03 Temmuz 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Dizi Yazı

‘Şarkı ayağa kaldıracak din ve kalbdir’

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, yüzyılımızın yetiştirdiği, eserleriyle birlikte üzerinde en çok konuşulan deha ve ender bir şahsiyettir. Yaşadığı sade, tavizsiz, istikrarlı ve tertemiz hayatının yanı sıra, telif ettiği eserleriyle haklı bir alâkaya mazhar olmuştur. Eserlerinde dile getirdiği fikirler, çağımıza ve çağlara ışık tutma özelliğine sahiptir. Tesbit ve teşhislerinin doğruluk ve haklılığını zaman göstermiş, tasdik etmiştir. Eserleri olan Risâle-i Nur Külliyâtı, Kur’ân’dan lemeân eden hakikatlerdir.

Bediüzzaman, Kur’ân ahlâkına dayalı sünnet ekseninde bir hayat yaşamıştır. Seksen yılı aşkın mübarek ömründe, hayat devrelerini, kendi tâbiriyle “Eski Said”, “Yeni Said” ve “Üçüncü Said” olarak üçe bölmüştür.

Biz bu çalışmamızda “Eski Said” olarak tâbir ettiği hayat devresinin geçtiği “şark hayatı”nı ve şarkta yaptıklarını, bu vesileyle de şarkla ilgili tesbit ve teşhislerine değinmeye çalışacağız.

Bediüzzaman Hazretlerinin hayat devrelerinin bütünü, birbirini tamamlamaktadır. “Eski Said” devresinde ortaya koyduğu fikirler “Yeni Said” ve “Üçüncü Said” dönemlerinde ortaya koyduğu fikirlerle bütünlük arz etmektedir.

Bediüzzaman Hazretlerinin şark hayatı ve onun şarkın konumu, problemleri ve çözümlerine dair ifade ettiği düşüncelerinden hareketle “Bediüzzaman ve Şark” isimli bir çalışma içine girdik. Çalışmamızda, genel olarak “şark kavramı, şarkın hususiyetleri, Bediüzzaman’ın şarkta gezdiği ve kaldığı şehirler, “Eski Said” dönemi ve bizzat şarkta yaptığım araştırmalara” yer verildi.

Niyetimiz faydalı olmak. Umarız öyle olur. İstifadeli okumalar efendim...

ŞARK KAVRAMI

Ülkemizde genel anlamıyla şark, Anadolu’nun doğu ve güneydoğu bölgelerine verilen addır.

Bu terim ilk defa 1815 yılında Viyana Kongresi’nde siyasî bir terim olarak kullanılmıştır. (İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, 5. Cild, s. 203)

Osmanlı döneminde kullanılan bu ifade, Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir. Bu terim, günümüzde hâlâ kullanılmaktadır.

Bediüzzaman Hazretleri de bu terimi kullanmıştır. Doğup büyüdüğü bölgelerin problemleriyle çok yakından alâkadar olan Bediüzzaman Hazretleri, Münâzarât isimli eserinde bölgenin tahlilini çok yönlü yapmış ve mevcut problemlere değinerek çarelerini izah etmiştir.

“Bediüzzaman’ın şarkın meselelerine ilgisi iki yönlüdür. Birisi yönetimin yapması gerekenler, diğeri halkın üzerine düşen görevlerdir.” (Şark Düşünceleri, Yeni Asya Neşriyat)

Bediüzzaman, şarkın içinde bulunduğu problemleri ve çözüm yolarını aralarken birçok sosyolojik tahlil de yapar. Temelde problemlerin kaynağını “cehalet, zarûret ve ihtilâf” olarak tesbit eder. Çözümün ise, “san'at, marifet ve ittifak”ta olduğunu söyler. Evet, zaman, Bediüzzaman Hazretleri’nin bir asır önce yaptığı bu tesbit ve teşhisi doğrulamıştır. Şark’ta cereyan eden bugünkü mevcut problemlere bakıldığında Bediüzzaman’ın haklılığı, doğru tesbit ve teşhisleriyle kendiliğinden ortaya çıkar.

