Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 19 Haziran 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Lahika

ÂYET-İ KERİME MEÂLİ

O gün yüzleri ateş içinde çevrilir dururken, "Ne olurdu, Allah'a ve Peygambere itaat etseydik!" derler.

Ahzâb Sûresi: 66

19.06.2006


HADİS-İ ŞERİF MEÂLİ

Kim helâl yer, Sünnet çerçevesinde amel eder ve insanlar da onun şerrinden emin olursa, Cennete girer.

Câmiü’s-Sağir, c. 3, No: 3597

19.06.2006


İhtiyarlar evin bereket direğidir

Ey derd-i maişetle müptelâ olan insan! Bil ki, senin hanendeki bereket direği ve rahmet vesilesi ve musibet dâfiası, hanendeki o istiskal ettiğin ihtiyar veya kör akrabandır. Sakın deme, “Maişetim dardır, idare edemiyorum.” Çünkü onların yüzünden gelen bereket olmasaydı, elbette senin dıyk-ı maişetin daha ziyade olacaktı. Bu hakikati benden inan. Bunun çok katî delillerini biliyorum; seni de inandırabilirim. Fakat uzun gitmemek için kısa kesiyorum; şu sözüme kanaat et. Kasem ederim, şu hakikat gayet katîdir. Hattâ nefis ve şeytanım dahi buna karşı teslim olmuşlar. Nefsimin inadını kıran ve şeytanımı susturan bir hakikat, sana kanaat vermeli.

Evet, kâinatın şehadetiyle, nihayet derecede Rahmân, Rahîm ve Lâtif ve Kerîm olan Hâlık-ı Zülcelâli ve’l-İkram, çocukları dünyaya gönderdiği vakit, arkalarından rızıklarını gayet lâtif bir sûrette gönderip ve memeler musluğundan ağızlarına akıttığı gibi, çocuk hükmüne gelen ve çocuklardan daha ziyade merhamete lâyık ve şefkate muhtaç olan ihtiyarların rızıklarını dahi, bereket sûretinde gönderir. Onların iaşelerini, tamahkâr ve bahîl insanlara yükletmez.

“Şüphesiz ki rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.” (Zâriyat Sûresi, 51:58.)

“Yeryüzünde yürüyen ve kendi rızkını yüklenemeyen nice canlının ve sizin rızkınızı Allah verir.” (Ankebut Sûresi, 29:60.) âyetlerinin ifade ettikleri hakikati, bütün zîhayatın envâ-ı mahlûkları lisan-ı hâl ile bağırıp o hakikat-i kerîmâneyi söylüyorlar.

Hattâ değil yalnız ihtiyar akraba, belki insanlara arkadaş verilen ve rızıkları insanların rızıkları içinde gönderilen kedi gibi bazı mahlûkların rızıkları dahi bereket suretinde geliyor. Bunu teyid eden ve kendim gördüğüm bir misal: Benim yakın dostlarım bilirler ki, iki üç sene evvel hergün yarım ekmek—o köyün ekmeği küçüktü—muayyen bir tayınım vardı ki, çok defa bana kâfi gelmiyordu. Sonra dört kedi bana misafir geldiler. O aynı tayınım hem bana, hem onlara kâfi geldi. Çok kere de fazla kalırdı.

İşte şu hâl o derece tekerrür edip bana kanaat verdi ki, ben kedilerin bereketinden istifade ediyordum. Katî bir surette ilân ediyorum, onlar bana bâr değil. Hem onlar benden değil, ben onlardan minnet alırdım.

Mektûbât, s. 251

Lügatçe:

derd-i maişet: Geçim derdi.

dâfia: İtici, def edici.

istiskal: Beğenmeme, hor ve hakir görme.

dıyk-ı maişet: Geçim darlığı.

Lâtif: Lütuf ve ihsanda bulunan Allah.

Kerîm: İkram ve cömertlik sahibi Allah.

