"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Gerçek teröristlere lânet olsun

Mağdur Kürsüsü
22 Ağustos 2017, Salı
*Mesaj sahibinin kimlik bilgileri bizde mahfuzdur.

Mektubumun elinize ne zaman geçeceğini bilemiyorum. Belki bayramdan önce belki de sonra ulaşır. Yalnız şunu biliyorum ki bu mektup elinize geçtiğinde sekiz aydır hukuksuz olarak (...) cezaevinde tutuklu olmaya devam edeceğim. Çünkü yaptığım hiçbir itiraz mahkemede olumlu cevaplandırılmıyor. Bende çareyi size mektup yazmakta buldum. Zira şu anda hukuka meramımı anlatamıyorum, çünkü param olmadığı için avukat tutamadım. Siyasete sözüm ulaşmıyor, çünkü yüksek mevkilerde tanıdığım yok. Fakat sizin gibi vicdanlı ve duyarlı insanlar aracılığıyla kamu vicdanına seslenme hakkım var. Mektup yazma hakkımı da kaybetmeden size bu mektubu yazmak istedim. (daha önce ailemiz bize kitap gönderiyordu. Bir KHK ile bu hakkımız elimizden alındı. Ayrıca cezaevlerindeki hiçbir sosyal faaliyete katılamıyoruz. Üniversite okuyanların da hakları askıya alındı. Sınavlara giremiyorlar.) Bu mektup iki bölümden oluşacak. Birinci bölümde kendimden, ikinci bölümde cezaevinden ve içinde bulunduğumuz şartlardan söz edeceğim.

Sözü uzatmadan kim olduğumdan bahsedeyim. Ben, bazı parti liderlerinin ifade ettiği gibi, simitçi-kahveci-gazozcu-memur tayfasından darbe teşebbüsü mağduru yaklaşık elli bin insandan biriyim. ‘’Mağdur ve masum iseniz cezaevinde ne işiniz var’’ diye düşünebilirsiniz. Ben cezaevine girmeden önce böyle düşünüyor ve tutuklu bulunan herkesin suçlu olduğuna inanıyordum. Bu insanlık ayıbı düşünceden kurtulabilmek için maalesef cezaevine girmem gerekiyormuş.

1 Eylül 2016’da yayımlanan 672 nolu KHK ile görevime son verilene kadar yaklaşık 19 yıllık başarılarla dolu bir çalışma hayatına sahip bir Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniydim. Bu çalışma hayatı pek çok taktir ve teşekkür belgesi ile ödüllendirilmiştir (Bilgiler MEBBİS’te mevcuttur). Hiçbir ücret talep etmeden defalarca tiyatro oyunları, şiir dinletileri ve çeşitli etkinlikler düzenledim. 19 yıl boyunca bırakın adlî soruşturma, bir tek idarî soruşturma dahi geçirmedim. Görevimi yaparken hiç kimseden veya guruptan talimat almadım. Sadece anayasa ve yasalarımızın görevimle ilgili talimatlarına uydum. Bunun neticesinde idare tarafından hep 90 üzeri sicil notları ile ödüllendirildim. Hatta derece-kademe ilerlemesi aldım. Bunları anlatmaktan bile hicap duyuyorum. Fakat mecburum.

15 Temmuz menfur darbe girşiminin olduğu gece hastaneden yeni taburcu olmuş diyaliz hastası annemin yanında bulunuyordum. Önceki bir hafta boyunca Adnan (...) tıp fakültesi hastanesinde refakatçi olarak yine annemin yanındaydım. (Dileyen herkes hastane kayıtlarına bakabilir) Bu menfur girişimi herkes gibi ve kalkışmanın bastırılması için tüm kalbimle duâ ettim. Her zaman devletimin ve milletimin yanında oldum. Şu anda ne yazık ki ‘’Silâhlı terör örgütü üyesi olma’’ suçlamasıyla cezaevindeyim. Banka hesabı (içinde param yok, hiç olmadı), dernek üyeliği, digitürk üyeliğini iptal ettirmek suç delili sayıldı. Tutuklanırken sunulan gerçekler arasında kaçma şüphesi, delilleri karartma şüphesi ve adlî kontrolün yetersiz kalacağı gibi şüpheler var. Allah aşkına açığa alındığım 29 Temmuz 2016 tarihinden göz altına alındığım  2 Kasım 2016 tarihine kadar yaklaşık 3 aylık sürede, hem de yeşil pasaportum cebimdeyken, hiçbir yere kaçmayan veya saklanmayan; memuriyetten çıkınca lojmanı boşaltıp ve aynı gün yeni adres bilgilerini Nüfus Müdürlüğü’ne giderek devletine bildiren ben, kaçma ve saklanma şüphesiyle tutuklandım. Polisler evime geldiğinde onlara yardımcı olan, dikkatlerinden kaçan evrak çantamı salona getirip içine bakmalarını isteyen, polis sorgusunda ‘’Bank Asya’da hesabınız yokmuş’’ denildiğinde ‘’Hayır, hesabım ve kredi kartım var. Ancak hesabımda para yok, zaten bir devlet memuruydum, yüklü miktar param hiç olmadı’’ diyerek delil adı verilen, ama normal hukukta suç delili sayılmayacak bilgileri paylaşan ben, delilleri karartma şüphesiyle tutuklandım.