Şarkın genel anlamdaki bazı hususiyetlerini kısaca açmakta yarar vardır.

COĞRAFÎ YAPI

Coğrafî yapısı itibariyle Şark, dağlık, engebeli ve kışları sert iklimiyle öne çıkar. Bu özellikler, şüphesiz Şark’ın ekonomik ve sosyal yönden gelişmişliğini etkilemiştir.

Bediüzzaman Hazretleri, coğrafî yapının ferd ve toplum hayatı üzerindeki etkilerini kabul eder ve Şark’ın bilhassa ekonomik problemlerinin izalesi noktasında bu etkilerin göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgular. Hatta bu özelliklerinden dolayı da, şarkın jeopolitik durumunu tahlil ederken ”vahşî mekân” (Münâzarât, s. 41) ifadesine yer verir. Bölgenin ekonomik kalkınmasında bu özelliklerin varlığı “geri kalmışlığa” bir sebep olarak gösterilmektedir.

TARİHÇESİ'NE DAİR KISACA....

Tarihi çok eskilere dayanan bölge, ilk defa Müslümanların hâkimiyetine, Selçukluların Bizans’a karşı kazandığı 1071 Malazgirt zaferiyle girmiştir. 1514’te kazanılan Çaldıran Zaferinden sonra da, Güneydoğu Anadolu Osmanlı Devleti’ne katılmıştır.

SOSYAL YAPI

Bölge, günümüzde aşirete dayalı unsurların mevcut olduğu bir yapı içindedir. Sosyal yapı itibariyle demokrasiye dayalı birçok unsur tam mânâsıyla oturmadığından, bunun sancısı yaşanmaktadır. Şarkta adeta müesseseleşen olumsuz unsurların varlığı, sosyal hayatın düzenli olarak gelişmesine engel teşkil etmiştir.

Şark insanında öne çıkan önemli hususiyetlerin başında, “din” unsuru gelmektedir. Bu karakteri daha çok temayüz etmiştir. Din unsuru, sosyal hayatı düzenlemede en önemli faktörlerdendir. Bediüzzaman Hazretleri’nin sosyolojik tesbitleri arasında bu husus dikkat çekici bir şekilde yer alır:

“Biz şarklılar, garplılar gibi değiliz. İçimizde kalplere hâkim hiss-i dinîdir. Kader-i ezelî ekser enbiyâyı şarkta göndermesi işaret ediyor ki, yalnız hiss-i dinî şarkı uyandırır, terakkîye sevk eder.” (Hutbe-i Şamiye, s. 70)

“Enbiyanın ekseri Şarkta ve hükemanın ağlebi Garbda gelmesi Kader-i Ezelinin bir remzidir ki, Şarkı ayağa kaldıracak din ve kalbdir, akıl ve felsefe değildir.” (Tarihçe-i Hayat, s. 125)

Bediüzzaman Hazretleri’nin bu tesbitlerindeki doğruluk ve haklılığı görmek için Şark’ta bir müddet bulunarak, orada yaşayan insanların sosyal hayatını incelemek yeterli olacaktır. Fakat ne yazık ki, son yıllarda cereyan eden olumsuz hareket ve faaliyetlerin arka planında, bölge insanının bu duygularının köreltilmesine yönelik çalışmalar vardır. Yönetim de, yöre insanı da, bu duruma karşı gerekli tedbirleri alıp çok dikkatli hareket etmelidirler.

DİN FAKTÖRÜ

Dinin insan üzerindeki olumlu tesiri, tartışma götürmez bir gerçektir.

Günümüzde bu gerçeğin insanları tam anlamıyla saadete kavuşturmasının yolu ise, “Doğru İslâm”ı anlayarak yaşamaktan geçmektedir.

Bediüzzaman Hazretleri, telif ettiği Risâle-i Nur eserleriyle “Doğru İslâm”ı anlatma mücadelesi vermiş ve bunda da muvaffak olmuştur. Ne yazık ki, yönetim ve doğru İslâmın güneşini fark etmeyenler, onu anlamada zafiyet içine düşmüşlerdir.

