Mektubat - page 547

Madem öyledir; hakikî unsuriyete değil, belki dil, din,
vatan münasebatına bakılacak. eğer üçü bir ise, zaten
kuvvetli bir millet; eğer biri noksan olursa, tekrar milliyet
dairesine dahildir.
San i yen
: İslâmiyetin mukaddes milliyeti, bu vatan
evlâdının hayat-ı içtimaiyesine kazandırdığı yüzer fayda-
dan iki faydayı misal olarak beyan edeceğiz.
Birincisi
: Şu devlet-i İslâmiye yirmi otuz milyon iken,
bütün Avrupa’nın büyük devletlerine karşı hayatını ve
mevcudiyetini muhafaza ettiren, şu devletin ordusundaki
nur-i kur’ân’dan gelen şu fikirdir: “Ben ölsem şehidim,
öldürsem gaziyim.” kemal-i şevk ile ve aşk ile ölümün
yüzüne gülerek istikbal etmiş, daima Avrupa’yı titretmiş.
Acaba dünyada basit fikirli, safî kalpli olan neferatın ru-
hunda şöyle ulvî fedakârlığa sebebiyet verecek hangi şey
gösterilebilir? Hangi hamiyet onun yerine ikame edilebi-
lir ve hayatını ve bütün dünyasını severek ona feda etti-
rebilir?
İkincisi
: Avrupa’nın ejderhaları (büyük devletleri) her
ne vakit şu devlet-i İslâmiyeye bir tokat vurmuşlarsa, üç
yüz elli milyon İslâm’ı ağlatmış ve inletmiş. Ve o müs-
temlekât sahipleri, onları inletmemek ve sızlatmamak
için elini çekmiş, elini kaldırırken indirmiş. Şu hiçbir ci-
hette istisgar edilmeyecek manevî ve daimî bir kuvvetüz-
zahr yerine hangi kuvvet ikame edilebilir, gösterilsin.
evet, o azîm manevî kuvvetüzzahrı menfi milliyet ile ve
istiğnakârâne hamiyet ile gücendirmemeli.
ve olduğunu, diğer milletlerle iliş-
kilerde bu fikre göre hareket et-
mek gerektiğini savunan görüş,
fikir.
mevcudiyet:
varlık,
milliyet:
millet, din; inanç.
misal:
örnek, numune.
muhafaza:
koruma.
mukaddes:
kutsal, aziz, temiz.
münasebat:
bağlar, ilişkiler, uy-
gunluklar.
müstemlekât:
müstemlekeler,
sömürgeler, işgal edilerek sahip
olunmuş memleketler.
neferat:
neferler, askerler.
noksan:
eksiklik.
nur-i kur’ân:
Kur’ân nuru, ışığı.
safî:
saf; temiz, samimî.
saniyen:
ikinci olarak.
sebebiyet verme:
sebep olma.
şehit:
din, vatan, bayrak, inanç
gibi yüce değerler uğrunda ölen
Müslüman kimse.
ulvî:
yüksek, yüce.
unsuriyet:
ırk, milliyet.
zaman:
vakit.
aşk:
şiddetli sevgi, tam bir is-
tek.
azîm:
büyük, yüce.
beyan etmek:
anlatmak,
açıklamak, bildirmek.
cihet:
yön, taraf.
dahil:
içinde.
daimî:
sürekli, devamlı.
devlet-i İslâmiye:
İslâm dev-
leti.
ejderha:
korkunç ve hayalî
bir masal canavarı.
evlât:
çocuklar.
faide:
fayda, kazanç.
feda etmek:
gözden çıkar-
mak, uğruna vermek.
fedakârlık:
kendini veya şah-
sî menfaatlerini hiçe sayarak
feda etme.
gazi:
savaştan sağ dönen
kimse.
gücendirmek:
küstürmek,
kırmak, üzmek.
hakikî:
gerçek, doğru.
hamiyet:
millet, bayrak, va-
tan gibi değerleri koruma
duygusu ve gayreti.
hayat-ı içtimaiye:
sosyal ha-
yat, toplum hayatı.
ikame etmek:
yerleştirmek,
yerine koymak.
istiğnakârâne:
ihtiyaç duy-
maksızın.
istikbal etmek:
karşılamak.
istisgar etmek:
küçümse-
mek, küçük görmek.
kemal-i şevk:
tam bir istek
ve arzu.
kuvvetüzzahr:
yardımcı kuv-
vet, yedek kuvvet.
manevî:
manaya ait, maddî
olmayan.
menfi milliyet:
olumsuz, za-
rarlı milliyetçilik; kendi mille-
tinin diğer milletlerden üstün
Mektubat | 547 |
Y
irmi
a
lTıncı
m
ekTup
1...,537,538,539,540,541,542,543,544,545,546 548,549,550,551,552,553,554,555,556,557,...1086
Powered by FlippingBook