16 Kasım 2009 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Görüş

Bir yaprak daha soldu

Hayat su misâl akıp gitmekte, nasıl geçtiği fark edilememektedir. Kime sorsanız, ”Hayatım yaşadığım andır” der. Aslında gerçek de budur zaten. Cenâb-ı Hak; ”Dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadır” buyurmaktadır. Yine bizleri muhatap alarak şöyle buyurur: ”Sizleri ancak bana kulluk yapasınız diye yarattım.” Buradaki kulluk, Allah’ın emirlerine uymak, yasakladıklarını yapmamaktır. Bu demektir ki, yaşadığımız sürece, emir doğrultusunda hareket ederek, her an, emanet olan ruhumuzu Rahman’a teslim etmeye hazır olmalıyız.

İşte Şaban Döğen Ağabeyimiz de ömrünü emir dairesinde geçirerek, hayatı boyunca hizmet etmekten geri durmayan, fedakâr bir ağabeyimizdi.

Öğretmenlik mesleğini hakkıyla ifâ etmesi yanında, bir de gazetecilik gibi, aslında kutsal olan bir mesleği de yerine getirirken, hakkaniyetten ayrılmamış, her zaman doğru bildiklerini usûlüne uygun şekilde topluma aktarmıştır. Bunları yaparken amacının sadece Allah’ın rızası olduğunu hep düşünmüş, İnşallah O’nun rızasını kazanmıştır.

Cennetmekân ağabeyimizi, bir konferans için Yalova’ya dâvet etmiştik. Bizleri kırmayıp gelmişti. Çok güzel geçen konferans sonrasındaki sohbetimizde, ”Benim soyadıma uygun hiç hareketim olmadı, ben döğen değil, seven ve şefkat eden biriyim” diye lâtife edişi hep hatırımda kalmıştır.

Yazılarını okurken, hep o halim selim yapısını hatırlar, öyle okurdum. Sanki yazıyı okumuyorum da kendisini dinliyorum gibi gelirdi.

Gazetede, yoğun bakımda olduğunu okuyunca içimde bir burkulma oldu. Ayrılık haberini duyduğumda, ”İnnâ lillah ve inna ileyhi râciun” dediğim zaman gözlerimden sıcak damlaların aktığını hissettim. İyileşmesi için çok duâ etmiştik, ama Sevgiliye kavuşma daha ağır bastı, bizleri geçici olarak terk ederek vatan-i aslîsine, Rahman-ı Rahîmine kavuştu. Bizler inanıyoruz ki bu ayrılık aslında firak değil, bir visâldir.

Cenaze namazına katılıp, kabristana yolcu etmek için, memleketi olan Kargı‘ya geldiğimizde aynı hüznü yaşadım. Çok duygulandım. Bu duyguyu birlikte gittiğimiz ağabeylerle bile paylaşamadım. İçimde bir hüzün vardı. O hizmetlerini hakkıyla ifa etmiş, görevini yapmanın haklı gururu ile emanetini Sahibine teslim etmişti. Acaba ben ne yapacaktım? Görevimi yapabilecek, Rıza-i İlâhî’yi kazanabilecek miydim?

Kargı ile ilgili yazılarını okurduk. Güzel hatıralar olarak kalacak hafızalarımızda.

Cenaze merasimine Türkiye’nin her tarafından iştirak olmuştu. Hayli kalabalık vardı. Defin esnasında birkaç kürek toprak da ben atınca toprağa düşen gözyaşlarım bana çok şeyi hatırlatıyordu. Her canlı gibi, bir gün ben de aynı akıbete uğrayacaktım. Allah hizmetlerle meşgul iken, imanla kabre girmeyi hepimize nasip etsin. Saygıdeğer ağabeyim; sen görevini yaparak terhis oldun. Merak etme! Sana kavuşacağımız günler yakındır. Mekânın cennet olsun. Cennet-i Firdevs’te birlikte olmayı Rabbim nasip etsin.

Gazete çalışma arkadaşları, aile, akraba ve dostlarına başsağlığı diler, geride kalanlara sabr-ı cemil niyaz ederim.

MEHMET ÇALIŞKAN

16.11.2009


Hizmet ve vazife noktasından benzemek

Âhirzamanda meydana gelecek mühim olaylardan haber veren hadis-i şerifler müteşâbih hadisler sınıfına girer. Müteşabih hadislerin en mühim vasıfları ise ileride meydana gelecek olayların teşbih ve temsil perdesine sarılarak ifade edilmesidir. Sırlı ve mühim hakikatleri ihtivâ eden bu hadisler ehil zatlar tarafından tevil edilir, bazen tâbir edilir ve yoruma tabi tutulur. Bu yorum ve izahlar zaman tarafından tasdik edilince, hadisin işaret ettiği hakikatler ortaya çıkar. İşte Mehdi, Deccal, Süfyan, Nüzul-ü İsa (as) gibi hadislerin tamamı müteşabih hadislerdir. Bu hadisler Risâle-i Nur’un muhtelif bölümlerinde yorum ve izaha tabi tutulmuşlardır.

Bilhassa Beşinci Şuâ, 15. Mektub ve Lâhikalardaki mektuplarda daha detaylı bilgiler mevcuttur.

