşım - Yeni Asya 40. Yıl

Reklam Linkleri:
Risale Yorum- Risale Çocuk- Oktay Usta - Euro Nur - Fıkıh İnfo- Ahmet Maranki- Cevşen - Yeni Asya Barla - Makdis