Bediüzzaman, din faktörünün en önemli özelliklerinden biri olan “birleştiricilik” yönünü vurgularken, Kur’ân rasathanesinden âyet dürbünüyle bakarak çözümü göstermiştir. Eserlerinde şu âyete işaret ederek, onu rehber ittihaz etmiştir:

“Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık; sonra da, birbirinizi tanıyasınız diye milletlere ve kabilelere ayırdık.” (Hucurat Sûresi: 49:13.)

Bediüzzaman, bu âyetin bir meâlini kısaca kendisi şöyle verir:

“Yani, ‘Sizi taife taife, millet millet, kabile kabile yaratmışım, tâ birbirinizi tanımalısınız ve birbirinizdeki hayat-ı içtimâiyeye ait münasebetlerinizi bilesiniz, birbirinize muavenet edesiniz. Yoksa, sizi kabile kabile yaptım ki, yekdiğerinize karşı inkârla yabanî bakasınız, husumet ve adâvet edesiniz değildir.” (Mektubat, s. 309)

Bediüzzaman Hazretleri bir ifadesinde de şunları kaydeder:

“Milliyetimiz bir vücuttur. Ruhu İslâmiyet, aklı Kur’ân ve imandır.” (Münâzarât, s. 99)

ŞARKTA MÜESSESELEŞEN UNSURLAR

Şark’ta bir takım unsurlar adeta müesseseleşmiştir. Bu unsurlar arasında; aşiretçilik, ağalık, aşiret reisliği, şeyhlik ve şahısların inisiyatifine dayalı örf ve an’aneler olarak öne çıkmaktadır.

AĞALIK:

Bölgede ekonomik yönden gelişmiş fertler, ekonomik imkânların verdiği rahatlıktan kaynaklanan hususiyetleriyle birlikte, kendinden alt imkânsızlıklar içinde olan insanlara karşı bir üstünlük içinde olurlar.

Bu hareket tarzını, duygu ve düşüncelere de yansıtarak “Ağalık Mefhumu”nu oluştururlar. Daha çok şahsî bir takım özellikler içine girerek, arzu ve iştiyakını bu yolla kabullendirmeye çalışırlar.

Eğitim eksikliğinin yanı sıra, cehalet ve fakirlik unsurlarından kaynaklanan bu durum, bölgede Ağalık Mefhumu’nu adeta müesseseleşen bir hâle sokmuştur.

Bu durumun sosyolojik tahlilini yapan Bediüzzaman Hazretleri, ağalığı cehaletin doğurduğunu ifade eder. Şöyle der: “Sizdeki cehâlet-i avrâ ve itaat-i amyâ (körü körüne boyun eğmek), ağaiyet (ağalık) ve tahakküme tenâsuh hükmünü verir.” (Münâzarât, s. 110)

Bu durumdan kurtuluşun çaresi olarak da eğitimi gösterir.

AŞİRET REİSLİĞİ:

Şark’ta mevcut problemlerden birisi de aşirete dayalı bir hayat tarzının var oluşudur. Kendi kabile ve taraftarlarıyla oluşturulan insan gruplarının başında bulunan kimselere “Aşiret Reisi” ünvanı verilir.

Bu unvan içinde kendine bağlı aşirete yön veren Aşiret Reisi, hayatın her safhasında söz sahibi edilir.

Baskı ve keyfî uygulamalara yol açan bu yapı, bölgede pek çok

olumsuz sonucu doğurur. Bir çok aşiretin varlığının söz konusu olduğu yörede aşiret reisliğinin her sahada geçerli olduğu da mutlaktır.

ŞEYHLİK:

Daha çok dinî duyguları öne çıkararak, etrafına topladığı insanlara nasihat yoluyla faydalı olmayı esas alan “şeyhlik” mefhumu, bölgenin yapısını etkileyen önemli faktörlerden biridir.

