Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 06 Aralık 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Aile

Sanal sapkınlık: Bastırılmış ‘gerçek kişilikler’in ‘sahte kimlikler’le ortaya çıkışı

Teknolojik gelişmelerin hayatımız için bulunmaz bir nimet olduğu bu dönemde, bir çok yanlış da hayatımıza bu yolla girmeye başladı. Bunların en başta gelen ve aile kurumunu en çok tehdit edeni ise, sanal ilişkiler!

Sanala bahaneler

Sanal ilişkiler, utangaçlık, sıkıntı, ruhsal sorunlar, eşle işlerin yolunda gitmemesi, aradığı gerçek mutluluğu bulamama, önce merak edip başlayıp, sonra kendine hakim olamama, kendi görüntüsünü beğenmeyip aşağılık kompleksi yaşayarak sanal ortamı tercih etme gibi, onlarca bahanenin arkasına saklanmış bir sapıklık eğilimidir. Bahanesi her ne olursa olsun, tamamen fantezilerden oluşan, gerçekle bağlantısı olmayan, kendini karşısındaki kişiyi tatmin edecek bir “obje” haline getirici son derece çirkin bir durumdur.

Sanal âlemde kimler var?

Kadın-erkek, eğitimli-eğitimsiz, evli-bekâr, yaşlı-genç hatta çoluk çocuk birbirlerini hiç tanımadan sanal ortamda rast gele bulunabilmekte ve bir süre sohbetten sonra yanlış ilişkilere başlayabilmektedir. Bir çoğu farklı bir kimliğe bürünüp kendi gerçek kişiliğini sakladığı için, ekran başında rahat rahat bir şeyler yaşamaktadır. Gerçek hayatta uymak zorunda oldukları ahlâk kurallarını, gelenekleri tamamıyla göz ardı edip, sosyal hayatta bastırdıkları davranışları açığa çıkararak, yani “gerçek kişilikleri”, ama “sahte kimlikleri” ile aklınıza gelecek her türlü ilişki düzeyini yaşayabilmektedirler.

Başlangıçta kişilere hoş gelen bu durum, zaman içinde psikolojilerinin bozulmasına sebep olmaktadır. Yapılan davranış, dengeli olmadığı için, ilerleyen zamanlarda “suçluluk duygusu” ortaya çıkarmaktadır. Çünkü kişi tanımadığı biriyle hayatıyla ilgili çok fazla mahrem konu paylaşmakta, hatta bir süre sonra ilişkilerin boyutları inanılmaz düzeylere varabilmektedir. Ancak bilgisayar başında ki herkes için geçerli korkunç bir ihtimal vardır: Belki de karşılarındaki kendi kız kardeşidir. İşte bu belirsizlik duygusu kişiyi son derece huzursuz etmekte ve öz saygısını azaltarak kişinin kendisinden nefret etmesine sebep olmaktadır.

Çünkü ne kadar sanal olursa olsun yapılan şey illegal bir ilişkidir.

Ayrıca bu sanal kimlikli, sanal durum kişilikte iç çatışmalar doğurmaktadır. Ahlâkî kaidelere dikkat eden davranışlarıyla toplumda takdir gören nice “hanımefendinin/beyefendinin” adres defterindeki onlarca kadınla/erkekle saatlerce (üstelikte % 90 eşinden/ anne- babasından habersiz) sohbet etmesi ne kadar ahlâkî bir davranış olabilir ki?

Bunun için, sanal âlemde her saniye bozulmakta olan ruh sağlığınız da bir süre sonra hayatınızı çekilmez hale getirmeye başlamadan, lütfen hayatınızın kontrolünü elinize alın ve bu alışkanlıktan sıyrılmaya çalışın. Bağımlılık yapan bu duruma karşı tek başınıza irade koyamıyorsanız, çevrenizdekilerden yardım isteyin. Ayrıca psikologların da terapi konularına giren sanal yaşantı için, gerekiyorsa, mutlaka bir uzmandan da destek alın.