Ebu Davud’da geçen “Dünyada sadece bir gün kalsa, Allah o günü uzatır da O günde Ben’den veya Ehli Beytimden, adı adıma, babasının adı da babamın adına uyan bir adam gönderir” (Ebu Davud, 4282) hadis-i şerifi de yine teşbihli ifadeler ihtivâ eden bir hadistir. Mehdi ile ilgili bu hadis-i şerifin zahiri manasına göre hüküm vermek, elbette ki imtihan sırrına muhaliftir. Burada Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm), Mehdi’nin isminin kendi ismine, babasının isminin de babasının ismine benzeyeceğini ifade etmiştir. Bu noktadan bakıldığında Mehdi’nin gerçek isminin ‘Peygamberimizin (asm) isimlerinden birisi olacağı gibi’ zâhirî bir hüküm vermek elbette ki meseleyi zorlaştırır. Bazı tekellüflü izahlara sebebiyet verir.

Halbuki Bediüzzaman Hazretleri, bu benzeriliği zâhirî isim olarak değil, ‘hizmet ve vazife noktasından benzemek olarak’ ifade ve izah ediyor. Yani Resûlullah’a (asm) ve onun Ehl-i Beytine en yakın olmak, İslâm, iman ve Kur’ân hizmeti nokta-i nazarından olur. Yoksa Resûlullah’ın ismine benzeyen yüzlerce mü’min var. Mektubat’ta geçen aşağıdaki ifadeler bu konuda net bilgiler ihtiva ediyor:

“İşte, bak: Hazret-i Hasan’ın neslinden gelen aktablar, hususan Aktâb-ı Erbaa ve bilhassa Gavs-ı Âzam olan Şeyh Abdülkadir-i Geylânî ve Hazret-i Hüseyin’in neslinden gelen imamlar, hususan Zeynelâbidin ve Cafer-i Sadık ki, herbiri birer mânevî mehdî hükmüne geçmiş, mânevî zulmü ve zulümatı dağıtıp envâr-ı Kur’âniyeyi ve hakaik-i imaniyeyi neşretmişler, cedd-i emcedlerinin birer vârisi olduklarını göstermişler.” (Mektubat, 100)

İfade de adı geçen mühim zatları, Bediüzzaman Hazretleri, birer manevî mehdi olarak tavsif ediyor. Mezkûr ifade de geçen zatlar ise, Peygamberimize (asm) en çok hizmet ve vazife yönü ile benzeyen zatlardır.

Benzer bir ifade de Beşinci Şuâ’da geçiyor:

“Meselâ, Hazret-i Mehdîye dair muhtelif rivayetler var. Tafsilât ve tasvirat başka başkadır. Halbuki, Yirmi Dördüncü Söz’ün bir dalında ispat edildiği gibi, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vahye istinaden, herbir asırda kuvve-i mâneviye-i ehl-i imanı muhafaza etmek için, hem dehşetli hadiselerde ye’se düşmemek için, hem âlem-i İslâmiyetin bir silsile-i nuraniyesi olan Âl-i Beytine ehl-i imanı mânevî raptetmek için Mehdîyi haber vermiş. Âhirzamanda gelen Mehdî gibi herbir asır, Âl-i Beytten bir nev'î mehdî, belki mehdîler bulmuş. Hattâ, Âl-i Beytten mâdud olan Abbasiye hulefasından, Büyük Mehdînin çok evsâfına câmi bir mehdî bulmuş. İşte, büyük Mehdîden evvel gelen emsâlleri, numuneleri olan hulefa-i mehdiyyîn ve aktâb-ı mehdiyyîn evsafları, asıl Mehdînin evsâfına karışmış ve ondan rivayetler ihtilâfa düşmüş.” (Beşinci Şuâ)

İşte Hazret-i Mehdi de Peygamberimize (asm) iman ve Kur’ân ve İslâm hizmeti açısından en çok benzeyen birisi olacaktır. Ki, buna işaret açısından ismi kendi ismine, babasının ismi de babasının ismine benzetilmiş.

Suâl: Hazret-i Mehdi, Mehdiliğini ilân edecek mi? Yani kendisinin Mehdi olduğuna dair bir dâvâ ve iddiâda bulunacak mı? Veya gizli ve açıktan Mehdi olduğunu ihsas ettirecek hâl ve davranışları görülecek mi?

Cevap: “Eğer—hâşâ—ben kendimi sâlih bilsem, o alâmet-i gururdur, salâhatin ademine delildir” sırrınca bir kişinin ben evliyayım, ben müceddidim, ben kutb-u azamım gibi iddiâlarda bulunması mümkün olmadığı gibi, Hazret-i Mehdinin de “Ben mehdiyim gibi” bir iddiâda bulunması mümkün değildir. Böyle bir durum imtihan sırrına aykırıdır.

En büyük dâvâsı Kur’ân, İman ve İslâm hizmeti olan bir zatın da yeni bir iddiâda bulunması anlamsızdır. Dâvâ ve iddiâ sahibi olan ancak Peygamberlerdir. Peygamberler de Allah’tan aldıkları emirle iman dâvâsını ilân ederler. Peygamberlerin yolundan giden hizmet ehli ancak itaat etmekle vazifelidirler.

Bu sebeple, Peygamber Aleyhisselâma iman ve Kur’ân ve İslâm hizmeti açısından en çok benzeyen Hazret-i Mehdi de açıktan bir iddiâ içinde olmayacak. Mehdiliğini ihsas edecek gizli ve açık davranışlar içine girmeyecek. Tam bir ihlâs ve tevazu içinde, sünnet-i seniyyeye itaat edecektir. Onu ancak çevresindeki insanlar iman nuru ile tanıyacaklardır. Zaten Mehdi, Süfyan, Deccal ve Hazret-i İsa gibi ahirzamanın mühim zatları ancak iman nuru ile tanınır.

HALİL AKGÜNLER - iakgun@turk.net

16.11.2009

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Mehmet Kutlular’ın STV Haber’deki programını izlemek için tıklayın.
Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.