Mektubat - page 641

Yedinci Meselenin Hatimesidir
Sekizinayet-i‹lâhiyesuretindegelenişarat-ıgaybiyeyedair
gelenveyagelmekihtimaliolanevhamıizaleetmekvebir
sırr-ıazîm-iinayetibeyanetmeyedairdir.
Şu Hatime dört nüktedir.
bİRİNCİ NÜkte:
Yirmi sekizinci Mektubun Yedinci
Meselesinde yedi sekiz küllî ve manevî inayat-ı ‹lâhiye-
den hissettiğimiz bir işaret-i gaybiyeyi, “sekizinci ‹nayet”
namıyla “tevafukat” tabiri altındaki nakışta o işaratın cil-
vesini gördüğümüzü iddia etmiştik. Ve iddia ediyoruz ki,
bu yedi sekiz küllî inayatlar o derece kuvvetli ve kat’îdir-
ler ki, her birisi tek başıyla o işarat-ı gaybiyeyi ispat eder.
Farzımuhal olarak, bir kısmı zayıf görülse, hatta inkâr
edilse, o işarat-ı gaybiyenin kat’iyetine halel vermez. o
sekiz inayatı inkâr edemeyen, o işaratı inkâr edemez.
Fakat, tabakat-ı nâs muhtelif olduğu, hem kesretli taba-
ka olan tabaka-i avam, gözüne daha ziyade itimat ettiği
için, o sekiz inayatın içinde en kuvvetlisi değil, belki en
zahirîsi tevafukat olduğundan –çendan ötekiler daha
kuvvetli, fakat bu daha umumî olduğu için– ona gelen
evhamı def etmek maksadıyla, bir muvazene nev’inden,
bir hakikati beyan etmeye mecbur kaldım. Şöyle ki:
o zahirî inayet hakkında demiştik: Yazdığımız risale-
lerde, kur’ân kelimesi ve resul-i ekrem Aleyhissalâtü
Vesselâm kelimesinde öyle bir derece tevafukat görünü-
yor, hiçbir şüphe bırakmıyor ki, bir kasıt ile tanzim
manevî:
manaya ait, maddî ol-
mayan.
mecbur:
bir işi yapmak zorunda
kalmış.
mesele:
sorulup karşılığı istenilen
şey, cevabı istenen soru, konu.
muhtelif:
çeşitli, farklı.
muvazene:
karşılaştırma.
nakış:
işleme.
nevi:
çeşit, cins, tür.
nükte:
herkesin anlayamadığı in-
ce mana, ancak dikkat edildiğin-
de anlaşılan ince söz ve mana.
Resul-i ekrem:
Allah’ın en şerefli
ve değerli elçisi olan Hz. Muham-
med.
risale:
belli bir konuda yazılmış
küçük kitap.
suret:
biçim, şekil.
sırr-ı azîm-i inayet:
Cenab-ı Al-
lah’ın yardımının büyük sırrı, hik-
meti.
tabaka:
topluluk, sınıf, zümre.
tabaka-i avam:
halk tabakası.
tabakat-ı nâs:
insan sınıfları, in-
san katmanları.
tabir:
ifade, söz, deyim.
tanzim:
sıralama, düzenleme.
tevafukat:
uygunluklar, uygun
gelişler, denk düşmeler.
umumî:
herkesle alâkalı, genel.
zahirî:
görünen, açık.
zaif:
zayıf.
ziyade:
çok, fazla.
aleyhissalâtü vesselâm:
sa-
lât ve selâm onun üzerine ol-
sun.
beyan:
açıklama, bildirme,
izah.
cilve:
görüntü, yansıma.
çendan:
gerçi.
dair:
ait, ilgili.
def etmek:
uzaklaştırmak,
kovmak.
evham:
kuşkular, kuruntular.
farz-ı muhal:
imkânsızı var-
sayma, kabullenme.
hakikat:
gerçek, bir şeyin aslı
ve esası.
halel verme:
zarar verme.
hatime:
son söz, sonuç.
iddia etmek:
bir fikri ısrarla
savunmak.
ihtimal:
olabilirlik.
inayat:
iyilikler, yardımlar.
inayat-ı ‹lâhiye:
‹lâhî yardım-
lar.
inayet:
yardım.
inayet-i ‹lâhiye:
Allah’ın yar-
dımı.
inkâr:
reddetme, kabul et-
meme, inanmama.
ispat etme:
doğruyu delillerle
gösterme, kanıtlama.
işarat:
işaretler.
işarat-ı gaybiye:
görünme-
yen bir kaynaktan Cenab-ı
Hak’tan gelen işaretler.
itimat etme:
güvenme.
izale:
giderme, ortadan kal-
dırma.
kasıt:
bir şeyi isteyerek, bile-
rek yapma.
kat’î:
kesin, şüphesiz.
kat’iyet:
kesinlik.
kesretli:
çokluğu olan, çok
fazla.
küllî:
çok, büyük.
maksat:
niyet, amaç, gaye.
Mektubat | 641 |
Y
irmi
S
ekizinci
m
ekTup
1...,631,632,633,634,635,636,637,638,639,640 642,643,644,645,646,647,648,649,650,651,...1086
Powered by FlippingBook