Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 10 Nisan 2007
Mehmet Fırıncı ve Mehmet Kutlular ; Mehmet Emin Birinci'yi anlattı...indirmek ve dinlemek için tıklayınız

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Eğitim

Benim cinayetim seninkini döver!

Türkiye tarihinin, son 175 yılı içerisine alacak şekilde incelendiğinde, siyasî ya da dolaylı siyasî cinayetler tarihi olduğu görülecektir. Bu cinayetlerin çoğunun, yalnızca siyaset yapanlara değil, siyaseti şekillendiren ya da yön veren düşünce adamlarına yönelik olduğu da görülecektir. Teşebbüs edilip öldürülemeyenler, kendisine yazılı ya da görsel medya aracılığıyla baskı yapılanlar, mobbing uygulananlar, üniversitelerden dışlananlar, kendi cemaatlerinde ya da topluluklarında tu kaka yapılanları da eklerseniz karşımıza korkunç bir kıyım tablosu çıkacaktır.

Cinayetleri kim işler, nasıl işler, niçin işler, nerede işler? Hem sonra cinayete kurban edilen kişi kimdir? Bunlar hiç mi hiç önemli değil. Önemli olan, taşıdığı düşünce ne olursa olsun, kendisine karşı maddî ya da manevî öldürme girişiminde bulunulan aydın kişinin düşüncelerine tahammülsüzlükten başka bir şey değildir yapılanlar…

Aslına bakarsanız, insanoğlunun tarihinde de bunlar yaşanmış. Eski çağların hakim otoritesine karşı, yanlışlıklardan vazgeçilip hak yolu bulmaları için ikaz görevi yapan peygamberlerin hemen hepsi zulme, su-i kasta ya da sürgüne mecbur edilmişlerdir. Hz Musa (a.s.) Firavun’a karşı direnmiş, Mısır’ı terk etmiş, Hz. İsa peygamber ( a.s.) çarmıha gerilme cezasına çarptırılmış, Hz. Muhammed (s.a.v.) Medine’ye hicrete mecbur edildiği gibi, kaç defa onun canına kastedilmiş. Peygamberler gibi, onların dâvâlarını sürdürenler ya da dâvâsı ne olursa olsun inandıklarını insanlara yazılı ya da sözlü aktaranların hayatları her zaman tehdit altında olmuştur. Çünkü bir fikre cevap veremeyen insanların en kolayca başvurdukları yöntem öldürmektir.

Cinayetler tarihine baktığımızda, bu cinayetleri amaçlarına göre şu başlıklar altında sınıflandırabiliriz:

1) İktidarı güçlendirme amaçlı cinayetler: Bu tür cinayetler, eleştiriden çekinen, kendi suçlarını örtbas etmek isteyen yönetimlerin muhaliflerini susturmak amacıyla yaptıkları girişimlerdir.

2) İktidarı yıpratmak amacıyla işlenen cinayetler: Ekonomik ya da sosyal düzeni bozarak yönetimleri zor durumda bırakmayı hedefleyen iktidar muhalifi insanların işledikleri cinayetlerdir. Bunların amacı da huzur ve sükûn ortamını bozmak, toplumu kaos ya da bilinmezlik kaygısına düşürmek amacıyla işlenen cinayetlerdir. Bir çeşit güven bunalımı oluşturmak.

3) Demokratik gelişimi engellemek için yapılan cinayetler: Bunlar da farklı dinî ya da etnik grupları birbirine düşürerek, ya da silâhlandırarak birlikte yaşama kültürüne darbe indirmeyi planlayan yaklaşımlardır.

4) Bazı cinayetler ise “Kuşa bak1” politikasıyla işleniyor. Yani yapılacak bir kanun için ya da kanunu kaldırma sürecinde olası tepkileri kırmak için kamuoyunun nazarını başka yöne çevirmeyi amaçlıyor bazı cinayetler.

İngiliz gazetesi The Guardian, Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in ölümünün ardından 20 gazeteci, akademisyen ve yazara polis koruması verildiğini belirterek, “Türk entelektüeller neden silâhlı korumalara ihtiyaç duyuyor?” diye sormuş. Cumhuriyetten önce de, sonra da harcanmış o kadar aydın var ki bu ülkede, Türkiye’nin neden 80 yıldan bu yana entelektüel sermayesinin olmadığını bize anlatıyor. Bireysel anlamda yapılan cinayetler, yıldırmalar, baskılar, sindirme eylemleri yetmiyormuş gibi, ihtilaller, darbeler, muhtıralar, askerî vesayet zamanları da cabası… Siz, siz olun; öldürülen kim olursa olsun, cinayetin karşısında olun! Sakın kalbinizden “iyi oldu!” geçmesin! Çünkü katil katildir; mazlum da mazlum!

