Mektubat - page 419

bütün ağaca lâzım olan mevadd-ı hayatiye, her bir mey-
ve için dahi lâzımdır.
İşte, şu iki temsil gibi,
(1)
'
¤r
Yn
’r
G o
?n
ãn
Ÿr
G !n
h
, şu kâinatın sâ-
nii, Vahid-i ehad olduğu için, vahdetle iş görür. Ve vah-
detle iş gördüğü için, bütün eşya bir tek şey kadar kolay
olur. Hem bir tek şeyi, sanatça bütün eşya kadar kıymetli
yapabilir. Ve hadsiz efradı, gayet kıymettar bir surette icat
ederek, şu görünen hadsiz mebzuliyet ve nihayetsiz ucuz-
luk lisanıyla, cûd-i mutlakını gösterir ve hadsiz sahavetini
ve nihayetsiz hallâkıyetini izhar eder.
Üçüncümenbaolantecelli-iehadiyet
: Yani, sâni-i
zülcelâl, cisim ve cismanî olmadığı için, zaman ve mekân
onu kayıt altına alamaz. Ve kevn ve mekân, onun şuhu-
duna ve huzuruna müdahale edemez. Ve vesait ve ecram,
onun fiiline perde çekemez. teveccühünde tecezzi ve in-
kısam olmaz. Bir şey bir şeye mâni olmaz. Hadsiz ef’ali,
bir fiil gibi yapar. onun içindir ki, bir çekirdekte koca bir
ağacı manen derç ettiği gibi, bir âlemi bir tek fertte derç
edebilir. Bütün âlem, bir tek fert gibi dest-i kudretinde
çevrilir. Şu sırrı başka sözlerde izah ettiğimiz gibi, deriz
ki:
nasıl ki nuraniyet itibarıyla bir derece kayıtsız olan
güneşin timsali her bir cilâlı, parlak şeyde temessül eder.
Binlerle, milyonlarla âyineler nuruna mukabil gelse, bir
tek âyine gibi, inkısam etmeden, bizzat her birinde cil-
ve-i misaliyesi bulunur. eğer âyinenin istidadı olsa,
Mektubat | 419 |
Y
irminci
m
ekTup
lisan:
dil.
manen:
mana itibarıyla, manaca.
mâni:
engel.
mebzuliyet:
bolluk, çokluk.
mekân:
yer.
menba:
kaynak.
mevadd-ı hayatiye:
hayat için
gerekli, zorunlu maddeler.
mukabil:
karşılık.
müdahale etmek:
karışmak, el
atmak.
nihayetsiz:
sonsuz.
nur:
aydınlık, ışık.
nuraniyet:
nur saçıcı olma.
sahavet:
cömertlik.
Sâni:
her şeyi sanatlı olarak yara-
tan Allah.
Sâni-i Zülcelâl:
her şeyi sanatla
yaratan, celâl sahibi Allah.
suret:
şekil, biçim.
şuhut:
şahit olma, görme.
tecelli-i ehadiyet:
Cenab-ı Hak-
kın her bir şeyde bütün isimleriy-
le olan tecellisi.
tecezzi:
bölünme, parçalanma.
temsil:
örnek, benzetme.
teveccüh:
yönelme, yöneliş.
timsal:
suret, şekil, örnek, numu-
ne.
vahdet:
birlik.
Vahid-i ehad:
bir olan ve birliği
her bir şeyde tecelli eden, görü-
nen Allah.
vesait:
vasıtalar.
âlem:
dünya, cihan.
âyine:
ayna.
bizzat:
şahsen, kendisi, kendi.
cilve-i misaliye:
yansıyan gö-
rüntü.
cismanî:
maddî ve cisimli.
cûd-i mutlak:
Cenab-ı Allah’ın
mutlak cömertliği.
derç etmek:
yerleştirmek.
dest-i kudret:
Allah’ın kudret
eli, yapabilme gücü.
ecram:
cirimler, cisimler, küt-
leler.
ef’al:
fiiller, işler.
efrat:
fertler, tek olanlar.
fert:
şahıs, kişi.
gayet:
son derece, çok.
hadsiz:
sınırsız, sonsuz.
hallâkıyet:
yaratıcılık.
huzur:
yan, kat, ön.
icat etmek:
vücuda getirmek,
yoktan yaratmak.
inkısam:
bölünme, kısımlara
ayrılma.
istidat:
yetenek, kabiliyet.
itibarıyla:
özelliğiyle, bakımın-
dan.
izah etmek:
açıklamak, bir
konuyu ayrıntılarıyla ortaya
koymak.
izhar etmek:
meydana çıkar-
mak, göstermek.
kâinat:
yaratılmış olan şeyle-
rin tamamı, bütün âlemler,
varlıklar.
kevn:
varlık, kâinat, âlem.
1.
En yüce sıfatlar Allah’ındır. (Nahl Suresi: 60.)
1...,409,410,411,412,413,414,415,416,417,418 420,421,422,423,424,425,426,427,428,429,...1086
Powered by FlippingBook