Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 25 Haziran 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Görüş

Başı göğe erenler

Yakın zamanda çıkan haberlerin birinde bir kuruluşun yaptığı anket sonuçlarına yer veriliyordu. Bu ankete göre, 2001-2005 arasındaki dönemde başını örtmeyenlerin oranı 15-17 yaş grubunda 19.3, 18-24 yaş grubunda ise 8.4 puan yükselmiş.

Her şeyi artık sebeplerde arayan, büyük oranda dünyevîleşen bir neslin geldiği çok acı bir noktadır aslında bu durum. Çeşitli mazeretlerle, ‘Ne yapalım mecburiyet var’ bahanesiyle, daha çok rızık endişesinden kaynaklanan bir güvensizliğin ve modernitenin bir kandırmacası olan ‘ekonomik özgürlük’ kavramının bir sonucudur belki de. Yani Allah’ın rızkı garanti etmesi, acaba artık güven vermiyor mu ki, dindar genç kızların çoğu üniversiteye gitmek gerekliliğini hayatlarının olmazsa olmazı sayıp bu uğurda tesettürden vazgeçebiliyorlar veya onu dönüştürerek anlamsız bir hale getirebiliyorlar? Ve iktisat, kanaat gibi düsturlar yeterli gelmiyor mu ki, dindar genç erkekler de ‘Ne yapalım hayat zor, çalışan bir eşim olmalı’ diyerek tesettürden taviz veren kızlarla evlenmeyi tercih ederek, bu konuda idealist davranan genç kızları bir anlamda cezalandırıyorlar?

Oysa Kur’ân, Allah’a güvenen ve O’na tevekkül edenlerin elde ettikleri güzel sonuçları anlatan kıssalarla doludur. Meselâ, Hz. Musa’nın annesi bebeğinin hayatından endişe ettiği halde aldığı vahiy doğrultusunda onu bir sandığa koyarak akmakta olan Nil nehrinin sularına bırakmakta tereddüt etmemiştir. Sandığın devrilip devrilmeyeceğini, su alıp almayacağını veya sandığı kimlerin bulacağını bilmeden Rabb’ine olan tevekkülü ile kendisine ilham olunan davranışı büyük bir sabırla yerine getirmiştir. Sebeplere değil Allah’a itimat etmiştir. Ve Yüce Allah her zaman olduğu gibi vaadini gerçekleştirerek Hz. Musa’yı tekrar kendisine sağ salim geri vermiştir. Zira O, Sadıkü’l-Va’dü’l-Emin’dir.

Kur’ân’da geçen bir âyette şöyle denir: ‘... Kim Allah’tan korkup-sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu gösterir; ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah’a tevekkül ederse, O, ona yeter. Elbette Allah, Kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir. Allah, her şey için bir ölçü kılmıştır.’1

Bizim durumumuz uçurumdan düşerken ortada dala yapışan bir adamın durumu gibi aslında. Allah rızkı garanti etmiş ama nefis ille sebepler dairesinde bir garanti arıyor ve bunu elde etmek için Allah’ın emri ve garantisi de olsa sebepler dalını bırakmak istemiyor.

5-6 sene öncesine kadar tesettürlü olmayan bir bayanın namaz kılıyor olması beni sevindirirdi. Zira bu durum, tesettürsüz bayanların namaza başladığını gösterirdi. Ama günümüzde, namaz kıldığı halde tesettürsüz olan bayanların durumu, büyük oranda önceden tesettürlü olan dindar bayanların tesettürden uzaklaştığını gösteriyor. Nitekim bu makalenin başındaki anket sonuçları da bu tehlikeye çok net bir biçimde işaret ediyor. Modernite, zorla yaptıramadığı tesettürsüzlüğü, bir üniversite veya iş havucunu göstererek gönüllü bir şekilde yaptırıyor. Ve önce iffetin sembolü olan başörtüsü ikide bir çıkartılarak, onun önemi basit bir bez parçasına indirgenerek, gerektiğinde kolaylıkla çıkartılabilecek bir rozet, bir ayakkabı gibi görülünce, sonrasında maalesef zamanla bütün kıyafetlerde ehl-i dünyayı taklit eder bir vaziyete düşülebiliyor. Zira taviz eğik bir düzlem gibidir. Bir kere taviz verildi mi onun nerede sonlanacağı bilinemiyor. Modernite sanki tesettürsüz bir İslâmiyet dizayn etmeye çalışıyor günümüzde. Ve dindar kesim bu tehlikenin farkına varıp kendisine gelmezse, korkarım ki birkaç nesil sonra sokakta başörtülü genç kız görememek hiç te uzak bir ihtimal değil.

Başörtüsü yasağını başlatan ve uygulayan yetkililerden birinin ‘Yasağa bu kadar kolay teslim olunacağını tahmin etmemiştik’ demesi dindar kesimi davalarına sadakat noktasında ne kadar düşündürmüştür acaba? 20-30 yıl önce kimsenin taviz vermediği bir konuda, bugün ne oldu da bu kadar kolay teslim olundu? ‘Bu sarık bu başla beraber çıkar’ diyerek sarık gibi bir şeair için hayatını ortaya koyabilen Bediüzzaman’ın eserlerini okuyanlar, farz olan başörtüsünden taviz verebilirler mi? İşin diğer bir boyutu da bu yasağın kaderî ciheti acaba ne kadar düşünülüyor?

Maksadım birilerini yargılamak veya birilerinin üzerinden İslâm fedailiği yapmak değil kesinlikle. Ama artık idealist davranıp da başörtüsünü açmayanların dindar camia tarafından bile anormal karşılandığı ve hatta cezalandırıldığı, tesettürsüzlüğün çok normal birşey olarak görüldüğü ve kanıksandığı bir zamanda tesettür gerçeğinin daha sık gündeme getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Unutmayalım ki, Allah herkesin rızkına kefildir. Kimse açlıktan ölmez. Ama Allah insanların onuruna kefil değildir. Dünyayı kazanmak için ahireti rüşvet vermek, insanları onurlarından da ederek, dünyalarını da ahiretlerini de kaybetmek gibi büyük bir uçuruma sürükleyebilir.

Başörtüsü, başını göğe erdirenlerin dâvâsıdır. Başörtüsü, sebeplerden vazgeçip Allah’a tevekkül eden kahramanların iffetidir, onurudur. Ve zaman, Hz. Musa’nın annesi gibi tevekkül içinde olabilme zamanıdır.

Dipnotlar:

1. Talak Sûresi, 2-3

Hasan YÜKSELTEN

25.06.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004