21 Eylül 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Aile-Sağlık

Batı Nil Virüsü’ne 50 yaş üstü ikazı

REFİK Saydam Hıfzıssıhha Merkezi (RSHM), 50 yaş üstü kişilerin, Batı Nil Virüsü hastalığının ağır seyreden formları için risk altında oldukları, bu kişilerin korunma önlemlerine daha fazla dikkat etmeleri gerektiği uyarısında bulundu.

RSHM başkanlığınca, Batı Nil Virüsü hastalığı konusunda sık karşılaşılan soruların cevapları hazırlandı.

Buna göre hastalık hakkında sık sorulan sorularla yanıtları şöyle:

- Batı Nil Virüsü nedir? : Batı Nil Virüsü, insan kuş, at ve diğer bazı memelilerde hastalık oluşturabilen ve sivrisineklerle bulaşan bir virüstür.

-İnsanlarda ne tür hastalıklar yapar? : İnsanlarda çoğunlukla belirtisiz olarak geçirilen nadiren menenjit veya beyin iltihabı olarak bilinen ensefalit ile seyreden hastalıklar oluşturabilir.

-Nasıl bulaşır, belirtileri nelerdir? : Sivrisineklerle bulaşır. Hastalık bir çok kişide belirtisiz olarak geçirilir. Hastalığın, bulaşımını takiben belirtilerin görülmesine kadar genellikle 2-15 günlük kuluçka dönemi vardır. En önemli belirtileri baş ağrısı, ateş, vücutta ağrı, deride kızarıklıklar, lenfadenopati şeklinde görülmektedir. Şiddetli vakalarda yüksek ateş ve baş ağrısı yanında vücut kaslarında zayıflık, boyunu dik tutamama, uyuşukluk, zihinsel bulanıklık, koma, kas titremeleri, kendinden geçme görülebilir.

-Bu hastalıktan nasıl korunabilirim, aşısı var mı? : Hastalıktan korunmanın en iyi yolu, sivrisineklerden uzak durmaktır. Pencere ve kapılar sivrisineklerin geçişine engel olacak tül veya perde ile kapatılarak evlere bu zararlıların girişi engellenmelidir. Özellikle alaca karanlık ve gece vakitlerinde açık havada bulunmak veya çalışmak zorunda kalındığında, uzun kollu giysiler ve pantolon giyilmelidir. Ayrıca haşere kovucular kullanılmalıdır. İnsanlarda kullanılan bir aşı henüz yoktur.

-Hastalık insandan insana geçer mi? : Hayır, insandan insana geçiş yoktur.

-Hastalık dünyada nerelerde görülmektedir? : Afrika, Batı Asya ve Orta Doğu’da yaygın olarak bulunur. Ancak virüs Yunanistan gibi bazı Avrupa ülkeleri ile Amerika Birleşik Devletleri’nde de görülmüştür.

-Hastalık hangi mevsim ve iklimlerde ortaya çıkar:? Batı Nil Virüsü, dünyada ılıman iklim bölgelerini tercih eder. Genellikle yaz sonu veya sonbahar başında ortaya çıkar. Kurak ve sıcak dönemlerde daha çok görülür.

-Hastalık daha çok kimlerde görülür? :50 yaş üstü kişiler hastalığın ağır seyreden formları için risk altındadırlar. Bu kişiler korunma önlemlerine daha fazla dikkat etmelidirler.

-Hastalığın tanısı nasıl yapılır? : Tanı, klinik belirtileri olan hastaların beyin omurilik sıvısı ve serum örneklerinde hastalığa özgü IgM antikorlarının saptanması ile konulur. Ancak hastalığın doğrulaması nötralizasyon testleri ile yapılmalıdır.

-Hastalığın tedavisi var mı? : Hastalıkta virüse yönelik özel bir tedavi yoktur. Ağır durumlarda, astane ortamında genellikle destekleyici tedavi, solunum kolaylığı ve iyi bakım hizmetleri yararlı olmaktadır.

21.09.2010


Kalitesiz malzeme sağlığı tehdit ediyor

ÖZEL Sema Hastanesi Çocuk Sağlığı uzmanı Hamza Yazgan, okul öncesi ve ilköğretim çağındaki çocuklara hitap eden kırtasiye ve tekstil ürünlerinin sağlık açısından uygun olup olmadığı önem arz ettiğini söyledi.

