Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 10 Nisan 2007
Mehmet Fırıncı ve Mehmet Kutlular ; Mehmet Emin Birinci'yi anlattı...indirmek ve dinlemek için tıklayınız

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Röportaj

İsmail BERK

Trabzon Valisi Nuri Okutan: Görevlerimde Allah rızasını gözettim

Bazı iller var ki, bir başka şehre kıyasla yaşanan bir olay, daha fazla abartılıyor, bir anlamda magazinleştiriliyor. Bazı illeri, ne hikmetse medya dikkat çekici bir alan gibi görüyor. Bir başka ifadeyle böyle algılanmasına yol açıyor. Algılar üzerinden bir mesaj oluşturulmaya çalışılıyor. Bu illerden biri de Trabzon.

Ancak bu ildeki gözlemlerimiz bunun doğru olmadığını gösteriyor. Zira, daha sağlıklı ve köklü, bilimsel analizlere ihtiyaç var. Olayları, siyasî kategorilere göre yorumladığımızda, tartışmanın kısır zemini öne çıkıyor. Bize göre doğrusu bu değil.

Bu çerçeveden hareketle, Trabzon Valisi sayın Nuri Okutan’la keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Bunu sizinle paylaşmak istedik.

Vali Okutan, sembol valilerden biri. Daha önceleri Siirt ve Sakarya valiliğinde bulundu. Zamanın nezaketi içinde daha serbest bir sohbet oldu.

Konuşmaların bir kısmını özetle sizinle paylaşmak istedik.

Geleceğe ait hayallerinin pozitif yolculuğunda söyleşide bulunduk. Önceden belirlenmiş sorularla ve çok detaylı teknik bir konuşmadan ziyade rahat bir kesiti fotoğraflamaya çalıştık.

*Geçmiş çalışmalarınızı göz önüne alarak sizinle ilgili kendi dünyamda “eğitim, kültür, imaj valisi” diye bir tabir buldum…

Olabilir. Ancak başka şeyler de mesela yeşillendirmeye ve ağaçlandırmaya da heves ettim. Siirt”te fıstık, Sakarya’da zeytin, ceviz, badem ağaçlandırmalarına özel emek verdim. “En büyük sadaka-i cariye ağaç dikmektir” düşüncesinden istifade ederek bunun diğer kamu hizmetlerinin önünü açacağını düşünmüşümdür. Bir de fakir fukarayı kollarım. Bu makamda duruşumuzun sebebi o belki. Herkese ulaşmak zor oluyor. Zaten o bizim handikapımız. Vatandaşımız bize gelinceye kadar bir silsile var. Bizimle her zaman görüşmek mümkün değil ama mümkün mertebe arka sokaklara dalarak garip gurebaya ulaşmaya çalışırım. Kimsesizlerin sesi olmaya da özen gösteririm. Bugün sorsalar ben “kimsesizlerin kimsesi” olmayı tercih ederim.

*İnsanımız duygu olarak hissettiği kişi ile beraber oluyor. “Bu bendendir, bana yakın, beni anlıyor” dediği yöneticiye sıkıca sarılıyor, bağlanıyor. Bu iç heyecanınızın kaynağı nedir?

Geldiğim makamların tamamı bu duygulara bağlı. Çocukken bu duygum vardı.

*Vali olmayı ne zaman düşündünüz?

Isparta Eğirdir’denim. Aslen Antalyalıyız. Eğirdir Boğazova’da kendimize ait yerimiz var. Komşu köylerdeki okula zor şartlar altında gidip geliyorduk. Her Anadolu insanı tabiatla, coğrafyayla içli dışlıdır. Ben o çocukluğumu iliklerime kadar yaşadım. Sonra yatılı okudum. Şimdi hangi birimiz 12 yaşında çocuğunu gönderebiliyor yatılı okula. Yatılı okuyunca anne baba, çevre özlemi vardı. Bu beni hep kimsesizlerin kimsesi yaptı.

*İlk okulu da yatılı mı okudunuz?

Hayır ilkokulda 7 km’lik yere sabah gittim akşam geldim. Bazen yağmur çok yağarsa akrabalarımda kalırdım. İlkokulu bitirince yatılı okudum.

*Yatılıyı nerede okudunuz?

Gönen Öğretmen Lisesinde. Her adımda bir heyecan vardı. Okula o zaman yeni alışıyordum. Farklı bir yerdi. Babam ilkokul mezunu bir adam. Elimden tuttu “Oğlum yanlış adam olmayacaksın” dedi. Ben onu biliyorum. Bizim faaliyetimizin yüzde 95’i yanlıştan uzak durmaktı. Değerlerimizle yetiştik. Biz de iyi dostluklar kurduk. Teslim olmuştum babamın sözüne. Ve babam gidip gelirken çok mutluydu.

