28 Ekim 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Kültür-Sanat

 

Paranın iktidarı, yerini yürek iktidarına bırakmalı

“SENİ aramam için beni uzağa attın /Âlemi benim, beni kendin için yarattın” diyor şair mısralarında. İnsan ki; yaratılmışların en şereflisi; insan ki, Allah’a en yakın olanı.

“Şahdamarınızdan daha yakınım” diye buyururken Allah, biz acaba O’nu nerede arıyoruz? İnsansak, akledemiyor muyuz, akledemiyorsak biz neyiz? “Biz aslında neyiz?” isimli kitabıyla, insanı sorgulayan, bulunduğu noktadaki hataları kendi bakış açısıyla gün yüzüne çıkaran ve çıkış noktaları arayan Hüseyin Tunç, geçtiğimiz günlerde hayat frekansınız 104.4 Bizim Radyo’da Hayat Ağacı program konuğumuzdu. Program boyunca hayata, insana, manevî değerlerin kalıcılığı ve maddî endişelerin yersizliğine değinen Hüseyin Tunç’la gerçekleştirdiğimiz keyifli sohbetin ardından zihnimize kazınan netice şu oldu; “Paranın iktidarı yerini yüreğin iktidarına bırakmalı.” Neden mi? Hüseyin Tunç’un ağzından dinleyelim;

“Mülkiyet Duygusu; mülkiyet aşkı, karşılıksız bir kara sevdadır. İnce hastalığa neden olur. Ve bizim bu platonik sevdamız yüzünden, sahipsiz mallar, malsız fakirler ve hiçlik uğruna suç işleyen insanlar vardır. Hak edilmeyen kahramanlıklardan ve rol düzeyinde mazlûmlardan bir keşmekeş oluşur. Biz gerçekleri bilmek istemiyoruz. Yalan ve hayal üzerine kurulmuş bu yıpratıcı hayatın dışına çıkmaya cesaret edemiyoruz. Gerçekleri dolandırıp tanınmaz hale getirerek, bu yanlışlıkları görmekten kaçıyoruz. İnsan algılama ve değerlendirme yeteneğini geliştirmek ve değiştirmek zorundadır.”

Hüseyin Tunç’la konuşurken fark ettik ki, biz insanlar; çalışarak yahut sahtekârlıkla yahut piyango veya mirasla dünya malına sahip olmak yolunda dönüp duruyoruz. “Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş” nesiller boyunca görülmüş bir hakikat var ki, insan bu dünyada ne bir şeye sahip oluyor, ne de sahip olma uğraşından vazgeçebiliyor. Her şeyin fani olduğunu bildiğimiz, ama asla bildiklerimizi uygulamadığımız dünyadan bir gün sahip olduklarımızın tamamını bırakıp gideceğiz. İşte bu sebepledir ki; bir an evvel paranın iktidarını yıkmalı, yürek iktidarı kurmalıyız, dedik. Zira biz biliyorduk “dünya fani ölüm ani”. Hüseyin Tunç fani âlemin fani kazançları peşinde, insanlığımızdan taviz veriyor oluşumuzu ifade etti cümleleriyle...

İnsanların mutlu olması için gerekli madde ve mânâ bütünlüğünü yakalamak için çok mühim bir prensibimiz vardır, o da şudur ki; ‘Hiç ölmeyecek gibi dünya için, yarın ölecek gibi ahiret için çalışın’. Maddeyi ve mânâyı dengeleyerek yaşamalıyız. Müslümanın iki kanadıdır madde ve mânâ; uçabilmek için dengelemek lâzım. Mânâ tarafı eksik olunca, maddî mânâda ne kadar varlıklı olursa olsun mutluluk için kâfi gelmeyecek, bunalım, intihar, boşanma ve saldırılar gibi insanî olmayan hareketler artacaktır. Kavga, kan, savaş, gözyaşı hepsi paranın iktidarından olmaktadır. Yağmacı insan, yağmalamaya devam edebilirsin, kırmaya dökmeye, öldürmeye devam edebilirsin. Ama nereye kadar? Bu dünyada ilelebed kalmayacaksın, sonu var. Belki dünyada kazancına kazanç katarak yaşadın, ama vebali boynunda kaldı.

Her zaman hem kendimiz için, hem de evlâtlarımız için birikim yapmak kaygısında olan bizler acaba yanlış yolda mıyız? ‘Çocuklarımın yarınını güvence altına almalıyım’ duygusu bizim arkasına saklandığımız mı, yoksa bir hakikat mi?

İnsanlar tabiatı gereği edinmeci olarak yaratılmış ve insanda mülkiyet duygusu var. Biz insanlar malın mülkün sahibi değil, Allah’ın vekili olarak yaratılmışız. Zira mülk Allah’ındır. Bizler bekçisiyiz. Bunu hep söyleriz, ama sanırım lâf olsun diye söylüyoruz. Çalışmalıyız elbette, ama çalışırken dikkat etmeliyiz, hakka hukuka riayet etmeliyiz. Çoluk çocuğumuzun rahatı için çalışmak, kendimize biçtiğimiz bir bahane. Bizim Allah katında böyle bir sorumluluğumuz yok, bize rızık veren Allah onlara da rızık verecektir. Günümüzde bu kaygıdan ötürü devamlı çalışan ebeveynler, çocuklar için maddî imkânlar sağlamak için devamlı çalışırken onlarda manevî boşluk oluşturmaktalar. Onlara ayıracakları zamandan da çalarak devamlı çalışmaktayız. Ve bunu hırsla yapmaktayız. Başkalarının üzerine basarak, yükselmek pahasına da olsa maalesef günümüzde bu çark böyle dönüyor.

Günümüzde televizyonlar, internet, gazeteler ve radyolar arttıkça acaba biz birbirimizden uzaklaşır mı olduk? Tv dizilerinin etkisinde kalmak suretiyle kültürümüzden, örfi, millî ve dinî değerlerimizden uzaklaşıyor ve böylelikle bir yalnızlığın içine mi düşüyoruz?

Aile ilişkilerinden başlayarak komşuluk ve akraba ilişkilerimizi de yeniden gözden geçirmeliyiz. Eski hatıralarım gözümde canlanıyor, akraba ziyaretlerimiz, uzun yolculuklar, uzun süreli muhabbetler. Etrafımızda tanışıp kaynaştığımızda bizi mutlu edebilecek, muhabbet edebileceğimiz bir sürü insan var fakat biz bunları görmezden geliyoruz. Kapı komşularımızla bile selâmlaşmıyoruz. Halbuki onlarla tanışıp görüşsek, akşam muhabbetleri yapıyor olsak insanlığımız adına bir başlangıç yapacağız. Akşam pişirdiğimiz yemekten komşuya ikramda bulunduğumuzda yaşadığımız keyfi görerek tercihimizi o yönde yapacağız. Evde tek başımıza oturup başka insanların hayal dünyalarında kurduğu dizilerle mi avunacağız, yoksa hakikate ulaşmak adına insanca muhabbete mi evet diyeceğiz? Bugün her zamankinden daha çok mânâya, manevî duruşu sağlam olan insanlar ve elbette Yaradana sığınmaya ihtiyacımız var. Ancak o zaman özgürleşebiliriz. Özgürlüğümüz sadece mânâdadır. Maddeye tutunduğumuz sürece esarete düşeceğiz.

“Biz aslında neyiz?” isimli kitabıyla insanın çıkmazlarını ve çıkış yollarını tek tek inceleyen Hüseyin Tunç, kitabında günümüzde düştüğümüz hatalardan, çıkış yollarından, iletişimlerimizden, kâinattaki yerimizden ve biz insanlardan beklenenlerden bahsediyor uzun uzun. Hayat kısa bir yolculuk ve biz bu yolculukta konforlu ve rahat gitmek istiyorsak şayet, tek bir hakikat var; Allah’a sığınmak.

