Sözler - page 366

neflvünemas›z kalan birçok istidat çekirdekleri, zahiri çir-
kin görünen hâdiseler yüzünden sümbüllenip güzelleflir.
Güya umum ink›lâplar ve küllî tahavvüller birer manevî
ya¤murdur.
Fakat insan, hem zahirperest, hem hodgâm oldu¤un-
dan, zahire bak›p çirkinlikle hükmeder. Hodgâml›k cihe-
tiyle, yaln›z kendine bakan netice ile muhakeme ederek
fler oldu¤una hükmeder. Hâlbuki, eflyan›n insana ait ga-
yesi bir ise, Sâniinin esmas›na ait binlerdir. Meselâ, kud-
ret-i fât›ran›n büyük mu’cizelerinden olan dikenli otlar›
ve a¤açlar› muz›r, manas›z telâkki eder. Hâlbuki onlar,
otlar›n ve a¤açlar›n mücehhez kahramanlar›d›rlar. Mese-
lâ, atmaca kuflu serçelere tasliti, zahiren rahmete uygun
gelmez. Hâlbuki serçe kuflunun istidad›, o taslit ile inki-
flaf eder. Meselâ, “kar”› pek bâridâne ve tats›z telâkki
ederler. Hâlbuki, o bârid, tats›z perdesi alt›nda o kadar
hararetli gayeler ve öyle fleker gibi tatl› neticeler vard›r
ki, tarif edilmez.
Hem insan, hodgâml›k ve zahirperestli¤iyle beraber,
her fleyi kendine bakan yüzüyle muhakeme etti¤inden,
pek çok mahz-› edebî olan fleyleri, hilâf-› edep zanneder.
Meselâ, alet-i tenasül-ü insan, insan nazar›nda bahsi ha-
caletaverdir. Fakat flu perde-i hacalet, insana bakan yüz-
dedir. Yoksa, hilkate, sanata ve gayat-› f›trata bakan yüz-
ler öyle perdelerdir ki, hikmet nazar›yla bak›lsa ayn-›
edeptir, hacalet ona hiç temas etmez.
alet-i tenasül:
üreme organ›.
ayn-› edep:
terbiyenin tâ kendisi.
bahis:
anlatma, söz etme.
bârid:
so¤uk.
bâridâne:
so¤ukça.
cihet:
yön, taraf.
gayat-› f›trat:
yarat›l›fl gayeleri.
gaye:
amaç, maksat.
güya:
sanki, âdeta.
hacalet:
ar, utanma, s›k›lma.
hacaletaver:
utanç verici.
hâdise:
olmufl, olay.
hararet:
›s›, s›cakl›k.
hikmet:
yarat›l›fltaki ‹lâhî gaye.
hilâf-› edep:
edebe, terbiyeye z›t.
hilkat:
yarat›l›fl.
hodgâm:
yaln›z kendini düflünen.
hodgâml›k:
kendini düflünmek,
bencillik.
hükmetmek:
de¤erlendirmek,
karar vermek.
ink›lâp:
de¤iflme, baflkalaflma.
inkiflaf:
belirme, ortaya ç›kma.
istidat:
yetenek, kabiliyet.
kudret-i fât›ra:
yarat›c› güç.
küllî tahavvül:
genel de¤ifliklik-
ler, baflkalaflmalar.
mahz-› edebî:
edebin, kendisi,
tamamen ahlâkî.
mana:
anlam.
manevî:
maddî olmayan, sonucu
ve anlam›yla Allah’›n r›zas›na ba-
kan.
mu’cize:
insan› âciz b›rakan, ola-
¤anüstü hâller.
muhakeme:
de¤erlendirme,
karar verme.
muz›r:
zararl›.
mücehhez:
donat›lm›fl.
nazar:
bak›fl, görüfl, bak›fl aç›-
s›.
neflvünema:
geliflme, aç›lma.
perde-i hacalet:
ar perdesi,
utanma perdesi.
rahmet:
ac›ma, flefkat etme,
ba¤›fl› olan ‹lâhî koruyuculuk.
Sâniin esmas›:
yapan, yarat›-
c› olan Allah’›n isimleri.
sümbül:
filiz verme, çiçek.
fler:
fena, kötü.
taslit:
musallat etme, musal-
lat olma, sald›rma.
telâkki:
kabul etme, alg›la-
ma.
umum:
bütün, genel.
zahiren:
difl görünüflü ile.
zahiri:
d›fl görünüfl, aflikâr.
zahirperest:
d›fl görünüfle ba-
k›p aldanan.
366 | SÖZLER
O
N
S
EK‹Z‹NC‹
S
ÖZ
1...,356,357,358,359,360,361,362,363,364,365 367,368,369,370,371,372,373,374,375,376,...1482
Powered by FlippingBook