*Babanızla o bağı hiç bozmadınız…

Babamlar sabah erken kalkıyorlardı, beni de o saatte kaldırıyorlardı. 7 km’yi 2-2.5 saate ancak gidersiniz. Muhtemelen bu durumuma üzülüyordu, acıyordu babam. Havalar soğuk tabiî. İşlerini bırakıp her zaman benimle gelecek hali yok. Hayat devam ediyor. Ama çocuğunu da okula göndermek durumunda. Bana “Oğlum sen büyüyünce vali olacaksın, kaymakam olacaksın, kardeşin doktor olacak” derdi. Kardeşim şimdi Isparta’da bir hastanenin başhekimi.

Öğretmen okuluna gittik, ama öğretmen olamadık. Ben işletmeyi seçtim. Ankara’da Devlet Planlama’da kalayım dedim. Sınav tarihinde aksilik oldu mezun olamadım ikmale kaldım. Sınavlara geç girmek zorunda kaldım. Bunun üzerine kaymakamlık sınavlarına gireyim dedim. Kaymakam olmak hiç aklımın ucundan geçmiyordu.

*Babanızın vasiyetini unutmuş muydunuz?

Evet ama sonradan hatırladım. Babam da ben kaymakamlığı kazanınca demişti ki “Oğlum baştan beri hep bunu arzu etmiştim.” Öyle deyince meslekten çıkmadım. Yurt dışına gittim. Dolmabahçe sarayında çalıştım. Ardından Anadolu’daki beldelerde görev aldım. Kaymakamlık görevlerim sırasında çok iyi yerlerde çalışmadım, zor yerlerdi. Ama hamdolsun bu teslimiyetimi hiçbir zaman kaybetmedim. Samimiyetimi, ihlâsımı hiçbir zaman kaybetmedim. Tabiî babamın ve atalarımın duâları vardı. Kaymakamlıklarımda hiçbir fark gözetmeden Allah rızasını nerede görmüşsem destek oldum.

*Hizmet anlayışınızı nasıl tarif edersiniz?

Hizmet anlayışım; bir insanın insan olabilmesi hatta mutlu olabilmesi için zenginlik, makam, şan, şöhret bunlar lazım değil. Bir insanın mutlu olabilmesi, yaratılışına uygun davranış geliştirmesi ve başka insanların hizmetinde olabilmek, hizmette olabilmektir. İnsanı gerçekten bu duygu yüceltir. Gerçekten kutlu ve mutlu kılan başka insanların hizmetinde olabilmektir. Hizmetin içinde olabilmektir. Hizmet üretmektir. Bunun illa valilikle olması icap etmez. Birisine okuma yazma öğretirsiniz. Bir hekim yetiştirirsiniz. O hekim fakir fukaraya bakar. Hem o hekim kazanır, hem siz kazanırsınız. İyi bir öğretmen yetiştirirsiniz o öğretmen de 10 tane iyi bir genç yetiştirir. 10 tanesi daha bir 10 yetiştirse…

İnsanı insan yapan ve uzun ömürlü yapan gerçek manada yaptıklarıdır. Dünyadaki ömrümüz ne olabilir bütün zamanlar içerisinde. Ha 100, ha 70, ha 50 yaşında ölmüşsün arasında pek bir fark yok. 50 yaşında bir adam olsun da kendini topluma adasın. Kendini hizmete adasın. Uzun ömür odur. İnsanı mutlu eden, insan yapan da odur. Biz idare işindeyiz. İdare işi de kıldan ince kılıçtan keskin ya. Eğer hakkını verirsen kurtardın, hakkını veremezsen…. Ama ben çok şükür halkımın gözünün içine bakıp kamunun vicdanında ya da herkesin uygun bulabileceği bir davranış kalıbı içinde bulunmak isterim.

*Sözlerinizin genel olmadığını anladığım için arka planını sordum. Köyleri çok dolaşan, kendisine verilen 100 bin YTL’yi eğitime bağışlayan, bir kız çocuğuna anne babalık yapan bir yönünüz var. Bunlar güzel heyecanlar. Millet sessiz duasını ediyor. Atanmanızda kritik bir yerde ciddi bir sevgi kaynağının ihtiyaç olduğu demek ki fark edilmiş. Bu anlamda sizin hayaliniz ne?

Halkın içinde olmalıyım, halkın elini tutmalıyım. Kimsesizlerin kimsesizi olmalıyım. Beni bu millet, bu devlet vali yaptı. Hem de nasıl? Devletin okullarında okutarak. Benim çok fazla katkım yok. Milletin sırtındayız o manada. Biz zaten hizmet etmek durumundayız. Trabzon’da eğitimi her düzeyde yaygınlaştırmak istiyorum. Yüksek lisans da dahil. Ahmet Yesevi’lerden başlasın Hacı Bektaşlardan, Yunuslardan, Ahi Evranlardan, Mevlânâlardan… Bugünün de tüm değerlerini bilsin, dünya ölçeğinde düşünebilsin. Bütün o yakın bilge insanlara kadar özlerimizi bilsinler isterim. Çünkü bizim geçmişimizde insana hizmet vardır. Bu felsefe vardır. Bizim devlet geleneğimizde de kültürümüzde de hizmet vardır. Bizim sömürelim diye değil insanları kurtaralım, insanlara gerçekleri öğretelim hizmet edelim anlayışımız vardır. Aslında savaşlar olmuştur ama bizim büyüklerimiz Anadolu‘dan Balkanlara geçerken kuşaklarında tohumlarla gelmişlerdir. Esas hizmet orada başlamıştır. Çiçek tohumlarıyla geliyorsunuz. Osmanlı döneminde Anadolu’da çok fazla eser bulamayız ama fethettiğimiz alanlarda daha çok eser buluruz. Tam bir hizmettir. Kesinlikle geri dönüş yok. İnsanların dinlerini yaşamalarını serbest bırakmışız.