B. Sait ÇİFTÇİ

10.04.2007


Kömür

Küçük kız sabah kalkınca gördüğü rüyasını annesine anlatmış. Rüyasında beyaz saçlı, nur yüzlü bir ihtiyarın evlerine kömür getirdiğini görmüştü. Annesi de “Hayırdır inşallah” diyerek kızını dinlemiş ve kızı okula gidince oturup ağlamıştı. O yıl kış mevsimi çok şiddetli geçiyordu. Okulun bahçesinde öğrenciler karda doyasıya kayıyor, kartopu oynuyorlardı. Öğretmen ders sırasında öksüren öğrenciye içeride kalmasını söyledi. Öğrenciye sordu:

“Neden öksürüyorsun?”

“Öğretmenim ben çok üşüyorum. Evimizde sobada yakacak bir şeyimiz yok.” Öğretmen öğrencisine yaklaşarak ellerine baktı. Uzaktan fark edilmiyordu, ama kızın ellerinde şişlikler vardı. Öğretmen aklından çeşitli ihtimaller geçirdi. Kıza yeniden sordu.

“Sobada ne yakıyorsunuz?”

“Çalı çırpı yakıyoruz.”

“Baban ne iş yapıyor?”

“Öğretmenim babamın işi yok.”

Öğretmen daha fazla soru sormadı. Gözünde bu öğrencinin yaşadığı evi canlandırdı. Soğukta üşümek, uyuyamamak gerçekten çok kötü bir durumdu. “Ne yapmalıyım?” diye kendisine sorular soruyor, bir türlü soruna çare bulamıyordu.

Durumu okuldaki diğer öğretmenlere açmaya karar verdi. Öğretmenler odasına indi. Selâm verdi, bir bardak çay alarak köşeye oturdu. Durumu üstü kapalı olarak öğretmen arkadaşlarına açtı. Herkes bir şeyler yapılması gerektiği konusunda hem fikirdi, ama kimse sorunun çözümü konusunda bir şeyler yapmaya taraftar değildi. Öğretmenin canı sıkıldı ve üzgün bir şekilde yerinden kalktı. Bu sırada zil çalmış, öğrenciler içeri giriyordu. Pencereden, içeriye giren öğrencilere baktı, içinde sanki bir acı vardı. Kendisi de okula giderken hep lastik ayakkabı giymiş, komşunun oğlunun giydiği monta hep imrenerek bakmıştı. Çocukken evlerinde elektrik yoktu. Daha sonra köye elektrik gelmiş, ama pahalı olduğu için televizyon alamamışlardı. Lisede okurken, hafta sonları yevmiyeye giderdi. Tarlada ve bahçelerde çalışırdı. Liseden mezun olduğu yılları, üniversiteyi okurken çektiği zorlukları düşündü. Parasızlık yüzünden, ancak altı ayda bir memleketine gidebilirdi. Yılların ne çabuk geçtiğini hafızasında canlandırdı. Ağır adımlarla sınıfa doğru yürüdü. Sınıfa girince öğrenciler ayağa kalktılar. Oturun anlamında el işareti yaptı. Öğrenciler oturdular. Kimisi kitabın sayfalarını çeviriyor, kimisi kalemini açıyor, derse hazırlık yapıyorlardı. Öğretmen yerine oturmuş bir noktaya bakıyor, hiç hareket etmiyordu. Öğrenciler öğretmenlerindeki bu değişikliği hemen fark ettiler. Öğretmen yavaş bir biçimde ayağa kalktı, sınıfta yürümeye başladı. Soğuktan elleri şişen ve öksüren kıza doğru baktı. İçinden “Aman Allah’ım bu küçük yaşta nasıl bu acılara dayanıyor?” diye düşündü. Dersi anlatıyor, ama bu hasta öğrencinin sorununu nasıl çözebileceğini aklından çıkarmıyordu. Vakit hızla geçmiş, teneffüs zili çalmıştı. Hasta öğrenciye doğru yaklaştı.

“Kızım öğleden sonra okula babanla gel!”

“Tamam öğretmenim!”

