Sözler - page 145

ve ef’al-i kerîmâne ve ihsanat-› rahîmânenin sahibini,
hâflâ, sümme hâflâ, sefih bir oyuncu, gaddar bir zalim ol-
du¤unu kabul etmek lâz›m gelir ki; nihayetsiz muhal bir
ink›lâb-› hakaiktir. Hatta her fleyin vücudunu ve kendi
nefsinin vücudunu inkâr eden ahmak Sofestaîler dahi
bunun tasavvuruna kolay kolay yanaflamazlar.
Elhâs›l:
fiu görünen fluunat, dünyadaki vüs’atli içti-
maat-› hayatiye ve sür’atli iftirakat-› mevtiye ve haflmetli
toplanmalar ve çabuk da¤›lmalar ve azametli ihtifalât ve
büyük tecelliyat ile ve onlar›n bu âleme ait bu dünya-i fâ-
nîde k›sa bir zamanda malûmumuz olan semerat-›
cüz’iyeleri, ehemmiyetsiz ve muvakkat gayeleri mabey-
ninde hiç münasebet olmad›¤›ndan, âdeta küçük bir ta-
fla bir büyük da¤ kadar hikmetler, gayeler takmak, bir
büyük da¤a, bir küçük tafl gibi muvakkat bir gaye-i
cüz’iye vermeye benzer ki, hiçbir ak›l ve hikmete uygun
gelemez.
Demek, flu mevcudat ve fluunat ile ve dünyaya ait ga-
yeleri ortas›nda bu derece nispetsizlik, kat’iyen flahadet
eder ki, bu mevcudat›n yüzleri âlem-i manaya müte-
veccihtir. Münasip meyveleri orada veriyor ve gözleri es-
ma-i kudsiyeye dikkat ediyor. Gayeleri o âleme bak›yor.
Ve özleri dünya topra¤› alt›nda, sümbülleri âlem-i misal-
de inkiflaf ediyor. ‹nsan, istidad› nispetinde burada ekiyor
ve ekiliyor, ahirette mahsul al›yor.
Evet, flu eflyan›n esma-i ‹lâhiyeye ve âlem-i ahirete
müteveccih yüzlerine baksan göreceksin ki; mu’cize-i
kudret olan her bir çekirde¤in bir a¤aç kadar gayesi var,
SÖZLER | 145
O
NUNCU
S
ÖZ
haflmet:
ihtiflam, görkemli görü-
nüfl.
hikmet:
gizli sebep, ‹lâhî gaye,
üstün bilgi, ‹lâhî iradenin gayesi.
içtimaat-› hayatiye:
hayat›n ge-
rektirdi¤i topluluklar.
iftirakat-› mevtiye:
ölüm ayr›l›k-
lar›.
ihsanat-› rahîmâne:
Cenab-›
Hakk›n mahlûkat›na karfl› flefkat
ve merhametli bir flekilde verdi¤i
hediyeler.
ihtifalât:
törenler.
inkâr:
red, do¤rulamama.
ink›lâb-› hakaik:
hakikatlerin de-
¤iflimi, dönüflümü.
inkiflaf:
meydana ç›kma.
istidat:
kabiliyet, yetenek.
kat’iyen:
kesin olarak.
mabeyin:
aras›nda.
mahsul:
mükâfat, karfl›l›k.
malûm:
bilinen.
mevcudat:
var olan her fley; ya-
rat›lm›fl fleylerin tamam›.
mu’cize-i kudret:
Cenab-› Hakk›n
kudretinin mu’cizesi.
muhal:
olmas› mümkün olma-
yan.
muvakkat:
geçici.
münasebet:
alâka, ilgi.
münasip:
uygun.
müteveccih:
yönelen.
nispet:
ölçü, oran.
nispetsiz:
ölçüsüz, orans›z.
sefih:
adî, beyinsiz.
semerat-› cüz’iye:
pek az netice-
ler.
Sofestaî:
her fleyin göreceli oldu-
¤unu öne süren felsefe ak›m›na
mensup.
sümbül:
filiz, salk›m, çiçek.
sümme:
tekrar ve tekrar.
sür’at:
çabukluk.
flahadet:
flahitlik.
fluunat:
hâdiseler.
tasavvur:
tasarlama, düflünme.
tecelliyat:
belirmeler, görülme-
ler.
vüs’at:
genifllik.
zalim:
zulmeden.
âdeta:
sanki.
ahmak:
ak›ls›z.
âlem:
dünya, cihan.
âlem-i ahiret:
ahiret âlemi.
âlem-i mana:
gözle gördü¤ü-
müz âlemin d›fl›ndaki âlem.
âlem-i misal:
görüntüler âle-
mi.
azamet:
büyük.
dünya-i fânî:
geçici dünya.
ef’al-i kerîmâne:
cömertçe
yap›lan ifller.
ehemmiyetsiz:
pek önemli
olmayan.
elhâs›l:
netice itibar›yla.
esma-i ‹lâhiye:
Allah’›n isim-
leri.
esma-i kudsiye:
kutsal isim-
ler.
gaddar:
zulüm eden.
gaye:
maksat, netice, sonuç.
gaye-i cüz’iye:
küçük, az›c›k
gaye.
hâflâ:
asla, Allah korusun.
1...,135,136,137,138,139,140,141,142,143,144 146,147,148,149,150,151,152,153,154,155,...1482
Powered by FlippingBook