Başta tekstil olmak üzere kağıt, plastik ve kozmetik gibi pek çok endüstri ürününde renklendirici olarak kullanılan boyaların içeriğinde bulunan “azo” maddelerin kanserojen etkisi olduğuna dikkat çeken Yazgan, “Plastiğin yumuşatılmasında kullanılan fitalat cinsel gelişim problemleri, hormon yapısı, metebolizma ve büyüme düzensizliklerine, formaldehid gibi uçucu maddeler ciltte alerjik reaksiyonlara, gözlerde ve solunum yolunda tahrişe sebep olur” dedi. Kokulu kırtasiye malzemelerindeki çözücülerin de sağlığa zararlı olduğunu vurgulayan Yazgan, ksılol, toluol, hexol ve tiner gibi organik çözücüleri (solvent bazlı) içinde barındıran yapıştırıcılar da tehlike oluşturduğunu belirtti. Yazgan, “Bu yapıştırıcıların yerine suda çözünen maddelerden yapılmış (su bazlı) yapıştırıcıların tercih edilmesi önemlidir. İçinde çözücü olarak etilasetat ve ksilen bulunan beyaz tahta kalemlerinin kullanılmasının öğretmenlerin ve öğrencilerin sağlı açısından tehdit oluşturmaktadır. Bu tahtalarda alkol bazlı kalemlerin kullanılması önerilmektedir. Resim boyaları ve renkli kalemlerin üretiminde kullanılan azo boyalarını içermeyen resim boyası ve kalemler tercih edilmelidir. Çocukların sağlığı göz önüne alınarak her üründe olduğu gibi kırtasiye ürünlerinde de TSE ve AB’nin belirlediği kriterleri sağlayan ürünlerin seçilmesi önemlidir” diye konuştu. Kırtasiye malzemelerin her türlüsünde öğrencilerin sağlığını birinci planda tuttuklarını belirten NT Genel Müdürü Şeref Zekai Kolak, velilerin güvenilir olmayan markaların ürünlerinin çocuklar için kesinlikle satın almaması gerektiğini söyledi. Kaliteli ürünün pahalı olmasına karşın uzun yıllar kullanılabileceğini vurgulayan Kolak, emsal kaliteli ürünlerle kıyaslanamayacak kadar düşük fiyatlardan satılan okul gereçlerinin pek çok çoğunun özellikle küçük yaştaki çocukların sağlığını orta ve uzun vadede ciddi şekilde etkileyebileceğini vurguladı. İ

21.09.2010


Sonbahar hastalıklarına yakalanmadan okuyun!

AMERİKAN Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Bülent Yardımcı, sonbahar hastalıkları denilince akla ilk olarak bu mevsimde iklimsel, sosyal ve fiziksel değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan veya sıklığı artan hastalıklar gelmekte olduğunu belirtti.

Bunların çoğunluğu enfeksiyon hastalıkları, yani mikrobik hastalıklar olduğunu kaydeden Dr. Yardımcı, “Sonbaharda havanın soğuması, hava kirliliğinin artması, toplu ve sıkışık ortamlarda yaşam, okulların açılması ile özellikle çocukların rezervuar olduğu soğuk algınlığının sürekli bulaşması bu hastalıkların oranını artırmaktadır. Vücudumuzun direncini kıran bir çok değişiklik de bu artışa katkıda bulunur. Güneş ışınlarından daha az yararlanırız, fiziksel stres sıcak havalara göre daha fazladır, cilt soğuğa bağlı olarak kurur ve bütünlüğü kolayca bozularak enfeksiyon ve alerjik reaksiyonlara eğilimi artar, burun ve ağız içini döşeyen mukoza dediğimiz dokuların soğukla kuruması ve koruyucu mekanizmaların iyi çalışamaması mikropların vücuda kolayca girişine sebep olur, beslenmede daha ağır ve sağlıksız besinlere yönelinir, hareketsizlik artar ve metabolizma kötü yönde etkilenir” diye konuştu.

Dr. Yardımcı, sonbaharda sıklığı artan enfeksiyon hastalıkları soğuk algınlığı, nezle, grip (influenza), tonsillit (bademcik iltihabı), farenjit (boğaz iltihabı), larenjit (ses telleri bölgesi olan larenksin iltihabı), sinüzit, otitis media (orta kulak iltihabı) bronşit ve pnomoni (Zatürree) olduğuna dikkat çekti.

Virüslerle oluşan enfeksiyonlar antibiyotiğe ihtiyaç göstermeden iyileşeceğine vurgu yapan Dr. Yardımcı, “İstirahat, bol sıvı alımı, vitaminler, ağrı kesiciler ve halk arasında antigripal adı ile bilinen dekonjestan- antihistaminik ilâçlarla iyileşir. Yalnızca gripte (influenza) özel virus ilâçları kullanılır” dedi. Dr. Yardımcı, sonbaharda artan bu tip hastalıklardan korunmak için vücut direncinin arttırılması gerektiğini belirterek, “İyi beslenme, vitamin destekleri, düzenli uyku, spor ve mevsim şartlarına uygun giyinmek basit, bilinen ama etkili yollardır. Enfeksiyonu olan kişilerin solunum yolu temasının engellenmesi (maske kullanmak, evde istirahat ederek kalabalık ortamlardan uzaklaşılması, hapşırma sırasında ağız ve burunun kağıt mendille kapatılması vb.) ve ellerini sık yıkayarak mikropları çevresindekilere kirli ellerle bulaştırmaması en önemli korunma yoludur. Bu sayede özellikle kalabalık bölgelerde hastalığın yaygın hale gelmesi engellenebilir” şeklinde konuştu.

İstanbul / SAİD TEMUR

21.09.2010


Görme bozuklukları okul başarısını etkiliyor

OKUL çağı çocuklarında görme bozukluklarının okul başarısını olumsuz etkilediği belirtildi. Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Hüseyin Erkan Tümtaş, küçük yaşlardaki çocukların şikâyetlerini tam olarak anlatamadıklarından görme bozukluklarının çok uzun süre farkına varılamayabileceğini belirtiyor.

Çocuklarda görme duyusunun gelişimi 9 ile 11 yaşları arasındaki dönemde tamamlanıp ve doğumdan bu zamana kadar geçen sürede farkına varılmayan ve tedavi edilmeyen göz problemlerinin kalıcı olabileceğine dikkat çeken Tümtaş, “Çocukların beyni son derece hızlı bir şekilde farklı durumlara uyabilme yeteneğine sahiptir ve daha net bir görüş sağlamak için görüşün net olmadığı gözden gelen bulanık görüntüyü veya çift görmeye yol açtığı için kayma olan gözün görüntüsünü ihmal ederek yok sayar. Bunun sonucunda ise gözlük camları ile düzeltilemeyen kalıcı görme azlığı olarak da tanımlanabilecek olan göz tembelliği (ambliyopi) oluşur. Erken tanı ve tedavi ile bu durumun önlenmesi ve normal bir görme gelişiminin sağlanması mümkündür. Fark edilmeyen görme bozuklukları okul çağına gelindiğinde ise öğrenmeyi zorlaştırarak çocuğun okuldaki başarısını etkileyebilir. Gözlerin duruşu veya çocukların bazı hareketleri olası bir görme sorununun habercisi olabileceğinden anne ve babalar böyle işaretler açısından uyanık olmalı ve zaman geçirmeden bir göz doktoruna başvurmalıdır” ifadelerini kullandı.

21.09.2010


Her menisküs rahatsızlığı ameliyat gerektirmiyor

DİZDE ağrı, şişlik, diz eklemi seviyesinde hassasiyet ve kilitlenme şeklinde belirtilerle ortaya çıkan menisküs yırtığı tedavi edilmesi durumunda ciddî sağlık sorunlarına yol açabiliyor.

