Mektubat - page 109

Benimle temas edenler beni bilirler ki, şahsıma karşı
hürmet istemiyorum, belki nefret ediyorum. Hatta kıy-
mettar mühim bir dostumu, fazla hürmeti için belki elli
defa tekdir etmişim.
eğer beni çürütmek ve efkâr-ı ammeden düşürtmek,
ıskat ettirmekten muratları, tercümanlık ettiğim hakaik-ı
imaniye ve kur’âniyeye ait ise, beyhudedir. zira kur’ân
yıldızlarına perde çekilmez. gözünü kapayan yalnız ken-
di görmez; başkasına gece yapamaz.
DÖRDÜNCÜ NOkta
evhamlı bir kaç sualin cevabıdır.
Birincisi
: ehl-i dünya bana der: “
Neileyaşıyorsun?
Çalışmadannasılgeçiniyorsun?Memleketimizdetembel-
ceoturanlarıvebaşkasınınsa’yiilegeçinenleriistemiyo-
ruz
.”
El cevap
: Ben iktisat ve bereketle yaşıyorum. rez-
zak’ımdan başka kimsenin minnetini almıyorum ve al-
mamaya da karar vermişim. evet, günde yüz para, belki
kırk para ile yaşayan bir adam, başkasının minnetini al-
maz.
Şu meselenin izahını hiç arzu etmiyordum. Belki bir
gururu ve bir enaniyeti ihsas eder fikriyle, beyan etmek
bana pek nahoştur. Fakat, madem ehl-i dünya evhamlı
bir surette soruyorlar; ben de derim ki:
küçüklüğümden beri halkların malını kabul etmemek
(velev zekât dahi olsa), hem maaşı kabul etmemek (yal-
nız bir iki sene dârülhikmeti’l-İslâmiyede dostlarımın
Mektubat | 109 |
o
n
a
lTıncı
m
ekTup
sa’y:
çalışma.
sual:
soru.
suret:
biçim, tarz, şekil.
tekdir:
uyarma, ikaz, azarlama.
temas etmek:
ilişkide ve ileti-
şimde bulunmak.
tercüman:
tercüme eden; birisi-
nin veya bir şeyin maksadını an-
latmaya bir hâli veya bir şeyi ifa-
deye vasıta olan.
velev:
hatta, ola ki.
zekât:
Allah için malın belli bir
kısmının her yıl zekât verilebile-
cek kimselere dağıtılması, İslâmın
bir şartı.
arzu:
istek, heves.
bereket:
Allah’tan gelen bol-
luk.
beyan:
anlatma, açıklama.
beyhude:
boşu boşuna.
Dârülhikmeti’l-İslâmiye:
1918-1922 yılları arasında
şeyhülislâmlığa bağlı olarak
faaliyet gösteren, Bediüzza-
man Said Nursî’nin de görev
yaptığı İslam Akademisi hüvi-
yetinde ilmi bir kuruluş.
efkâr-ı amme:
umuma ait
düşünce, kamuoyu.
ehl-i dünya:
sadece dünya
hayatı için yaşayan, ahireti
düşünmeyen.
enaniyet:
kendini beğenme,
benlik, gurur.
evham:
vehimler, kuşkular,
kuruntular.
gurur:
kibir, kendini yüksek
ve değerli tutma hissi.
hakaik-ı imaniye ve kur’âni-
ye:
iman ve Kur’ân hakikatle-
ri.
hürmet:
riayet, ihtiram.
ıskat:
düşürme.
ihsas:
hissettirme.
iktisat:
tutumluluk, tasarruf.
izah:
açıklama.
kıymettar:
değerli, kıymetli.
memleket:
vatan.
mesele:
ehemmiyetli konu.
minnet:
lütuf, bağış.
murat:
maksat, ulaşılmak is-
tenen şey, kastedilen, iste-
nen.
mühim:
önemli.
nahoş:
hoşa gitmeyen, hoş
olmayan.
perde:
örtü.
Rezzak:
bütün yaratılmışların
rızkını veren ve ihtiyaçlarını
karşılayan Allah.
1...,99,100,101,102,103,104,105,106,107,108 110,111,112,113,114,115,116,117,118,119,...1086
Powered by FlippingBook