Hâlık-ı Zülcelâli ve’l-İkram: İkram ve Celâl sahibi Yaratıcı.

iaşe: Geçindirmek, yaşatmak, beslemek.

tamahkâr: Açgözlü, hırslı.

bahîl: Cimri.

zîhayat: Hayat sahibi.

envâ-ı mahlûk: Çeşitli yaratıklar.

lisan-ı hâl: Hal dili.

hakikat-i kerîmâne: Allah’ın varlıklara ikram ve ihsanda bulunması hakikati.

muayyen: Belirli.

bâr: Yük.

19.06.2006


Bediüzzaman’dan terör yorumu

Bediüzzaman Said Nursî, Risâle-i Nur Külliyatında “terör” kelimesini kullanmamıştır. Bunun yerine mânâ açısından daha geniş ve genel olan “anarşi” kavramını sıklıkla dile getirmiştir. Bu kavram, aslında özellikle Fransız ihtilâlinin ardından bir düşünce sistemi olarak ortaya konulan bir akımdır. Ancak ülkemizde bu kavram ağırlıklı olarak “terör” kelimesiyle eş anlamlı olarak ifade edilmiştir. İşte bu sebepledir ki, Bediüzzaman da risâlelerinin pek çok yerinde anarşi ve anarşizm kelimelerini terör ve terörizm mânâsıyla kullanmıştır.

Said Nursî’ye göre anarşi ve terörün en kolay yayıldığı ve taraftar bulduğu zemin, “hem mazlûm kalabalıklı, hem medeniyette ve hâkimiyette geri kalan çapulcu kabileler”1dir. Çünkü baskı altında ezilen, sömürülen, horlanan, aşağılanan kesimler devamlı kendini ezenlere karşı kin ve düşmanlık hislerini taşırlar. Bu tür baskı, haksızlık ve zulmün geldiği mercilere karşı en küçük bir kışkırtmaya son derece hazır vaziyettedirler. İşte bu ve benzeri olumsuz şartlar, anarşistlerin görüşlerini yaymak için bulunmaz bir zemin teşkil etmektedir.

Bediüzzaman, öncelikle terör problemini şöyle tesbit eder:

“Evet, eğer tarihî bir nazarla sahife-i âleme bakacak olursan ve o sayfayı lekelendiren beşerin mesâvisine (kötülüklerine), hatâlarına dikkat edersen, heyet-i içtimaiyede görünen ihtilâller, fesatlar ve bütün ahlâk-ı rezilenin iki kelimeden doğduğunu görürsün.

Birisi: ‘Ben tok olayım da, başkası açlığından ölürse ölsün, bana ne!’

İkincisi: ‘Sen zahmetler içinde boğul ki, ben nimetler ve lezzetler içinde rahat edeyim.’”

Görüldüğü gibi bir Müslüman toplumu bölüp-parçalayan, her türlü sevgi ve saygı bağlarını koparan olumsuzluklar İslâmın iki temel kuralının terk edilmesinden kaynaklanmaktadır:

-Zenginlerin zekât vermemeleri.

-Ekonomik hayata faizin hâkim olması.

Bu iki büyük hata, tıpkı Batı toplumlarında olduğu gibi, anarşi ve terör gibi bir düşüncenin Müslümanlar arasında da neşv ü nemâ bulmasına sebep olacaktır. Gerek kendi toplumumuzda, gerekse diğer İslâm ülkelerinde bunun pek çok örneği yaşanmıştır.

Halbuki, basit gibi görülse de bu iki unsur, bir toplumu oluşturan insanlar arasında sevgi, saygı, karşılıklı hoşgörü, haklara riayet, adalet gibi özelliklerin ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

İnsanların değer verip kabul ettiği mukaddesatın, inancın ve dinî temellerin anarşist düşünüşle yok edilmesi neticesinde toplumu meydana getiren insanların kalplerindeki hürmet, merhamet gibi hasletleri de yok eder. Böyle insanlarca oluşturulan bir toplum ise adeta canavarlaşır.