Ancak her menisküsün ameliyat gerektirecek boyutta olmadığı belirtiliyor. Acıbadem Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Karaoğlu, menisküsün her insanda farklı şekillerde ortaya çıkabildiğini ve her menisküsün ameliyat gerektirmediğini açıkladı. Kendilerine her gün çok sayıda kişinin menisküs şikâyetiyle geldiğini ve ameliyat olmak istediklerini belirttiklerini kaydeden Karaoğlu, bazı menisküs yırtıklarının ameliyatsız ilâçlarla tedavi edilebildiğini vurguladı. Yırtığın boyutu 5 milimetreden küçük olması ve tam olmayan bir yırtık olması durumunda kendiliğinden iyileşebildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Karaoğlu, bu durumlarda hiçbir şey yapılmayacağını belirtti. Buz tatbiki, ağrı kesici ilâçlar ve istirahat ile ağrı rahatlatıldıktan sonra diz egzersizlerine başlanması gerektiğine değinen Karaoğlu, “Menisküslerin kapsüle yakın, çok kanlanan bölgesindeki yırtıkların onarım sonrası iyileşme potansiyelleri yüksektir. Yırtık, kova sapı ya da flep tarzındaysa yer değiştirerek eklem aralarına takılıp kilitleme yapabilir, bu durumda ameliyat önerilir” diye konuştu.

21.09.2010


Nüfusun yüzde 70’inde diş eti hastalıkları var

AKDENİZ Üniversitesi Hastanesi’nden Diş Hekimi Hasan Kaçaroğlu, nüfusun yüzde 70’inde diş eti hastalıklarının görüldüğünü söyledi.

Kaçaroğlu, bunun dişlerin düzgün temizlenmemesinden kaynaklandığını söyledi. Ağız sağlığına ve hijyenine gerekli özen gösterilmediği için birçok kişide diş eti hastalıklarının görüldüğünü ifade eden Kaçaroğlu, düzgün temizlenmediği zaman gıda artıklarının dişler arasında ve yüzeylerinde biriktiğini vurgulayarak, üç gün içerisinde bu artıkların bakteri ürettiğini söyledi. Söz konusu atıkların diş taşı oluşumuna da sebep olduğunu aktaran Kaçaroğlu, temizliğe dikkat edilmediği zaman diş çekimlerinin kaçınılmaz olduğu uyarısında bulundu. Diş eti hastalıklarının ilk belirtisinin kanamalar olduğunu aktaran Kaçaroğlu şunları söyledi: “Buna diş etlerinde şişmeler, kızarıklık, çekilmeler gibi belirtiler de eşlik ediyor. Yapılan araştırmalara göre yüzde 30 oranında genetik etkenlerin diş eti hastalıklarında önemli bir yere sahip. Sigara kullanımı, bazı ilâçlar (doğum kontrol hapları, epilepsi, kalp ilâçları gibi) vücuttaki hormonal değişiklikler (hamilelik-menapoz), stres, diş sıkmak ya da diş gıcırdatmak, diyabet, kötü beslenme gibi faktörler de diş eti sağlığını olumsuz yönde etkiliyor.”

21.09.2010


Ramazan ayında aldığınız kilolarınızdan kurtulun

RAMAZAN ayında fazla kaçan iftarların ve bayramda iştahla yenilen tatlılar şimdilerde fazladan yağ olarak vücutta yerini almış durumda.

Bu fazla kiloların vücuttan en sağlıklı bir şekilde atılmasının en doğal yolu safran çay! 12 çeşit bitki karışımından elde edilen safran çay, hiçbir yapay katkı maddesi ve tatlandırıcı içermemiyor, tamamen bitkisel. Safran çay; bağırsaklardaki yağ emilimini minumuma indirerek vücutta kalori açığı oluşturuyor. Safran çayın yağ yaktırıcı etkisinden dolayı verilen kilolar hem kalıcı hem de bölgesel olabiliyor. Yıllardan beri klinik deneylerle etkisi kanıtlanmış bitkilerden hassas oranlarla elde edilmiş olunan ürünün diğer zayıflama ürünleri ve diyet metodlarına göre su ve kas kaybı en az seviyede gerçekleştiği tesbit edilmiş durumda. Ayrıca sindirim sistemini düzenleyerek hazımsızlık ve mide şişkinliği gibi problemlerini giderici etkiye sahip olduğu da ifade ediliyor.

21.09.2010

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Son Dakika Haberleri

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.