Daha kimler var kimler: Kadınlar,

erkekler ve şeytan da çevrim içi

“Ama sesimiz gitmiyor, hem ben kamera açmıyorum, sadece sohbet ediyoruz” diye dursun savunma mekanizmalarınız. Gerçek şu ki, sesiniz tuşlara indiğinde karşıda kimin olduğu ve kime ne dendiği çok önemli. Şunu da belirtelim ki, bu sanal durum da gerçekte bir aldatmadır. Çünkü, aldatmak, aldatılmak dediğimiz durum önce beyinde başlayan bir durumdur. Sonra bazıları sanal âlemde kalır, bazıları gerçeğe akar gider. Tabiî ki, kişi de tek bir şey yoksa: Sağlam bir kişilikle desteklenmiş, sapasağlam bir inanç.

O yüzden, eğer internet başında bir sapkın davranış sergiliyorsanız, kişiliğinizi ve inancınızı bir gözden geçirmelisiniz. Çünkü sanal olsun, hayâl olsun, gerçek olsun şeytan gittiğiniz her yerde yanınız da, hem de tam yanı başınızdadır. Her zaman çevrim içidir ve sizin vereceğiniz bir fırsatı kollamaktadır.

Bu teknolojiyi doğru amaçlarla kullananlar için sözümüz meclisten dışarı olmakla birlikte şunu da hatırlatmakta yarar var: Sanal âlemde karşınızdakiler sizin kim olduğunuzu bilemeyebilir, ancak her şeyin bilindiği bir mekâna gittiğimizde perdeler açılacak ve bütün kimlikler ortaya çıkacaktır. O yüzden hiçbir zaman yalnız kalmadığınızı ve her halinizin ahirette kapalı gişe izlenecek bir film olduğunu unutmayın!

Feyza Keleş GİZLİGİDER

06.12.2006


Vasat dünya sendromu

18 yaşındaki bir genç, o tarihe kadar televizyon ekranından 32 bin cinayet ve 40 bin cinayete teşebbüs olayına şahitlik etmektedir.

Araştırmalarda, televizyon yoluyla sunulan şiddetin gerçek dünyadakinden fazla olması sebebiyle, birçok insanın gerçek dünyayı olduğundan daha vasat ve bayağı görmekte olduğu, bunun sonucunda da güvenlik kaygısı yaşadığı gerçeği ortaya çıkmıştır.

İletişim bilimci Gerbner tarafından “Vasat dünya sendromu” olarak adlandırılan bu durum çok fazla televizyon izleyenlerin dış dünyaya karşı korkulu ya da güvensiz bir tutum sahibi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Yani bu izleyiciler, artık gerçek dünya ile televizyon yolu ile oluşturulan dünyayı birbirinden ayırt edemez hale gelmiş ve televizyonda gördükleri olayların bir çoğunu gerçek hayatla birleştirmişlerdir.

Kısacası, televizyonda izlediğimiz filmlerin, dizilerin senaryoları bir süre sonra, sanki gerçek hayatta yaşanmış olaylar gibi görülmekte, bunun sonucu toplum tarafından hiç kabul görmeyecek sapkın yaşantı biçimleri yavaş yavaş toplumca kanıksanmaya başlanmaktadır. Bunun sonucu yapılan her ahlâksızlık v.b. olay, normal ve yaygın algılanarak toplum tarafından kabul edilmekte, böylece toplum ahlâkı yıpratılmaktadır.

Siz bu sendroma kapılmaya razı mısınız? Biz razı değiliz. Bu yüzden de toplumda bir televizyon izleme kültürü geliştirmek için “Bizim evde film çekilmesin!” kampanyasını yürütüyoruz.

Siz de bu kampanyanın bir parçası olabilirsiniz!

Televizyon yayınlarından her türlü rahatsız-lığınız için RTÜK 444 0 178 nolu telefonu arayabilirsiniz. Ayrıca bu konudaki tepkilerinizi, görüş ve tekliflerinizi: aile@yeniasya.com.tr adresinden bizlere ulaştırabilirsiniz.

Sizden gelenler

Şiddet ve saldırganlık kendini ifade edebilmeye çalışan zavallı insanların seçtikleri yollardır. Baskı altına alınmış bazı duyguların ortaya çıkmasında da, seçici davranılmadan izlenilen televizyon programlarının etkisi acı sonuçlar doğuracaktır.

Çocukların tertemiz ve inanılmaz hayâl güçlerini bu kirlenmişlikle doldurmaya hakkımız yok. Televizyonun toplumumuzda daha fazla ahlâkî çöküntüye sebebiyet vermesini engellemek eli-mizde. Şöyle ki: Evlerimizde televizyon bir kaçış noktası haline getirilmeden, sorunlarımızı diyalog kurarak çözen bir aile ortamı oluşturmalıyız.