“Kalb-i insanîden hürmet ve merhamet çıksa, akıl ve zekâvet, o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir; daha siyasetle idare edilmez.”2

Teröre karşı Bediüzzaman, özellikle İslâm toplumları içinde şu beş esasın yeniden canlandırılması ve toplumun belkemiği haline getirilmesi gerektiğini ifade eder:

“Hürmet, merhamet, haramdan çekinmek, emniyet, serseriliği bırakıp itaat etmek.”3

Bediüzzaman, terörizmin insanlık medeniyetinde meydana getirdiği olumsuz etkilere dikkat çeker ve bunların en başında “insanlık medeniyetini alt-üst etmesi” olarak gösterir. Buradan hareketle bir Müslümanda kesinlikle olmaması gerekli bir kötü özelliği şöyle dile getirir:

“Hakikî bir Müslüman, samimî bir mü’min hiçbir zaman anarşiye ve bozgunculuğa taraftar olmaz. Dinin şiddetle men ettiği şey, fitne ve anarşidir. Çünkü, anarşi hiçbir hak tanımaz.”4

Bediüzzaman, özellikle gençlik hevesleri doğrultusunda hareket eden veya o noktaya ulaşmak üzere olan gençlere şu uyarıyı yapar:

“Ey gençler! Sizdeki gençlik kat’iyen gidecek. Eğer meşrû dairede kalmazsanız, elinizdeki gençlik zayi olup, başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette, kendi lezzetinden çok ziyade belâlar ve elemler getirecek. Eğer İslâm terbiyesiyle o gençlik nimetini, iffet ve namus dairesinde, bu güzel ve tatlı nimeti veren Allah’a itaatle geçirirseniz, geçici gençliğiniz sonsuz bir gençliğe; Cennet hayatındaki ebedî gençliğe dönüşecektir.”5

Dipnotlar:

1- Şuâlar, s. 508.

2- Şuâlar, s. 508.

3- Kastamonu Lâhikası, s. 186.

4- Tarihçe-i Hayat, s. 566.

5- Sözler, s. 57.

(Genç Yaklaşım, Haziran-2006 sayısından alınmıştır)

Dr. Veli Sırım

19.06.2006


Müzeyyin

Allah (c.c.), Müzeyyin’dir. Yani, kalpleri ve gönülleri îman ve hidâyet nûruyla tezyîn eden, varlıkları eşsiz derece güzel yaratandır. Her şeyi en güzel biçimde halk eden, donatan ve süslendirip tanzim eden Cenâb-ı Haktır.

Peygamber Efendimizin (a.s.m.) bildirdiği Müzeyyin ismi Kur’ân’da fiil biçimiyle vârittir.

Cenâb-ı Hak bir âyette, “Her ümmete işini güzel gösterdik. Sonra dönüşleri Rablerinedir,”1 bir diğer âyette, “Muhakkak Biz, dünya semâsını yıldızlarla tezyîn ettik,”2 diğer bir âyette, “Dünya semâsını kandillerle, ışıklarla tezyîn ettik,”3 bir başka âyette, “Dünya semâsını kandillerle tezyîn ettik,”4 başka bir âyette, “Onlar üstlerindeki semâyı nasıl binâ etmişiz ve süslemişiz bakmazlar mı?”5 bir diğer âyette ise, “Gökte burçlar kıldık (meydana getirdik). Onları, bakanlar için tezyîn ettik,”6 buyurmaktadır.

Cenâb-ı Hakkın her bahar mevsiminde yeryüzünü üç yüz binden fazla canlı türüyle süslediğini beyan eden Bedîüzzaman, sonra her günde o güzel canlıların çoğunu sırf isimlerinin yeni cilvelerini göstermek için yine Cenâb-ı Hakkın aldığını, hayatına son verdiğini ve böylece gelecek misâfirlerde tezyînât ve güzellikleri tazelediğini kaydeder.