O gün hava çok soğuktu. Sanki soğuk, insanın içine işliyordu. Küçük kız evden babası ile çıkmış, soğuk rüzgara inat okula doğru yürüyorlardı. Küçük kız yolda yürürken yerlerdeki karlara ve buzlara bakıyor, havanın neden bu kadar soğuk olduğunu merak ediyordu. Hasan Öğretmen misafirlerini okulun giriş kapısında merakla bekliyordu. Okulun merdivenlerinden çıktılar, kızın babası Hasan Öğretmen’e selâm verdi.

“Selamünaleyküm Hasan Bey.”

“Aleykümselam Mehmet Bey.”

Öğretmen Mehmet Beyi kendi sınıfına aldı. Dışarıdaki bir öğrenciye de sınıfa kimsenin girmemesini söyleyerek, kapıda durması talimatını verdi. Kapıyı kapatarak masaya doğru yürüdü. Yerine oturmadı. Mehmet Beye istediği bir yere oturabileceğini söyledi. Kiraz’ın durumunu anlattı. Küçük kızın çok üşüdüğünü, çok kötü hastalanabileceğini söyledi.

Mehmet Bey sıkılıyor ve içinden neden beni okula çağırmış olabilir diye düşünüyordu.

Hasan Öğretmen cebinden bir ton kömür parası çıkardı ve küçük kızın babasına uzattı. Adam şaşırmıştı. Utanarak parayı alıp cebine koydu. Öğretmen bu konunun aralarında kalmasını söyleyerek Mehmet Beyi yolcu etti. Derin düşüncelerle sınıfına girdi. Öğrencilerine iyi bir insan olmanın inceliklerini anlatmaya başladı…

(NOT: Bu yaşanmış hikâye 1983 yılında Adana Kozan Bucak Ortaokulu’ndan öğrencim olan ve şimdi Konya Çumra’da öğretmen olan Bekir Erdoğan’ a aittir.)

Erdoğan AKDEMİR

10.04.2007


İnternet, ev ödevleri için can simidi mi?

İletişimin ve teknolojinin yoğun olduğu bir dünyada hayatımızı sürdürüyoruz. Bilginin en kısa sürede insanlara ulaştırılmasının yöntemlerinden biri de internettir. Bu teknolojik gelişmeye hiç birimiz uzak kalamıyoruz. Çocukların araştırma çalışmalarında ve gelişimlerinde internetin olumlu katkısı büyüktür. Ancak internetteki kötü enformasyon, çocuklarda geri dönüşü olmayan sorunlara sebep olabilmektedir. Çocukları şiddet ve kötü içerikten uzak tutmak için tüm kesimlerin bilinçlenmesi ve eğitilmesi gerekmektedir.

İçişleri Bakanlığı Araştırma Ve Etütler Merkezince (AREM), ‘İnternet ve Bilinçli Kullanımı’ kitabı hazırlanarak ilgili kuruluşlara göndermiştir. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu kitabın ön yazısında, internet ve bilgisayar teknolojilerinin kullanımının başta gençler ve çocuklara olmak üzere toplumun bütün kesimlerinde genişlediğini, öte yandan pek çok uzmanın internetin bilinçsiz kullanımının özellikle çocuk ve gençler üzerinde zararlı etkileri olduğunu ve bazı fiziksel, sosyal ve psikolojik sorunlara yol açtığını belirttiğini anımsatmaktadır.

İnternet kullanım bilinci kazandırmak amacıyla çok farklı uygulama ve projeler gerçekleştirilmektedir. Örneğin Ankara Yenimahalle Belediyesi, ilçede ticarî faaliyette bulunan internet kafe sahibi çalışanları, belediyenin konuyla ilgili personel, ilçedeki emniyet ve jandarma kuvvetleri, okullardaki rehber öğretmenleri bilinçlendirmek amacıyla eğitim seminerleri düzenlemektedir.

Çocukları, bilgisayar ve internetten uzak tutmaya çalışmak çözüm değildir. İnternette çocuklara zarar verebilecek durumları belirlemek ve bunlara karşı önlem almakta fayda vardır: Çocuklar, yanlışlıkla pornografi içerikli sitelere girerek, gelişimlerini olumsuz etkileyecek görüntülerle karşılaşabilirler. Kumar ve benzeri oyunları oynayıp alışkanlık haline getirebilirler. Şiddet içerikli oyunlara merak salarak, çevrelerine duyarsızlaşabilirler. Zamanla çevreleriyle olan ilişkilerini en aza indirerek, bilgisayar başından kalkmaz hale gelebilirler. Tanımadıkları insanların sözlerine kanarak yanlış yönde eğitilebilir, uyuşturucu temin edebilir ve kandırılabilirler. İnternet konusunda bilinçli ebeveyn olarak çocukları bu tehlikelerden uzak tutmak mümkündür.