Yeni Asya gazetesinin bu kampanyasına sonuna kadar destek veriyor ve gösterdikleri toplumsal duyarlılık için tebrik ediyorum.

Şükran Solmaz (İç Mimar)

06.12.2006


Yine altı pişti bebeğimin

Yeni doğan bebeğin, doğduğu andan tuvalet eğitimini alana dek bezlenmek gibi bir çözüme ihtiyacı olacaktır. Bebek çişi ve kakası bebeğin son derece hassas cildi üzerinde çok tahriş edici olabilir. Bebek cildi üzerinde bulunan koruyucu yağ tabakası bu atıkların cilde zarar vermesini önleyemez ve ciltte kızarıklıklar, soyulmuş gibi görüntüler oluşmasına sebep olabilir. Bu da genel anlamda pişik denilen sorunu oluşturur.

İster kumaş, ister kâğıt bez kullanın, zaman zaman bebeklerinizin poposunda parlak kırmızı renkli tahriş bölgeleri ortaya çıkar. Bu başlangıç dönemindeki pişiklerin büyük çoğunluğu çok kısa sürede geçer. Fakat bazen de iyileşmeyip daha büyük sorunlara yol açabilir. En sık görülen pişik bölgesinde mantar ve bakteri enfeksiyonlarının soruna eklenmesidir.

Altını sık değiştirmek, ıslak bırakmamak, temizliğine dikkat etmek gibi basit tedbirlerle, bebeğimizi pişikten veya daha ciddî durumlardan kolayca koruyabiliriz. En önemli konu bebeğin kirli bez ile uzun süre kalmasını önlemek ve sık değiştirmektir. Bebeğin altının sürekli kuru olması en önemli konudur. Bez değiştirme sırasında altını su ile yıkamak yararlı bir yöntemdir. Alt silme bezleri içerdikleri kimyasal maddeler sebebiyle alerjiye veya tahrişe yol açabilir. Su ve bebek sabunu ile temizlemek ve arkasından bir süre açık bırakarak kurumasını sağlamak yararlı olacaktır.

Herkesin yaptığı yanlış: PUDRA

Bebek pişiklerinin önlenmesi amacıyla sıklıkla yapılan yanlışlardan biri pudra kullanımıdır. Pudralar bebek cildinin gözeneklerini tıkayarak hava almasını engellerken pişik oluşumuna zemin hazırlarlar.

Bebeğin altı bağlandıktan sonra naylon bir külot (muşamba) veya sızdırmayı engelleyici katman koyulmamalıdır. Cildin hava almasını engellediği gibi nemin de içeride kalmasına sebep olarak pişiklerin oluşumuna sebep olur.

Özellikle pişik kremlerine rağmen 3-4 gün devam eden olgularda, maya veya mantar enfeksiyonu düşünülür. Eğer pişik alanlarında sivilcemsi yapılar, küçük kabarcıklar görülüyor ise mikrobik enfeksiyonlar düşünülmeli ve hekime gidilmelidir.

Fatma KARAKISA

06.12.2006


Boy babadan, kilo anneden

Kısa ya da şişman olup, bu durumun sebeplerini merak edenlere İngiliz bilim adamlarından cevap geldi. Uzmanlar, iki yıldır devam eden bir araştırmada elde ettikleri bilgiler ışığında, “kısaysanız babanızı, şişmansanız annenizi suçlayın” diyor.

Bir araştırma kapsamında bin anne baba ile çocuklarının boyları ve kilolarını inceleyen ve aralarındaki ilişkiyi ortaya çıkarmaya çalışan İngiliz bilim adamları, kişilerin boy ve kilolarının belirlenmesinde genetik faktörlerin önemini gözler önüne serdi.

Araştırmalar babanın kilosunun çocuğun kilosunu belirlemekte pek bir etkisi olmadığını ortaya çıkardı. Ancak uzun boylu babaların çocuklarının da boylarının uzun olduğu belirlendi. Çocukların boylarının uzun olmasında doğumdan sonraki çevresel faktörler ve beslenme etkili olduğu kadar babanın boyunun uzun ya da kısa olması da belirleyici oluyor.

Bir çocuğun doğum kilosunu ya da doğumdan sonra vücudundaki yağ oranını etkileyenler arasında ise annenin kilosunun önemli bir payı var.