Bediüzzaman Saîd Nursî’ye göre insan biraz düşündüğünde şu tezyînâtın yalnız lezzet almak ve keyif sürmek için îcat edilmediğini anlamakta gecikmez. Çünkü, her bir güzellik âdetâ, ancak tadımlık olarak gösterilmekte, insanın iştahını açmakta, fakat doyurmadan elden gitmektedir. Öyleyse anlaşılmalıdır ki, şu dünyadaki müzeyyenât ve güzellikler, Cennette ehl-i îmân için Rahmet-i Rahmânın hazırladığı nîmetlerin numûneleri ve sûretleri hükmündedirler.

Bedîüzzaman’a göre Kur’ân yeryüzünü bir bahçe, semâyı da kandillerle süslendirilmiş bir dam gibi tasvir etmektedir. Şu fevkalâde güzel ve müzeyyen âlem sarayı, Allah’ın gayet kemâldeki fiillerine delâlet etmektedir. Fiillerin mükemmelliği ise, hiç şüphesiz Fâilin Müdebbir, Musavvir, Hakîm, Rahîm ve Müzeyyin gibi isimlerinin kemâlini göstermektedir.

Bediüzzaman Saîd Nursî’ye göre, “yapma” fiilini ve “inâyeti” çalıştıran, güzel gösterme irâdesi ve süsleme kastıdır. Bu irâde ve kastı çalıştıransa, lütuf ve kerem mânâlarıdır. Öyle ki, her süslü ve müzeyyen varlık, cisimleşmiş bir lütuf ve kerem hükmündedir. Lütuf ve keremi çalıştıran ise, sevdirmek ve tanıtmak mânâlarıdır. Yani, Latîf ve Kerîm isimlerinin arkasında, Vedûd ve Mâruf isimlerini okumak mümkündür. Bu isimlerse Müzeyyin ve Münevvir isimlerini yaratığın güzelliği, hüsnü ve nûrâniyeti lisâniyle okutmaktadır.

Bediüzzaman’a göre yaratıklar, “Mâşaallah, bârekallah! Ne kadar güzel yapılmışlar!” diye takdir edilmeli ve Allah adına sevilmelidir. Semâvâtın yaldızlı yüzünden ve yeryüzünün zînetli yüzeyinden tâ çiçeklerin süslü sîmalarına kadar kalem gezdiren ve hükmeden tezyin ve süsleme hakîkati, Rahîm olan Rabb-i Zülcelâle, kâinatın şehâdeti büyüklüğünde şehâdet etmektedir. Bahar mevsimi bütün zerreleriyle, “Müzeyyin” ismini tanıtmaktadır.

Bütün mevcûdâtta görünen hikmet içindeki intizâm, inâyet içindeki tezyin, rahmet içindeki taltif, adâlet içindeki tevzin, bütün fiillerle beraber Sani-i Hakîmin varlık ve birliğine işâret ettikleri gibi, âhiretin ve ebedî saadetin de îcat ve vücutlarına delâlet etmektedirler.

Cennetteki kadınlar Cennet kadar güzeldirler, Cennet derecelerinin dünyadan yüksekliği nisbetinde, onların güzellikleri de yüksek olmaktadır. Cennet de onlar ile müzeyyen olmakta ve onlarla süslendirilmektedir. Öyle ise, Allah’ın güzel yarattığı insanlar dünyada dahi güzel görünmelidirler. Her türlü çirkinlik ise Cemîl, Müzeyyin, Latîf ve Hakîm isimlerine karşı edepsizlik hükmündedir.

(Risâle-i Nur’da Esma-i Hüsnâ)

Dipnotlar:

1- En’am Sûresi: 108.

2- Sâffât Sûresi: 6.

3- Fussilet Sûresi: 12.

4- Mülk Sûresi: 5.

5- Kaf Sûresi: 6.

6- Hicr Sûresi: 16.

19.06.2006


Evrâd-ı Kudsiye'den

44. Tâ hâ, Tâ sin mim, Tâ sin, Yâ sin, Hâ mim, Ayn sin kaf. O iki denizi salıverdi, ki o denizler birbirleriyle karşılaşırlar. Aralarında ise bir engel vardır; birbirlerine karışmazlar.

