Mektubat - page 635

harika teshilât ve sühulet-i beyan, elbette, bilâşüphe, bir
eser-i inayettir ve onun hüneri olamaz ve kur’ân-ı ke-
rîm’in i’caz-ı manevîsinin bir cilvesidir ve temsilât-ı
kur’âniyenin bir temessülüdür ve in’ikâsıdır.
Beşinci ‹şaret
risaleler umumiyetle pek çok intişar ettiği hâlde, en
büyük âlimden tut, tâ en âmî adama kadar ve ehl-i kalb
büyük bir velîden tut, tâ en muannit dinsiz bir feylesofa
kadar olan tabakat-ı nâs ve taifeler o risaleleri gördükle-
ri ve okudukları ve bir kısmı tokatlarını yedikleri hâlde
tenkit edilmemesi ve her taife derecesine göre istifade
etmesi, doğrudan doğruya bir eser-i inayet-i rabbaniye
ve bir keramet-i kur’âniye olduğu gibi, çok tetkikat ve ta-
harriyatın neticesiyle ancak husul bulan o çeşit risaleler,
fevkalâde bir sür’atle, hem idrakimi ve fikrimi müşevveş
eden sıkıntılı inkıbaz vakitlerinde yazılması dahi, bir
eser-i inayet ve bir ikram-ı rabbanîdir.
evet, ekser kardeşlerim ve yanımdaki umum arkadaş-
larım ve müstensihler biliyorlar ki, on dokuzuncu Mek-
tubun beş parçası, birkaç gün zarfında, her gün iki üç sa-
atte ve mecmuu on iki saatte, hiçbir kitaba müracaat
edilmeden yazılması, hatta en mühim bir parça ve o par-
çada lâfz-ı resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm kelime-
sinde zahir bir hatem-i nübüvveti gösteren dördüncü
Cüz üç dört saatte, dağda, yağmur altında ezber yazılmış.
inkıbaz:
tutulma, tutukluk.
intişar:
yayılma, dağılma.
istifade:
faydalanma, yararlan-
ma.
keramet-i kur’âniye:
Kur’ân’ın
kerameti.
lâfz-ı Resul-i ekrem:
Resul-i Ek-
rem kelimesi, sözü.
mecmu:
bütünü hepsi, tümü.
muannit:
inatçı, direnen.
mühim:
önemli.
müracaat etme:
başvurma, da-
nışma.
müstensih:
bir yazının kopyasını
çıkaran, yazarak çoğaltan.
müşevveş:
karışık, karmakarışık.
netice:
sonuç.
risale:
belli bir konuda yazılmış
küçük kitap.
sühulet-i beyan:
anlatmadaki,
açıklamadaki kolaylık.
tabakat-ı nâs:
insan sınıfları, in-
san tabakaları.
taharriyat:
araştırmalar.
taife:
bölük, topluluk.
temessül:
görünme, yansıma.
temsilât-ı kur’âniye:
Kur’ân’ın
verdiği temsiller, misaller, örnek-
ler.
tenkit edilme:
eleştirilme.
teshilât:
kolaylaştırmalar.
tetkikat:
incelemeler.
umum:
bütün.
umumiyet:
genellik, çoğunluk.
velî:
Allah’ın sevgisine, himayesi-
ne kavuşmuş, ermiş kimseler, Al-
lah dostu.
zahir:
görünen, açık, belli.
zarfında:
içinde.
aleyhissalâtü vesselâm:
sa-
lât ve selâm onun üzerine ol-
sun.
âlim:
ilim ile uğraşan, ilim
adamı.
âmî:
cahil, okur yazar olma-
yan.
bilâşüphe:
şüphesiz, tered-
dütsüz.
cilve:
görüntü, yansıma.
ehl-i kalb:
kalb ehli olanlar,
kalbî yönden, manevî nokta-
dan yükselenler; duygusal
yönü fazla olanlar.
ekser:
çoğunluk, pek çok.
eser-i inayet:
Allah’ın yardı-
mının eseri, neticesi.
eser-i inayet-i Rabbaniye:
bütün varlıkların ihtiyaçlarını
gideren, onları yaratılış gaye-
lerine uygun bir şekilde sevk
ve idare eden Allah’ın yar-
dımlarının eseri, neticesi.
fevkalâde:
olağanüstü, nor-
malin üstünde.
feylesof:
felsefe ile uğraşan,
filozof.
harika:
olağanüstü, üstün
vasfa sahip.
hatem-i nübüvvet:
peygam-
berlik mührü.
husul bulma:
ortaya çıkma.
hüner:
marifet, maharet, el
becerisi.
i’caz-ı manevî:
mana yönün-
den mu’cize, manevî bir
mu’cize.
idrak:
anlayış, kavrayış.
ikram-ı Rabbanî:
bütün var-
lıkların ihtiyaçlarını gideren,
onları yaratılış gayelerine uy-
gun bir şekilde sevk ve idare
eden Allah’ın yardımlarının
eseri, neticesi.
in’ikâs:
yansıma, aksetme.
Mektubat | 635 |
Y
irmi
S
ekizinci
m
ekTup
1...,625,626,627,628,629,630,631,632,633,634 636,637,638,639,640,641,642,643,644,645,...1086
Powered by FlippingBook