Detaylı bilgi için TIKLAYIN
      "Gerçekten" haber verir 28 Ocak 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Kazım GÜLEÇYÜZ

Çelişen genelgeler



Geçen yıllarda savcılıklara gönderdiği genelgeleri yılbaşında “AB’ye uyum” gerekçesiyle iptal eden Adalet Bakanlığının, “TCK 216 ve 301’le devrim kanunlarına aykırı hareket ve Atatürk’e hakaret suçlarına derhal el koyup ivedilikle soruşturma ve kamu dâvâsı açın” talimatı içeren genelgesini bu iptallerin dışında tutup aynen yenilemesi eleştirilmişti.

Akabinde Bakanlık bir genelge daha göndererek, savcılardan düşünce ve ifade özgürlüğüyle ilgili konuları, AİHM kriterlerini dikkate alan bir titizlikle incelemelerini talep etti.

Son genelgeye göre, savcıların soruşturma konusu düşünce açıklamalarının eleştiri sınırları içinde kalıp kalmadığını titizlikle değerlendirmeleri isteniyor ve bekleniyor.

Bu çerçevede Bakanlık, AİHM içtihadlarında altı çizilen kriterlere vurgu yaparak, “kırıcı, şok edici ve rahatsız edici de olsa” düşünceye dâvâ açılmaması talebinde bulunurken şöyle diyor:

“Esas olan yasaklar değil, özgürlüklerdir. Düşünce özgürlüğü toplumun ilerlemesinin temel şartı; çok seslilik, toleransın gereğidir.”

Şimdi savcılar, çok kısa bir fasılayla ard arda gönderilen ve birbiriyle taban tabana çelişen bu iki ayrı genelgeyi aynı anda nasıl uygulayacaklarını kara kara düşünüyor olmalılar.

Bir tarafta, “216 ve 301 suçlarını; tekke ve zaviyeler, şapka iktisaı ve bazı kisvelerin giyilemeyeceğine dair devrim kanunlarına aykırı davranışları ve de Atatürk’e hakaret suçlarını zinhar ıskalayıp geçiştirmeyin, derhal soruşturup kamu dâvâsı açın” talimatı verilirken...

Ardından “Düşünce beyanlarının eleştiri sınırları içinde kalıp kalmadığını iyi değerlendirin; şok edici de olsa eleştiri mahiyetindeki düşünce beyanlarına dâvâ açmayın” deniyor.

İyi de, sorun zaten hakaretle eleştiriyi ayırmada yaşanan zorluktan kaynaklanmıyor mu?

İşin bir başka ciheti de bu: Bizdeki savcı ve hakimlerin genel eğiliminde devletçi refleksler ağırlıklı olduğundan, söz konusu kanunlar ve ceza kanunu maddeleriyle ilgili olarak harekete geçmek için ayrıca bir tavsiye ve yönlendirmeye ihtiyaç duydukları pek söylenemez.

Aksine, bu noktada frenlenmeleri lâzım.

Peki, Adalet Bakanlığı ne yapıyor?

Evvelâ, tam da o refleksleri güçlendirecek bir genelge yayınlıyor, ardından onunla çelişen yeni bir yazıyla iyice kafaları karıştırıyor.

Acaba ikinci genelge, ilkini telâfi için mi çıkarıldı? Eğer niyet bu ise, umarız, neticesi de ona göre alınır. Ancak öyle bile olsa, ilk genelge hiçbir şekilde haklı ve mazur görülemez.

AB reformlarıyla uyum adına çıkarılması ayrı bir skandal oluşturan bu talimat, eşi zor bulunacak ve telâfisi de hayli müşkil bir talihsizlik örneği olarak kayıtlardaki yerini aldı.

Kaldı ki, hak ve özgürlükler, özellikle de düşünce ve ifade özgürlüğü gibi son derece kritik ve duyarlı bir konunun, ilgili kanunlarda hiçbir tereddüt ve suiistimale meydan vermeyecek net düzenlemelerle tanzimi gerekirken, bunu yapmayıp, işi çelişkili genelgelere bırakma tavrının isabeti de ayrıca tartışılmalı.

Özellikle 301 ve 216. maddelerde bilhassa 28 Şubat sonrasında yaşanan tecrübeler, “Bu maddeler tamamen kalkmadıkça sorun çözülmez” gerçeğini defalarca önümüze koyduğu halde, göstermelik rötuşlarla işi geçiştiren tavrın hâlâ sürmesini anlamak mümkün değil.

Bakanlık son yazısında savcılara “Eleştirilerle uğraşmayın, onları özgür bırakın” diyor.

Bu tavır, 301’in yeni TCK ile değişen son şekline, “Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” cümlesiyle kanunun metnine de yansıtıldı; ama bir işe yaramadığı, yeni TCK’nın yürürlüğe girmesinden bu yana geçen yaklaşık sekiz ay zarfında açılan 301 dâvâlarının göz açıp kapayıncaya kadar 60’a ulaşmış olmasıyla açıkça görüldü.

Bunların hepsinde, savcılar maddede sıralanan devlet kurumlarını ve Türklüğü aşağılama suçunun işlendiği kanaatine varmış olmalılar ki, tüm bu dâvâları açmaya karar vermişler.

Ancak büyük gürültü koparan Pamuk dâvâsında gelinen nokta belli: Top, yargıyla bakanlık arasında birkaç sefer gidip geldikten sonra dâvâ düştü ve iddianame de boşa çıktı.

Şimdi sıra diğer 301 dâvâlarında.

Ve ardından, pusudaki 216 dosyalarında.

28.01.2006

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (27.01.2006) - Yeni tuzağa dikkat

  (26.01.2006) - Düşündüren benzerlik

  (25.01.2006) - Tökezleme işaretleri

  (24.01.2006) - Rektörler ve AKP

  (22.01.2006) - Enfüsî yansımalar

  (21.01.2006) - Anket sürprizi

  (20.01.2006) - Ankara-Madrid farkı

  (19.01.2006) - Ağca muamması

  (18.01.2006) - Hac ve İKÖ

  (17.01.2006) - Kuş gribi soruları

 
Reklam filmini indirmek için tıklayın

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hülya KARTAL

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahaddin YAŞAR

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Süleyman KÖSMENE

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004