45. “Allah Teâlâ ki, Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O Hayy’dır; ezelî ve ebedî hayat sahibidir. O Kayyûm’dur; varlığı için hiçbir sebebe ihtiyacı olmadığı gibi, bütün eşyâ Onun yaratmasıyla ve tedbiriyle devam eder ve vücutta kalır, beka bulur. Onu ne uyuklama tutar, ne de uyku, gafletin hiçbir çeşidi hiçbir zaman Ona ârız olamaz. Göklerde ne var, yerde ne varsa Onundur. Onun katında, Onun izni olmaksızın kim şefaat edebilir? O bütün yaratıklarının geçmiş ve gelecekteki bütün hallerini bilir. Onun yaratıkları ise, Onun dilediği kadarından başka, İlâhî ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Onun hâkimiyet ve saltanatı gökleri ve yeri kuşatmıştır. Gökleri ve yeri tasarrufu altında tutmak Onun kudretine ağır gelmez. En yüce ve en büyük olan da ancak Odur.”

19.06.2006


Zübeyir Gündüzalp'in kaleminden

Herkesin mizacı bir olmaz

Hizmet-i iman meydanına yeni girenlerin veya fıtrî hususiyet taşıyanların iplerini uzat. Onları pek sıkma, kabiliyetine göre kaldırabileceği bir hizmet göster. Herkesin mizacı bir olmaz. Bu dirayet ve feraseti, müsamaha ve şefkati gösteremezsen, onun ipini koparmış, kaçırmış, bir adam kaybetmiş olursun. Bu acemilik, bu hamlık ve idaresizliği yapmamak için sık sık kendinle konuş, idare ve müsamaha icaplarını zaman zaman oku ve kendine ihtar et.

19.06.2006


Risâle-i Nur’daki manevî zevk çocukları celbediyor

Risâle-i Nur’da öyle manevî zevk ve cazibedar bir nur var ki, mekteplerde çocukları okumaya şevkle sevk etmek için icat ettikleri her nevî eğlence ve teşviklere galebe edecek bir lezzet, bir sürur, bir şevk Risâle-i Nur veriyor ki, çocuklar ve ümmî ihtiyarlar böyle hareket ediyorlar. Hem bu hal gösteriyor ki, Risâle-i Nur kökleşiyor. İnşaallah, onu hiçbir şey koparamayacak, ensal-i âtiyede de devam edip gidecek.

Kastamonu Lâhikası, s. 87

19.06.2006


BİR KISSA, BİN HİSSE

İzettin ibn-i Nuaym Hazretleri tasarruf sahibi büyük velilerdendi. Bir gün Hama Hükümdarı onu denemek için birkaç tulum şarap gönderdi.

Şeyh bu saygısızlığa kızdı, ama belli etmedi. Müritlerine:

“Tulumları açın.” dedi.

Müritler:

“Efendimiz. Bunlar şarap tulumlarıdır.” Dediler.

Şeyh:

“Hayır. Dostun gıybetini yapmayın. Onlar bal tulumlarıdır. Tulumları açın.” dedi.

Müritler tulumları açınca gerçekten tulumların iyi cins bal ile dolu olduğunu gördüler. Şeyh bu balın bir kısmını müritlerine yedirdi. Bir kısmını da tulumların içinde Hama Hükümdarına geri gönderdi.

Hükümdara ayrıca bir tulumun içinde pamukla ateş gönderdi.

Hama hükümdarı şarap tulumlarının bala döndüğünü, pamuğun da ateşin yanında bir tulumun içinde yanmadan geldiğini görünce utancından kıpkırmızı kesildi.

Bu kerametten, kıskançlık ateşinin yumuşak huya zarar vermeyeceğini anlayan hükümdar, tövbe edip Şeyhten özür diledi.

Süleyman KÖSMENE

19.06.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004