Mektubat - page 730

ulemaüssûun yanlış fetvalarıyla, benim gibi Şafiüyyü’l-
mezhep adamlara hangi usul ile teklif ediyorsunuz? Bu
meslekte milyonlar etbaı bulunan Şafiî mezhebini kaldı-
rıp bütün Şafiîleri Hanefîleştirdikten sonra, bana zulüm
suretinde cebren teklif edilse, sizin gibi dinsizlerin bir
usulüdür denilebilir. Yoksa keyfî bir alçaklıktır. öylelerin
keyfine tâbi değiliz ve tanımayız!
Dördüncüsü:
İslâmiyetle eskiden beri imtizaç ve itti-
hat eden, ciddî dindar ve dinine samimî hürmetkâr türk-
lük milliyetine bütün bütün zıt bir surette Frenklik mana-
sında türkçülük namıyla, tahriftarâne ve bid’akârâne bir
fetva ile “türkçe kamet et” diye, benim gibi başka mil-
letten olanlara teklif etmek hangi usulledir? evet, hakikî
türklere pek hakikî dostâne ve uhuvvetkârâne münase-
bettar olduğum hâlde, böyle sizin gibi Frenkmeşreplerin
türkçülüğü ile hiçbir cihette münasebetim yoktur. nasıl
bana teklif ediyorsunuz? Hangi kanun ile? eğer milyon-
larla efradı bulunan ve binler seneden beri milliyetini ve
lisanını unutmayan ve türklerin hakikî bir vatandaşı ve
eskiden beri cihad arkadaşı olan kürdlerin milliyetini kal-
dırıp, onların dilini onlara unutturduktan sonra, belki, bi-
zim gibi ayrı unsurdan sayılanlara teklifiniz, bir nevi
usul-i vahşiyâne olur. Yoksa sırf keyfîdir. eşhasın keyfi-
ne tebaiyet edilmez ve etmeyiz!
Beşincisi:
Bir hükûmet, kendi raiyetine ve raiyet ka-
bul ettiği adamlara her bir kanunu tatbik etse de, raiyet
kabul etmediği adamlara kanunu tatbik edemez. Çünkü
bid’akârâne:
dinde olmayanı di-
ne mal etmeye çalışarak.
cebren:
zorla.
ciddî:
gerçek.
cihad:
mücadele, din, uğruna ça-
ba harcama
cihet:
yön, taraf.
dindar:
dininin emirlerini yerine
getiren, mütedeyyin.
dostâne:
dostça.
efrat:
fertler.
eşhas:
şahıslar.
etba:
mesleğine uyanlar.
fetva:
dini meselelere tam vâkıf
kimseler tarafından verilen şer’î
hüküm.
Frenklik:
Avrupalılık, Fransızlık.
Frenkmeşrep:
Avrupalı gibi.
hakikî:
gerçek.
Hanefî:
İmam-ı Azam Ebu Hani-
fe’nin kurduğu dört büyük ehl-i
sünnet mezhebinden biri.
hükûmet:
yönetim.
hürmetkâr:
hürmet eden, saygılı.
imtizaç:
uyuşma.
İslâmiyet:
Müslümanlık.
ittihat:
birleşme.
kanun:
kaide, yasa.
keyfî:
kanun ve nizama uy-
gun olmayarak, keyfe bağlı.
lisan:
dil.
mana:
anlam.
meslek:
gidiş, tutulan yol,
usul.
mezhep:
bir dinin bazı nokta-
larda görüş farkları bulunan
kollarından her biri.
milliyet:
bir milleti diğer mil-
letten ayıran hâllerin ve özel-
liklerin tamamı.
münasebet:
ilgi, alâka.
münasebettar:
alâkalı, ilgili.
nam:
ad.
nevi:
çeşit, tür.
raiyet:
halk, vatandaş.
sırf:
sadece.
suret:
biçim, tarz, şekil.
Şafiü’l-mezhep:
Şafiî mezhe-
binden olan.
tâbi:
boyun eğen, uyan.
tahriftarâne:
bozarak, tahrif
ederek.
tatbik:
yerine getirme, uygu-
lama.
tebaiyet:
tâbi olma, uyma.
teklif:
bir şeyin yapılmasını
önermek, öneride bulunmak;
devletin istediği ve yüklediği
vazife, sunma, mükellef kıl-
ma.
uhuvvetkârâne:
kardeşçesi-
ne.
ulemaüssû:
kötü âlimler, ge-
çici menfaatler veya baskılar
karşısında hakikatlerini gizle-
yen ve gerçekleri çarpıtan
âlimler.
usul:
kaideler, kurallar.
usul-i vahşiyâne:
vahşîlere
yakışır tarzdaki metot, ilkel-
ce.
vatandaş:
yurttaş.
zulüm:
haksızlık, eziyet.
Y
irmi
d
okuzuncu
m
ekTup
| 730 | Mektubat
1...,720,721,722,723,724,725,726,727,728,729 731,732,733,734,735,736,737,738,739,740,...1086
Powered by FlippingBook