Çocuklar saatlerce bilgisayar başında oturulmamalıdır. Koruyucu filtreler ve programlar kullanılmalı ve bilgisayar evde yetişkinlerin görebileceği bir yere konmalıdır. Bilgisayar çocuğun odasına konduğunda sık sık denetlenmesi zorlaşır. Ebeveynler de internet, bilgisayar programları ve sistemlerini öğrenmeli ve çocuğa yardımcı olacak donanıma sahip olmalıdırlar. Çocukla ‘İnternet Kullanım Sözleşmesi’ yapılmasında fayda vardır.

Bilgi Edindirme Yasası’ndan yararlanarak bazı öğrenciler, ödevini Millî Eğitim Bakanlığı çalışanlarına yaptırırken, internetten kopyala-yapıştır yapanlar çoğalmıştır. Haber7.com’da sözü edilen habere göre Bakanlığı mail yağmuruna tutan öğrencilerin soruları ise, hayli ilginç oldu. Kimisi kolayca ezberlenecek bir şiir isterken, kimisi de yazarların kitap özetlerinin çıkarılması talebinde bulundu. Birim çalışanları günde 300 soru geldiğini belirterek, “Çoğunluk ödev konularını istiyor” dedi. Öte yandan, internetten arama motorları aracılığıyla her türlü bilgiye ulaşan öğrenciler, aynı zamanda kolaycılığı da öğrendiler. Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, kopyacılığın yaygın olduğu bir ülkede öğrencilerin de bundan etkilendiğini, ödevlerin bu şekilde yapıldığını söyledi. Anadolu Eğitim-Sen Genel Başkanı Cansel Güven, öğrencilerin ödevlerini bilgisayar çıktısı yerine el yazısıyla hazırlamalarının sağlanması halinde bu sorunun aşılabileceğini söyledi.

Öğrenci ödevi bilgisayar çıktısıyla aldıysa, ödevi dikkatle okuyup öğrenmesi sağlanmalıdır. Gerekirse alınan çıktıdan öğrencinin başka bir kâğıda tekrar yazması teşvik edilmelidir. Böylelikle çocuk, bulduğu kaynakları hiç okumadan öğretmene vermek yerine, konuyu tekrar ederek öğrenir. Konuların yazılmasına gerek yoksa öğrenci konuları çalıştıktan sonra öğrenip öğrenmediğini sınamak için çalıştığı notlardan ona farklı sorular sormak yeterli olacaktır. Çocukla iletişimi koparmamak ve sıkıntılarını, mutluluklarını paylaşabileceği bir ailesinin olduğunu dile getirmek, aranızdaki bağları kuvvetlendirecektir.

Mustafa OĞUZ

10.04.2007


Eğitim dünyasından haftaya bakış

• OKS’yi kaldıran ve yerine 6-7-8. sınıfların sonunda Seviye Belirleme Sınavı (SBS) sistemini getiren Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), Anadolu ve Fen liselerinin yanı sıra genel liselere ve meslek liselerine de sınavla öğrenci yerleştirecek. MEB’in gelecek eğitim - öğretim yılından itibaren uygulayacağı ve ilk yerleştirmelerini 2008-2009 öğretim yılı sonunda yapacağı yeni sisteme göre, genel liselerle meslek liselerine gitmek isteyen öğrenciler için puan sıralaması yapılacak. Yeni sisteme göre, SBS’nin yanı sıra öğrencinin ders başarısını gösteren Yılsonu Başarı Puanı (YBP) ile ilgi alanı ve becerilerini belirleyen Yöneltme ve Davranış Puanı (YDP) 6, 7 ve 8. sınıf sonlarında hesaplanacak. Her öğretim yılı sonunda tüm öğrencilerin SBS, YBP ve YDP sonuçlarından oluşan Ortaöğretim Yerleştirme Puanı (OYP) bulunacak. 3 yıllık OYP’ler toplanarak, Genel Ortaöğretime Yerleştirme Puanı (G-OYP) belirlenecek.

• 2007-2008 eğitim öğretim yılından itibaren isteyen öğrenci istediği genel liseye gidemeyecek. Öğrenciler sadece mahallesindeki genel liseye kayıt yaptırabilecek, ‘iyi okul’ diyerek merkezdeki okulları tercih edemeyecek. Millî Eğitim Bakanlığı, ‘en iyi okul, en yakındaki okuldur’ anlayışıyla ilköğretim son sınıf öğrencilerini yakından ilgilendiren önemli bir karar aldı.