AYSUN BİLGE ([email protected]) /İstanbul

28.10.2010


 

‘Fedakârlık’ beğeni topluyor

İSTANBUL Dünya Sahnesi tiyatro ekibi ‘Fedakârlık’ adlı oyunu Gaziantep Cahit Nakıboğlu İlköğretim Okulu’nda sergiledi.

Büyük bir katılımla oynanan oyun izleyiciler tarafından beğenildi. Gerçek olaylardan esinlenerek sahnelenen oyunda, bir yurtta görev yapan müdür ve yardımcısının başından geçen olaylar anlatılıyor. 2 perdeden oluşan oyun, başta öğretmenler olmak üzere karşılıksız Allah aşkı için yapılan fedakârlığa yer veriyor. Oyun içerisinde, ‘ben bu fedakârlığı yapamam’ diyen insanların da gerçeği görüp ‘tamam ben de varım’ dercesine, Allah aşkı için insanlara hizmet etmesine değiniliyor.

28.10.2010


 

Suriye’deki Selçuklu ve Osmanlı eserleri canlanıyor

YapIlarIn hasar durumları dikkate alınarak oluşturulan restorasyon listesi çerçevesinde, Osmanlı döneminde Şam’da görev yapmış askeri ve sivil görevlilerin kabirlerinin bulunduğu mezarlık temizletildi.

Türkiye’nin Şam Kültür ve Tanıtma Müşaviri Vehip Özdemir, ilk aşamada temizletilen mezarlığın ikinci aşamada restore edileceğini belirterek, “TİKA tarafından bir restorasyon projesi hazırlatılıyor. Bu, çok önem verdiğimiz projelerden biridir” dedi.

Mezarlığın, İslâm düşünürü Muhyiddin İbn-i Arabi’nin türbesinin bulunduğu, aynı ismi taşıyan caminin bitişiğinde olduğunu hatırlatan Özdemir, “Bu, Osmanlı döneminde Suriye’de ve özellikle Şam’da görev yapmış birçok askerî ve sivil erkânın defnedildiği bir mezarlık, Osmanlı döneminden kalan birçok eserden biridir” diye konuştu.

Özdemir, Suriye’de çok sayıda Selçuklu ve Osmanlı eseri bulunduğunu ifade ederek, bu taşınmaz varlıklara ilişkin olarak, Türkiye’nin Şam Büyükelçiliği koordinasyonunda TİKA ve Kültür ve Tanıtma Müşavirliği işbirliğiyle gerekli çalışmaların yapılacağını kaydetti.

OSMANLI MUTFAK TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

YaklaşIk 30 yıldır Türkiye’nin mutfak tarihini araştıran Priscilla Mary Işın, son kitabı ‘’Osmanlı Mutfak Sözlüğü’’ ile geniş bir döneme ışık tutuyor. Osmanlı dönemine ait yüzlerce arşiv belgesi, sözlük, anı, seyahatname gibi kaynaklardan hazırlanan ve 8 bin 600 ana ve alt maddesi bulunan sözlük, ‘’Mısır kabağı, sülüklü pancar, çamçak balığı, mücver tavası, bıçak silme’’ gibi binlerce terimi günümüze taşıyor. Işın, 1980’lerden beri Türkiye’nin mutfak tarihini araştırdığını söyledi. Işın, ‘’Yaklaşık 30 yıldan beri okuduğum kaynaklarda karşılaştığım terimlerle ilgili açıklamaları kaydediyordum. 6 yıl önce ise derlediğim bu bilgileri sözlük haline getirmeye başladım. Sözlük, yaklaşık 8 bin 600 ana ve alt maddesiyle, Türkiye’nin mutfak tarihini merak edenler için önemli bir kaynak oldu’’ dedi.

28.10.2010

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Son Dakika Haberleri

Bütün haberler

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.