İngilizler Hindistan’a girdiler 60-70 yıl hüküm sürdüler, adamların dilini değiştirdiler. Fransızlar Kuzey Afrika’ya girdiler orada Fransızca konuşuldu. Biz oralardayız kesinlikle dilimizi ortaya koymadık. Bizim amacımız insanlara hizmetti. Hem fert olarak böyle bir sistemimiz var hem de devlet olarak böyle bir sistem taraftarıyım, hayalindeyim. Bunun alt yapısını oluşturmak yine eğitimden geçiyor.

İnsanlığın kurtuluşu bizim kültürel değerlerimizde. Bunu klişe laf olsun diye söylemiyorum. Bunları bir anlayabilsek, öğrenebilsek. Başka yolumuz da yok. Çevremiz de yanıyor. Dünya insanları yakan zihniyetten kesinlikle bir şey de beklememeli. Dünyaya alternatif sunabilecek biziz. Bunun behemahal öğrenilmesi, bilinmesi ve tatbik edilmesi lazım. Başka yolu yok bunun. Herkes bana burada diyor ki işsizlik var, eksiklik var… Aslında bir taraftan bunları yapmakla birlikte diğer taraftan gerçek hedefe yönelik çalışmalar yapmak zorundayız. Buradan az önce saydığım değerleri iyi öğrenmek zorundayız. Bunların itilen, kakılan filan değil. İyi öğrenmek, anlamak zorundayız.

*Kültür merkezleri, yenilenme merkezleri adı altında çok rahat yapılamaz mı?

Şöyle yapıyorum. Sakarya’da okuma saatleri koyduk. Her semtte toplum merkezleri koyduk. Siirt’te bunu yapmıştım hanımlara bağlama öğretiyorduk. Bağlamada ben varım. Musikide, neyde ben varım. Okuma saatleri koydum. Kitap temin ettim. Genç nesil için kütüphane kurduk. Özel idarenin. Başka yerde yoktur.

Siz bu gençliğe, bu yapıya sağlam bir duruş vermezseniz, gösterilen şeyden topluma zarar verecek hale getirirsiniz. Böyle bir enerji var bu enerjinin heba olmaması lazım. Bu enerji iyi yedirilerek, iyi doldurularak verilirse buradaki aydınlanma hem Trabzon’u kurtarır, hem bölgeyi kurtarır. Türkiye’ye örnek olabilir. Milli duruşun üzerine bineceğiz. Ama onu gerçek manada okutarak, yükleyerek yapmamız lazım. İçi boş sokak kabadayısı halinden kendimizi aklayamayız. O zaman tu-kaka olur milli duruş da.

*Yani günlük işleri çözmekle temel problemler çözülmez?

Evet. Bu dezavantaj gibi görünen şey avantaja dönebilir. Ben çok ümitliyim. Benim hayalim burayı bir yaşayan ve öğrenen üniversite yapmak. Gençlerin enerjisini çok daha olumlu yöne çevirebiliriz. Bunu yapabilsek her şeye değer.

*Yakın plân somut hedefiniz nedir?

Eğitimi yine ele alacağız. Okul öncesi eğitimden başlayarak okuma saati ekleyeceğiz.

*Sakarya’daki başarınızın altında bu mu yatıyor?

Okul öncesi eğitim oranını yüzde 7’den yüzde 74’e çıkardık. Trabzon’da da okul öncesi eğitime ağırlık vereceğiz. Bölgenin ekonomik canlanmasına, turizme ağırlık vereceğiz. Eski evleri, kültür evlerine, tarih evlerine dönüştüreceğiz. Yine yetiştirme yurtlarına, yaşlı ve çocuk evlerine önem vereceğiz. Sayın başbakanımızın söylediği sevgi evleri ile halkla ilişkilere ağırlık vereceğiz.

İsmail BERK

10.04.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Röportaj

  (09.04.2007) - TSK laikliğe hapsolmuş

  (02.04.2007) - Mecliste gizli apoletliler var

  (01.04.2007) - İşitme cihazı ihmale gelmez

  (30.03.2007) - Soykırımla ırkçılık arasında kuvvetli bağ var

  (29.03.2007) - Soykırım özel kasıt ile işlenen suçtur

  (28.03.2007) - İklim değişikliği en ciddî tehlike

  (26.03.2007) - Kapitalizm dünyayı tüketiyor

  (22.03.2007) - ‘Türkiye’yi model alıyoruz’

  (19.03.2007) - Said Nursî’nin ‘suç’u dinini öğrenmek ve öğretmek

  (18.03.2007) - Başarının sırrı odaklanmak

 

Bütün haberler


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004