10 Mart 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR Mobil İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Basından Seçmeler

Devlet, siyaset ve tarikat

CHP mi tarikatlara karşı? CHP elitinin türbelerini ziyaret ettiği Hacı Bektaş-ı Veli ve Mevlana’yı kim zannediyorsunuz; new-age düşünürler mi?

En ‘hard-core’ tarikat pirleridir.

Peki kim, 12 Eylül askeri yönetimi mi tarikatlara karşıydı?

Yönetime el koyan Milli Birlik Komitesi’nin beş üyesinden ikisinin Bektaşi olduğunu bizzat Kenan Evren açıklamadı mı?

Bülent Ecevit mi karşıydı tarikatlara?

1997 yılında 28 Şubat gelirken muhalefet lideri olarak Diyanet İşleri Başkanı’nı ziyaret edip, ‘tarikat olaylarına el konulması’nı isterken bile, ‘bazı tarikatların Türk-İslam kültüründe önemli bir yeri ve köklü gelenekleri vardır,’ şerhini koyan o değil miydi?

Devlet mi karşı tarikatlara?

Bir tarikat şeyhi, Nakşi Mehmed Zahit Kotku, Bakanlar Kurulu Kararı ile Süleymaniye Camii mezarlığına defnedilmedi mi?

Mesut Yılmaz mı karşıydı tarikatlara?

Güldürmeyin beni; bir tarikat şeyhinin anısına Sheraton Oteli’nde yapılan toplantıya, o değil de ben mi katıldım?

MGK mı karşı tarikatlara?

Basına sızan irtica ile mücadele raporlarında, bazı tarikatlarla ‘devlete kazandırmak için iletişim kurulduğu’ söylenmiyor muydu?

Öyle ya da böyle, Cumhuriyet tarihi boyunca fiili olarak ‘tarikatlar’ın tümüne karşı tutum alan bir siyaset veya iktidar olmadı.

Kendi meşreplerine göre, hadi açık söyleyelim, ‘iyi tarikat’, ‘kötü tarikat’ ayrımı yaptılar.

Zaten binlerce yıllık gelenekleri olan tarikatlar da öyle, ‘kapıya kilit vurunca,’ buharlaşmadı, yok olmadı. Bugün Türkiye’nin her yerinde dergahlarından, kılık kıyafetlerine, ayinlerine kadar tarikatları gözlemliyoruz. Kimilerine sinirleniyor, kimilerine sempatiyle bakıyoruz. Ama varlar ve milyonlarca bağlılarıyla karşımızda duruyorlar.

Bir tek farkla...

Geçmişte tarikatlar siyasete mesafeli dururken, kendi mensuplarının siyasi tutumlarını bile tamamen desteklemezken, bugün bağlıları eskisine oranla daha fazla siyasallaştı...

Bu siyasallaşmanın sebebini ise, ‘tarikatların devleti ele geçirme’ kabulüne bağlamak kadar, özellikle 28 Şubat döneminde tarikatlar üzerindeki merceklerin onları endişeyle bir siyasi kampa savurması olarak da okuyabiliriz.

Nitekim, daha önceleri CHP’ye, DSP’ye oy veren tarikat ehli var iken; bugün bunların sayısının eser miktarlara düştüğünü gözlemliyoruz.

Yapıları gereği, aslen siyasete uzak durması gereken tarikatlar arasında elbette ‘siyasi emellere sahip’ olanları ve siyasal operasyon aleti olarak kullanılmaya açık olanları var.

Ancak Cumhuriyet tarihinin serencamı da gösteriyor ki; tarikat ehlinin ne tümü sağcıdır, ne tümü İslamcıdır, ne tümü siyasaldır ne de tümü bir siyasi partiyi destekler...

Tarikatlar bugün, modernizmin karşılık veremediği maneviyat ihtiyacını karşılamaya çalışan, çelişkili gibi görünse de bizzat modernizm ile birlikte yeniden popülerleşen kadim oluşumlar.

Bazı siyasal niyetlerin onları politikleştirmesinin yanı sıra... Kategorik siyasi baskı ve tavrın da aynı, belki de daha fazla oranda onları siyasal kutuplardan birine savurduğunun ve orada polarize ettiğinin anlaşılması gerekiyor.

Atılgan Bayar, Akşam, 9.3.2010

10.03.2010


AB Genel Sekreterliğinde neler oluyor?

YaklaşIk bir yıl önce “AB için çalış, AB’ye inanma!” başlıklı bir yazıyı bu sütunda yayınlamıştım. Ben konuyu gündeme getirdikten sonra ne kurumdan ne de ilgili bakanlıktan bir cevap ulaştı.

Bunca duyarsızlığa bir anlam verememiş hatta basın müşavirleri acaba amirlerine bilgi sunmuyor mu diye hayıflanmıştım. Çünkü bütün kamuoyunu yakından ilgilendiren bir konuda ilgili kurumlar suskun kalmıştı.

