Mektubat - page 225

bİR NÜkte-İ MÜHİMMe:
Eğe r de n i l se
: “neden
gazve-i Hendek’te dört avuç taamla bin adamı doyurmak
olan mu’cize-i taamiye; ve mübarek parmaklarından akan
su ile, bin beş yüz kişiye suyu doyuruncaya kadar içiren
mu’cize-i mâiye, neden şu
hanîn-iciz
mu’cizesi gibi şa-
şaa ile, çok kesretli tariklerle nakledilmemiş? Hâlbuki o
ikisi, bundan daha ziyade bir cemaatte vuku bulmuş.”
El ce vap
: zuhur eden mu’cizeler iki kısımdır. Bir kıs-
mı nübüvveti tasdik ettirmek için Hazret-i peygamber
Aleyhissalâtü Vesselâm elinde izhar ediliyor. Hanîn-i ciz
şu nevidendir ki, sırf nübüvvetin tasdiki için bir hüccet ola-
rak zuhura gelmiş ki, mü’minlerin imanını ziyadeleştir-
mek ve münafıkları ihlâsa ve imana sevk etmek ve küffa-
rı imana getirmek için zahir olmuş. onun için, avam ve
havas, herkes onu gördü; onun neşrine fazla ihtimam
edildi.
Fakat şu mu’cize-i taamiye ve mu’cize-i mâiye ise,
mu’cizeden ziyade bir keramettir; belki kerametten ziya-
de bir ikramdır, belki ikramdan ziyade ihtiyaca binaen bir
ziyafet-i rahmaniyedir. onun için, çendan dava-i nübüv-
vete delildir ve mu’cizedir; fakat asıl maksat, ordu aç kal-
mış, bir çekirdekten bin batman hurmayı halk ettiği gibi,
Cenab-ı Hak, hazine-i gayptan bir sa’ taamdan bin ada-
ma ziyafet veriyor. Hem, susuz kalmış mücahit bir ordu-
ya, kumandan-ı azamın parmaklarından, Âb-ı kevser gi-
bi su akıttırıp içiriyor.
Mektubat | 225 |
o
n
d
okuzuncu
m
ekTup
ler veya tabiatüstü hâdiseler.
kesretli:
pek çok.
kumandan-ı azam:
en büyük ko-
mutan.
küffar:
kâfirler, İslâmiyeti inkâr
edenler.
maksat:
istenilen şey, varılmak
istenen nokta, amaç.
mu’cize:
peygamberler tarafından
ortaya konmuş, olağanüstü hâl ve
hareketlerden her biri.
mu’cize-i mâiye:
suyla ilgili mu’ci-
ze.
mu’cize-i taam:
yemek, yiyecek-
le ilgili mu’cize.
mübarek:
bereketli, hayırlı, uğur-
lu.
mücahit:
cihad eden; din uğruna,
din düşmanlarıyla, Allah rızası için
ve Allah’ın adını yüceltmek gaye-
siyle savaşan.
mü’min:
iman eden, inanan.
münafık:
ikiyüzlülük eden, kal-
binde küfrü gizlediği hâlde Müs-
lüman görünen, ara bozucu.
nakletmek:
aktarmak, anlatmak.
neşretmek:
dağıtmak, yaymak,
herkese duyurmak.
nev:
çeşit, tür.
nübüvvet:
nebîlik, peygamberlik.
nükte-i mühimme:
çok önemli
bölüm.
sâ:
bin dirhemlik (yaklaşık 3200
gram) tahıl ve gıda ölçü birimi.
sevk etmek:
ulaştırmak.
sırf:
yalnız, tamamıyla, tümüyle.
şaşaa:
parlaklık, parlama.
taam:
yemek, yiyecek.
tarik:
yol; hadisin geliş kanalı.
tasdik:
doğrulama, onaylama.
vuku bulma:
meydana gelme, ol-
ma.
zahir olmak:
görünmek ortaya
çıkmak.
ziyade:
çok, fazla.
ziyadeleştirmek:
arttırmak, ço-
ğaltmak.
ziyafet:
ikram için verilen yemek.
ziyafet-i Rahmanî:
çok çok mer-
hametli olan Allah’ın mü’min kul-
lara hazırladığı ziyafet.
zuhur etmek:
görünmek, mey-
dana çıkmak.
zuhura gelme:
görünme, meyda-
na çıkma.
Âb-ı kevser:
Kevser Suyu;
cennetteki sulardan biri.
aleyhissalâtü vesselâm:
sa-
lât ve selâm onun üzerine ol-
sun.
avam:
halk tabakası, sıradan
insanlar.
batman:
eski ağırlık ölçülerin-
den olup, yaklaşık altı okkaya
denk gelen bir ağırlık ölçüsü.
(1 okka = 1283 gram)
binaen:
-dan dolayı, -dan ötü-
rü.
cemaat:
topluluk, bir yere top-
lanmış insanlar.
Cenab-ı Hak:
hakkın ta ken-
disi olan, şeref ve azamet sa-
hibi yüce Allah.
çendan:
gerçi.
dava-i nübüvvet:
peygam-
berlik davası; peygamber ol-
duğunu ilân etmek.
Gazve-i Hendek:
Hendek Sa-
vaşı.
halk etmek:
yaratmak.
hanîn-i ciz:
kuru hurma dire-
ğinin ağlayıp inlemesi.
havas:
seçkinler, aydınlar.
hazine-i gayp:
gayp hazinesi,
var olan fakat görünmeyen
hazine.
hüccet:
delil, ispat.
ihlâs:
samimiyet; bir işi, bir
ameli, başka bir karşılık bek-
lemeksizin, sadece Allah rıza-
sı için yapma.
ihtimam edilmek:
önem ve-
rilmek, özen göstermek.
ikram:
bağış, ihsan.
iman:
inanma, inanç; İslâm di-
nini kabul etme.
izhar edilme:
gösterilme, or-
taya çıkarılma.
keramet:
Allah’ın velî kulla-
rında görülen olağanüstü hâl-
1...,215,216,217,218,219,220,221,222,223,224 226,227,228,229,230,231,232,233,234,235,...1086
Powered by FlippingBook