Uzmanlar bu durumun şişman ya da zayıf annenin rahim ortamındaki farklılıktan kaynaklandığını belirtiyor. Şişman annelerin kanındaki şeker oranının da daha yüksek olduğu, anne karnındayken bu durumdan etkilenen bebeklerin doğum kilosunun ve ileriki yaşlardaki kilosunun daha yüksek olduğu belirtiliyor.

06.12.2006


Hırsızlık yapan çocuk annesini arar

Winnicott isimli bir bilim adamı “hır-sızlık yapan çocuk annesini arar” demiştir. Yani hırsızlık bir anne yokluğu neticesidir. Anne hayatta olabilir. Hayatta olmaması, şüphesiz daha büyük bir kayıptır. Ancak hayatta olduğu halde gerçek bir anne davranışı gösteremeyebilir. Özellikle sevgi, şefkat, ilgi konularında çocuğuna sıcak analık yapamayabilir. İşte Winnicott bu tip annelerden bahis etmektedir.

Burada belirtilen ve çocuğun hırsızlığa teşebbüsünde anne yoksunluğu olarak da bildirilen olaya tıpta “Anne yoksunluğu sendromu (Carence Maternelle)” denilmektedir. Çocuk anne noksanlığı sendromunda olduğunu tabiî ki bilmez ancak mutsuzluğunun farkındadır. Çocuğu azarlamak veya korkutmak asla faydalı değildir. Zira çocuk bilinçaltı uyarılara mukavemet edemez. Yani içinden gelen duygularını büyükler gibi yerine göre maskeleyemez.

Sevgisiz anneler çocuk için birinci plânda şanssızlıktır. Yine şöyle bir söz vardır: “Her anne babanın çocuğu vardır, ancak pek çok çocuğun anne ve babası yoktur.” Ne kadar anlamlı değil mi? Şüphesiz insanın çocuğu olmuşsa anne ve baba olmuştur. Ancak her çocuğun anne ve babası yoktur denmekle, şeklen var ama sevgi, şefkat, ilgi anlamında yok anlamındadır.

Aslında gerçek anne ve baba olabilmenin yolu, çocuğa karşı, samîmî sevgi, şefkat ve ilgiden geçmektedir. Samimiyetle belirtmek isterim ki para ve ekonomik durumlar ikinci planda mühimdir. Parasız yapılabilecek o kadar çok çocuk hizmetleri vardır ki, bunları bilip de bu hizmetlerin çocuğa götürülmediğini görmek gerçekten herkes gibi bizleri de çok üzmektedir. Sevgi, ilgi, şefkat ve buna bağlı özellikler çocuk psiko-sosyal gelişiminde pek önemlidir.

Görüldüğü gibi bunların da direkt olarak para ile ilgisi yoktur. Sevgi, şefkat, ilgi gibi görünümler sözgelimi bakkaldan para ile satın alınacak şeyler midir? Öyle ise ekonomik yönden yetersizlik duyan aileler ve herkes bu gerçekleri göz ardı etmemelidir.

İşte sevgi denilen o tılsımlı kelime iyi kavranmalıdır. Çocuk da yakınlarından ilk önce bunu istemektedir.

Şenay ÖZER

06.12.2006


Kokuların inatlarını kırın

Balık kokusu inatla ellerinizi terk etmiyor mu? Hemen bir limonu ikiye kesip ellerinizi onunla ovun. Kokular daha fazla direnemeyeceklerdir.

Balıklı kızartma tavası ve tabaklarınızı sakın kaynar suyla yıkamayın, çünkü kaynar su bütün inatçı kokuların işbirlikçisidir! Önce bir güzel soğuk sudan geçirin, sonra dilediğiniz gibi yıkayabilirsiniz. Yumurta kokusunun da bardak ve tabaklarınız üzerindeki inadını aynı şekilde kırabilirsiniz.

Evde lahana ya da karnabahar pişerken etrafa yayılan kokuyu hepimiz biliriz. Bunu önlemenin bir çaresi var; tencereye birkaç dilim ekmek koymak. Ekmeğin ufalanıp dağılmasını önlemek için temiz bir tülbent sarmanızı tavsiye ederiz.

Yayılan balık kokusunu gidermek için ocakta birkaç dakika limon yakın. Göreceksiniz kokudan eser kalmayacak.

06.12.2006

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004