Peki gelinen süreçte ne oldu da ben bunları tekrar ısıtıp getiriyorum? Dün bir gazete yaşanan olayları anlatan bir manşet attı, ‘AB kalesindeki’ gelişmeleri rapor edip Başbakanlık’a ileten ‘hacker muhbir’den bahsediliyordu. ‘ABGS çalışanlarının kişisel e-postalarını kopyalayan bir kişi bunları da ekleyerek devletin önemli bir kurumuna imzasız, isimsiz bir mektup yollamış.’ Bunun üzerine müfettişler hemen harekete geçmiş.

Evet uzun zamandır Ankara’da herkesin dilinde olan iddialarla ilgili olarak müfettişler Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’ne (ABGS) gitmiş. Peki onları inceleme yapmaya iten saik neydi?

Olayın gelişimini tekrar hatırlayalım. AK Parti hakkında kapatma davasının açılacağı, Cumhuriyet mitinglerinin kol gezdiği günler. ABGS’nin üst düzey çalışanlarında hummalı e-mail trafiği yaşanır.

İddialara göre, bazı çalışanlar kurum içinde şampanya patlatır. Partinin kapatılacağının sevinç çığlıkları atılır. Hatta birbirleriyle yapılan görüşmelerde henüz Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı AK Parti ile ilgili dosyayı şekillendirmemişken iddianame hazırlıklarının 300’üncü sayfaya geldiği bile konuşulur.

Kurum içi resmi bilgisayar ağında Başbakan, bakan ve milletvekilleri hakkında ağza alınmayacak ifadelere yer verilir. Hatta başörtülü vatandaşlara yönelik galiz küfürlü karikatürler paylaşılır kurumun e-maillerinden.

En önemlisi de çalışanların Avrupa Birliği’ne karşı duruşudur: “Başbakan’ın 23 Temmuz 2003’te imzaladığı pakette yer alan maddeler AB dayatması, manda ve himayeciliğe işarettir.” Kısacası Türkiye’yi AB’ye taşıyacak kurumun bazı çalışanları, AB’ye girmeyi manda ve himayecilikle eşdeğerde tutar.

Oysa kurum, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine hazırlanmasına yönelik çalışmaları yürütmekle görevlidir. Kurumsal göreve rağmen bu kişiler Avrupa uygarlığının yıkıldığına inanır. Yani hepimizin vergileriyle maaşını alan, bizleri AB’ye taşıyacak olan kişiler yaptıkları işe inanmaz.

Yurtdışında üst düzey bir çalışanı da, “... ne yapalım ekmek parası, bu işi yapıyoruz, işte.” açıklamasını yüksünmeden paylaşır çevresinde.

O yazımda ben bu kişilerin görüşlerinden söz etmedim. Onların Ergenekoncu mu yoksa Balyozcu mu olduklarını bilemiyorum. Ancak dün bu haberi okuyunca, bir kez daha o günleri hatırladım.

Kurumun içerisinde “AB için çalış, AB’ye inanma” başlıklı yazım tartışılmış. Tekzip yayınlayalım diyenleri üst düzey bir yöneticinin “... peki adam e-mailleri tek tek yayınlarsa ne yapacaksınız?” sözleri bu fikirden vazgeçirmiş. Önceki yıl da sınav skandalı yaşamıştı kurum. Kadrolaşmak adına yönetmelik çıkartıldığına dair bir sürü soru işareti. Daha sonra da Avrupa Birliği Genel Sekreterliği bu sınavı iptal etmek zorunda kaldı.

Benim AB’ye karşı olmam sadece beni ilgilendirir. Ancak Türkiye’yi AB’ye götürecek kurumun üst düzeyinde görev yapanlar AB’ye inanmaz ise o zaman bu bütün Türkiye’nin meselesi olur.

Kurum içindeki gelişmeleri bir mektupla ilgili yerlere ulaştırdığı ileri sürülenleri ‘muhbir’ diye nitelemek, burada araştırma yapan müfettişlerin ise ‘Ergenekoncu avı’ yaptığını söylemek insafsızlık olmaz mı? Bizleri Avrupa Birliği’ne sokacak kişilerin AB karşıtı olmasına kimin gönlü razı olur?

Sahi, ABGS, Başbakan’ın Avrupa hedefinin neresinde? Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış bu konularda ne düşünüyor?

Hüseyin Sümer, Zaman, 9.3.2010

10.03.2010

 
Sayfa Başı  Geri

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu

Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.
Kurumsal Linkler: Risale-i Nur Kongresi - Bediüzzaman Haftası - Risale-i Nur Enstitüsü - Yeni Asya Vakfı - Demokrasi100 - Yeni Asya Gazetesi - YASEM - Bizim Radyo
Sentez Haber - Yeni Asya Neşriyat - Yeni Asya Takvim oktay usta yemek tarifleri Köprü Dergisi - Bizim Aile - Can Kardeş - Genç Yaklaşım - Yeni Asya 40. Yıl