“Günümüzde bu makamda olan zatların bilgi, beceri ve hareket tarzları nasıl olmalıdır?” suâline karşı, Bediüzzaman Hazretler’inin şu bu tesbiti manidardır:

“Şeyhliğin, büyüklüğün şe’ni tevazu ve mahviyettir, tekebbür ve tahakküm değildir.” (Münâzarât, s. 60)

Evet, mevcut problemlerin aşılmasında, Bediüzzaman’ın tesbit ve teşhislerini göz önünde bulundurulmalı.

BEDİÜZZAMAN’IN ŞARKTA İKAMET ETTİĞİ VE UĞRADIĞI YERLER

Bediüzzaman Hazretleri, mübarek ömrünün uzun yıllarını şarkta geçirmiştir. Çocukluk ve gençlik yıllarında şarkta ikamet ettiği ve uğradığı yerleri şöyle sıralayabiliriz: Nurs, Hizan, Bitlis, Bahçesaray, Gevaş, Van, Ağrı, Doğu Beyazıd, Siirt, Mardin, Cizre, Erzurum, Erzincan, Bayburt, Gümüşhane, Hakkâri, Diyarbakır, Urfa.

Nurs Köyü

Nurs Köyü, Bediüzzaman Hazretlerinin doğduğu köyün adıdır. Yörede “Nors” olarak ifade edilir. Dokuz yaşlarında doğduğu köyü terk etmiştir. İlim tahsili için şarkın muhtelif mekânlarına gitmiştir. Nurs Köyü, Hizan ilçesine bağlı bir köydür. İsparit nahiyesi olarak adlandırılan bir çok köyden oluşan gruptan en sonuncusudur.

Dağlar arasına sıkışmış, adeta dünyadan küsercesine bir hâli var. Ortasında akan büyük bir dere, köyü ikiye ayırmıştır. Ceviz ağaçlarının çokluğu ve ağaçlar arasında oluşuyla dikkat çekmektedir.

Yaklaşık 180 hane olup (meralarıyla), Hizan’a 40 km’dir. Eskiden karayolu ile ulaşılması güç olan köye, şimdi rahatlıkla gidilmektedir.

Bediüzzaman’ın, doğduğu yer olan Nurs Köyü ile alâkalı bir değerlendirmesi şöyledir:

“..Bizim Nurs Köyümüz ise, hem eski talebelerim, hem hemşehrilerim biliyorlar ki, bizim köyümüz, fevkalâde gösteriş ve cesarette ileri göstermek için temeddühü çok severdiler; güya büyük bir memleketi fetheder gibi kahramanâne bir tavır almak istiyordular. Ben, hem kendime, hem onlara çok hayret ederdim. Şimdi hakikî bir ihtar ile bildim ki: O masum Nurslu insanlar, Nurs karyesi; Risâle-i Nur’un nuruyla büyük bir iftihar kazanacak; o vilâyetin, nahiyenin ismini işitmeyen, Nurs Köyünü ehemmiyetle tanıyacak diye bir hiss-i kablelvuku ile o nimet-i İlâhiyeye karşı teşekkürlerini temeddüh sûretinde göstermişler.”

(Emirdağ Lâhikası, s. 49) YARIN: BEDİÜZZAMAN'IN ŞARK HAYATINDAN KESİTLER

03.07.2010

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Dizi Yazı

  (26.06.2010) - Dünyamız büyük ve mükemmel bir gemi

  (25.06.2010) - Denizciler işine ‘besmele’ ile başlıyor

  (24.06.2010) - Seyahat boyunca hep kitap okuduk

  (28.05.2010) - Fatİh’in Kanunnamesi bize yol gösteriyor

  (27.05.2010) - Fen ilimleri ile din ilimleri birlikte okutuluyor

  (26.05.2010) - Ecdat her yere mührünü vurmuş

  (25.05.2010) - Saraybosna, Avrupa’nın Kudüs’ü

  (24.05.2010) - AB, Müslüman Bosna’nın garantisi olacak

  (20.05.2010) - Seracılığın başşehri Antalya

  (19.05.2010) - Çiftçi, seralarda Çin malı tarım ilâcı kullanıyor


Son Dakika Haberleri

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.