Mektubat - page 416

Hayvanat ve nebatatın icadında, gözümüzle görüyoruz,
hadsiz bir sahavet ve kesret içinde, nihayet derecede bir
itkan, bir hüsnüsanat bulunuyor. Hem nihayet derecede
karışıklık ve ihtilât içinde, nihayet derecede bir imtiyaz ve
tefrik görünüyor. Hem nihayet derecede mebzuliyet ve
vüs’at içinde, nihayet derecede sanatça kıymettarlık ve
hilkatçe güzellik bulunuyor. Hem nihayet derecede sanat-
kârâne bir surette, çok cihazata ve çok zamana muhtaç
olmakla beraber, gayet derecede sühuletle ve sür’atle icat
ediliyor. Âdeta birden ve hiçten, o mu’cizat-ı sanat vücu-
da geliyor.
İşte, bilmüşahede, her mevsimde rûy-i zeminde gördü-
ğümüz bu faaliyet-i kudret, kat’iyen delâlet eder ki, şu
ef’alin menbaı olan kudrete nispeten, en büyük şey en
küçük şey kadar kolaydır. Ve hadsiz efradın icadı ve ida-
releri, bir fert kadar rahatça icat ve idare edilir.
Üçüncüsü:
Şu kâinatta, şu görünen tasarrufat ve
ef’al ile hükmeden sâni-i kadîr’in kudretine nispeten, en
büyük küll, en küçük cüz kadar kolay gelir. efratça kes-
retli bir küllînin icadı, bir tek cüz’înin icadı kadar sühulet-
lidir. Ve en adî bir cüz’îde, en yüksek bir kıymet-i sanat
gösterilebilir.
Şu hakikatin sırr-ı hikmeti üç menbadan çıkar:
Evvelâ
, imdad-ı vahidiyetten.
Saniyen
, yüsr-i vahdetten.
Salisen
, tecelli-i ehadiyetten.
adî:
değersiz, basit.
bilmüşahede:
bizzat şahit olarak,
görerek.
cihazat:
cihazlar, kendilerine ihti-
yaç duyulan aletler.
cüz’:
kısım, parça.
cüz’î:
azlık; parçaya ait olan; çok
az; fert.
delâlet etmek:
delil olmak, işaret
etmek.
ef’al:
fiiller, işler.
efrat:
fertler, tek olanlar.
faaliyet-i kudret:
Allah’ın kudre-
tinin faaliyeti, işleyişi ve neticele-
ri.
fert:
tek olan, bir.
gayet:
son.
hadsiz:
sınırsız, sonsuz.
hakikat:
gerçek, esas.
hayvanat:
hayvanlar.
hilkat:
yaratılış.
hüsnüsanat:
güzel sanat.
icat:
vücuda getirmek, yoktan ya-
ratmak.
idare etmek:
yönetmek, çekip çe-
virmek.
ihtilât:
karışıklık.
imdad-ı vahidiyet:
kâinattaki bü-
tün varlıkların, yaratılmışların bir
elden çıkmış olmasının, kâinatta
yapılan faaliyetlerde sağladığı ko-
laylık, yardım ve destek.
imtiyaz:
ayrıcalık.
itkan:
sağlam yapılış, pürüzsüz
yapma.
kâinat:
bütün âlemler, varlıklar.
kat’iyen:
kesin olarak, kesinlikle.
kesret:
çokluk, bolluk.
Y
irminci
m
ekTup
| 416 | Mektubat
kesretli:
çok sayıda.
kıymet-i sanat:
sanattaki kıy-
mettarlık.
kıymettar:
değerli, pahalı, kıy-
metli.
kudret:
güç, kuvvet.
küll:
bütün, tüm.
küllî:
çokluk.
mebzuliyet:
bolluk, çokluk.
menba:
kaynak.
mu’cizat-ı sanat:
sanat mu’ci-
zeleri.
muhtaç:
ihtiyacı olan.
nebatat:
bitkiler.
nihayet:
son.
nispeten:
kıyasla, oranla.
rûy-i zemin:
yeryüzü.
sahavet:
cömertlik.
salisen:
üçüncü olarak.
sanatkârâne:
sanatkârca, sa-
natlı bir şekilde.
Sâni-i kadîr:
her şeye gücü
yeten ve her şeyi sanatlı ya-
ratan Allah.
saniyen:
ikinci olarak.
sırr-ı hikmet:
herkesin bilme-
diği gizli sebep.
suret:
şekil, biçim.
sühulet:
kolaylık.
tasarrufat:
kullanma ve yö-
netme işlemleri.
tecelli-i ehadiyet:
Cenab-ı Hak-
kın her bir şeyde bütün isim-
leriyle olan tecellisi. (Güneşin,
denizin her damlasında bütün
özelliklerinin birlikte aksetme-
si, yansıması gibi.)
tefrik:
birbirinden ayırma, seç-
me, ayırdetme.
vücuda gelmek:
meydana gel-
mek.
vüs’at:
genişlik.
yüsr-i vahdet:
birliğin kolay-
lığı, bir işin bir elde ve bir mer-
kezde yapılmasının kolaylığı..
1...,406,407,408,409,410,411,412,413,414,415 417,418,419,420,421,422,423,424,425,426,...1086
Powered by FlippingBook