• Millî Eğitim Bakanlığı, İntel ve Türk Telekom işbirliğiyle gerçekleştirecek “E21” projesi kapsamında kadrosundaki tüm öğretmenlerin bilişim teknolojisi konusunda eğitecek. Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, internetin bir nimet olduğunu, ancak kullanım şekline göre “nikmete, felâkete” dönüştürülebileceğine dikkat çekti. Türk Telekom Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Paul Doany de ekonominin gelişme eğitimle yakından ilgili olduğunu ifade ederken Türk Telekom’un geçen yıllarda yaptığı 100 milyon YTL’lik desteğin benzerinin bu yıl içinde tekrarlanacağını ifade etti. Böylelikle Türk Telekom’un 200 milyon YTL’lik maddî destek vermiş olacağına işaret eden olan Doany, “E21” projesiyle hem öğretmenlere hem de öğrencilere ulaşılacağını kaydetti(haber10.com)

10.04.2007


Çocuğunuz için harcayacağınız en iyi şey, zamandır

Anneler, çocuklarının akıllarından tutacakları yerde ellerinden tutarlar (Drupanlaup). Anne-babalar, eğer siz çocuklarınızın problemlerini dinlemezseniz, onlar da sizin bulduğunuz çözümleri dinlemeyecektir (Z. Ziglar). Çocuklarımızın karınlarını ve zihinlerini doyurduğumuz kadar ruhlarını da beslemeliyiz (M. Marshall). Hiçbir okul, yalnız kötü bir aile ocağının değil, disiplin ve bilgi standartları düşük olan bir evin kötü etkilerini düzeltemez. Eğer analar ve babalar çocuklarına, fotoromanlardan, televizyonlardan ve macera kitaplarından başka bir eğitim vermezler, eğer onlar evi yalnız içinde uyunacak, yemek yiyip içilecek bir yer yaparlar ve hayatın merkezi yapmazlarsa, okullardan şikâyet etmeye hiç hakları yoktur (Grayson Kirk). Çocuğa küçük şeylerden zevk almasını öğreten, ona büyük bir servet bırakmış olur (Gilson). Çocuğa gerçek servet bırakmak isteyen ana-baba, ona iyi dinlemeyi öğretir (P. Syrus).

10.04.2007


İyi eğitimli demek, sadece üniversite mezunu olmak değildir!

Gençler bir üniversite diplomasına sahip olmanın eğitimli olmak için yeterli olduğunu düşünmemelidir. Gerek işverenler, gerekse uluslararası kurumlar, diplomanın yanında başka kriterlere de dikkat ediyorlar. Öncelikle okulunda ortalamanın üzerinde başarının yanında kendi kendine iş yapabilme yeteneğine bakılıyor. Karşındakiyle iletişim kurabiliyor mu, ekip çalışmasına yatkın mı, durumlar arasında çabucak bağlantı kurabiliyor mu v.b. sorulara olumlu cevap almaya çalışılıyor. Bunun yanında zamanı kullanabilme, yetenekleri sergileyebilme, uyum sağlayabilme özellikleri de farklı şekillerde test ediliyor. Vizyon sahibi ve liderlik yeteneğine sahip bireyler iş hayatında da daha rahat yükselmektedir. Tüm bu etkenleri göz önüne alarak sadece diplomaya odaklanmamak ve gelişime hep açık olmak gerekiyor.

10.04.2007


Grup etkinliklerinde zamanlama

Öğrencileri gruplara ayırarak yapılacak etkinliklerde gündeme uygun bir planlama yapmakta fayda vardır. Söz gelimi, fen bilimleri çalışmasını bilim haftasında tiyatro gösterisini tiyatro gününde, kütüphane etkinliğini kütüphane haftasında gerçekleştirmek anlamlı olacaktır. Çocukların haber bültenlerini izlemesi, gazeteleri takip etmesi, derste daha etkin olmalarına katkı sağlayacaktır. Eğitimciler, güncel olayları izleyerek, faydalı bilgileri çocuklarla da paylaşabilirler.

10.04.2007


Sayı saymak

Okulun ilk günüydü, öğretmen birinci sınıf öğrencileriyle ilk dersini yapıyordu: ‘İçinizden kim sayı saymasını biliyor?’ diye sordu. Babası kahvehane işleten öğrencilerden biri kalkıp saymaya başladı: ‘Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on, vale, dam, as!’

10.04.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004