Hele silâhlı örgüt üyesi olmak suçlaması benim için tam bir deli saçmasıdır. Ben hayatım boyunca, askerlik vazifem hariç, eline hiç silâh almamış biriyim. Hatta 6 yaşındaki oğlum (...)’e, oyuncak dükkânlarındaki ısrar ve ağlamasına rağmen, bir tek oyuncak silâh bile almadım. Bütün komşularım buna şahittir. Evimizde oyuncak bile olsa silâh yoktur. 19 yıl boyunca öğrencilerime barıştan, demokrasiden, insan haklarından ve vatanı karşılıksız sevmekten söz ettim. Böyle bir öğretmen nasıl olurda terörist, vatan haini, örgüt üyesi olabilir? Bunu anlamak mümkün değil.

Bir de kızım var, 11 yaşında, adı (...). Her açık görüşte ikisinin de iki gözü iki çeşme. ‘’Baba hep biz geliyoruz, lütfen artık sen gel’’ diye ağlıyorlar. Benim şu an babasız, acı çeken iki çocuğum var. Siz bunu elli bin ile çarpın. Üstelik bunların bir kısmı anneleriyle birlikte hapishanede. Hatta bazıları annelerinin karnında dünyaya gelmeyi bekliyorlar.

Gelelim hapishaneye. Şu anda on kişinin kalması için planlanmış bir koğuşta on dokuz kişi kalıyoruz. Bir tane tuvalet var. Sahura kalktığımızda on dokuz kişi sıra bekliyoruz. Evinizde kaç tuvalet var ve aileniz kaç kişi? Hesabını siz yapın artık. Bir tane banyo ve günde bir buçuk saat sıcak su. On dokuz yetişkin erkek ve yaklaşmakta olan yaz sıcakları…

Bu arada on dokuz kişiden de isim vermeden bahsedeyim. Neredeyse tamamı üniversite mezunu, pek çoğu doktora ve yüksek lisans yapmış. Yanlışlıkla birine çarpsa (ki bu şartlarda çarpmamak imkânsız) defalarca özür dileyen, koğuşa giren böcek, karınca veya sinekleri öldürmeye kıyamayıp, peçeteyle alıp havalandırmaya bırakan insanlar. Birkaç bekâr hariç hepsi aile babası. Ve hepsinin ortak bir özelliği daha var: Daha önce hiçbir adlî sabıka kayıtlarının olmaması. Dışarıdan nasıl görünüyor bilmiyorum. Ama ben her sabah yüzümü yıkarken aynaya baktığımda ve koğuştaki insanların yüzlerine baktığımda vatan haini ve terörist görmüyorum, akşam haberlerinde duyduğu şehit haberleriyle gözleri dolan, ağlayan, vatan sevdalısı insanlar görüyorum. Gerçek teröristlere lânet olsun.

Ümit ederim ki bu akıl tutulması bir an önce son bulur. Daha büyük toplumsal travmalar yaşanmaması için sadece parası olanların değil, darbe suçuna karışmamış herkesin serbest kalması gerektiğini düşünüyorum. Gazetelerde; on üç yaşında bir çocuğu tacizden yaklaşık dört yıl ceza alan birinin elli altı gün tutukluluğu yeterli görülmesi ve kaçma şüphesi yoktur, denilerek serbest bırakılması haberini okuyunca adalete olan güvenim sarsılıyor ve neden yaklaşık sekiz aydır tutuklu olduğumu ve neden tutuksuz yargılanmadığımı, hatta niçin yargılandığımı anlamakta güçlük çekiyorum. Sanırım içeride olmak, bugünlerde dışarıda olmaktan daha güvenli.

Çalışmalarınızda başarılar diler, saygılar sunarım.

Okunma Sayısı: 9609
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Fatih

    22.8.2017 05:49:29

    Gerçekten de bugünlerde içeride olmak, dışarıda olmaktan daha güvenli. Allah tez vakit te bütün mazlumlara yardım etsin

  • Hurma

    22.8.2017 02:20:19

    Allah Hakimdir,Adildir.Masumu da zalime de görür.Gün gelir çekilen cefa ve imtihanın karşılığını ebedi bir hayatla ödüllendirir.Cehennemide hak edenlerle doldurur.Hikmetinden sual olmaz.Rabbim sizlere sabır bizlere de şükür etmeyi nasip etsin.Doğruluk eğilir ama kırılmaz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı