Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 10 Mayıs 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Aile

Babalar sınırları koyar, annelerse hatırlatır

Çoğu zaman şahit olmuşuzdur; çocukları olan ailelerle bir arada olduğumuzda, çocuklar karşılıklı konuşmaya izin vermezler, sürekli araya girerler, masadaki yiyecekleri saldırırcasına alırlar, masanın düzenini bozarlar, masanın üzerine çıkarlar. Anne ya da babaları ise “Bu çocukla ne yapacağımı bilemiyorum. Bütün gün bağırmam gerekiyor ama bu da bir işe yaramıyor. Ne isterse onu yapıyor” şeklinde yakınırlar. Günlük hayatta tabiî olarak yaşanan bu sahne, göründüğünden daha öğreticidir; çocuğun bu tavrı, ailenin otorite karşısındaki güçsüzlüğünün bir delilidir.

Bu güçsüzlüğün bir sebebi, anne ya da babanın kendi kişisel hayat hikâyesinde yatmaktadır. Muhtemeldir ki; ebeveynler kendilerinde sınır koyma hakkı görmemekte, ebeveynlik rolünde kendilerini “meşru” hissetmemektedirler. Ayrıca kendi ebeveynleri de geçmişte “ebeveynlik kapasitelerine” güven duymalarını sağlayacak tarzda davranmamışlardır.

“Ebeveynlik rolünde kendini iyi hissetmek” için çocukluğumuzda otoriteyle çok fazla problem yaşamamış olmamız önemlidir. Eğer gevşek eğitim vermiş bir aileden geliyorsak, sahip olamadığımız sınırları ya da kesinliği çocuklarımıza aktarmamız zordur. Tam tersine, çok baskıcı bir eğitim söz konusuysa, maruz kaldıklarımızı çocuklarımıza yaşatma korkusu da sınır koymamızı engeller. Çoğu zaman bilinçaltında olan bu korku, birçok problemin temelini oluşturur. Eğer yetişkin, çocukların karşı koymalarına sınırlar koymada yetersiz kalıyorsa, onları uyarmıyorsa, çocuklar bu karşı koymaların onaylandığını hatta hoşlanıldığını düşünerek tutumlarını pekiştirirler. Yetişkinin koyduğu sınır ya da kurallara inanmadığı ya da kendisini suçlu hissettiği durumlarda da sonuç aynıdır.

Bu kişisel engeller, sınır koyma konusunda zorlanmamızın tek sebebi değildir. Çocuklara sınır koyarken, bu sınırların neye yaradığını da bilmemiz gerekir. Maalesef günümüzde çocuk eğitiminde sınırların çoğu zaman ihmâl edildiğine şahit oluyoruz. Bu açıdan aileler bu sınır ve kuralları kendileri için, kendi rahatları için koyduklarını düşünüyorlar. Çocuklarına şiddet uyguluyormuş gibi hissetme, özgürlüğünü kısıtlama, kişiliğini baltalama korkuları da cabası.

Halbuki tam tersine sınırlar, çocuğun gelişimi için son derece önemli ve gereklidir. Sınır konmayan bir çocuk özgür değildir. Çünkü güdülerinin esiri olmuştur. Mutlu bir çocuk değildir. Çünkü endişelidir.

Çocuk tabiatı gereği “hemen”, “şimdi” memnuniyeti hedefler.

Bir şey mi istiyor? Hemen onu alır. Memnun değil mi? Vurur ya da kırar. Bu kısa vadede hoşlanılan bir durum olabilir, ancak uzun vadede bedeli ağır olur. Sınır konmayan çocuk, kendi kendini kontrol etmeyi öğrenemez, isteklerinin hemen gerçekleşmesi ön plândadır, endişelidir, “düşünmek” ve “yapmak” zihninde bütünleşmiş iki eylemdir. Bu da onda suçluluk duyguları oluşturur: “ya kardeşimin ölümünü istersem ve onu öldürürsem (çünkü şimdiye kadar bana hiçbir şey yasaklanmadı)!”.

Gevşek bir yetişkin, çocuk için rahatlatıcı bir yetişkin değildir. Çocuklar pek bilincinde olmasalar da sınır ya da kural konmasını isterler. Zaten yetişkinleri, onların dayanma sınırlarını zorlayarak sınır koymaya doğru iterler. Bu tutum, sınır talep etmenin bir yoludur. Eğer gerçekleşmezse kendileri bir çare bulurlar ve genellikle “bedenlerini” kullanarak bunu yaparlar: düşerler, yaralanırlar vs. Böylece kendi kendilerine sınır koymuş olurlar.

Çocuklarımızdan ne isteme hakkına sahibiz?

Gerekli sınırlar çocuklara şunları öğretmelidir:

Kim olduğunu bilmek: O, bir “hayvan” değil bir insandır. Dolayısıyla tırmalayarak, ısırarak vs. davranamaz. İnsanlar konuşurlar, anaokulunda olsalar bile.

Yerinin ne olduğunu bilmek: O, anne ve babasının çocuğudur, bir yetişkin değil. Aile hayatını kendi istediği gibi yönetemez, anne ve babasıyla arkadaşlarıyla konuştuğu gibi konuşamaz. Çocuk, anne ya da babasıyla evlenemeyeceğini, onların kendisi doğmadan önce de “çift” olduğunu, zaten bu sayede kendisinin dünyaya geldiğini anlamalıdır. Böylece çocuk, anne ve babasına, onların özel “an” ve “mekân” larına saygı duymayı öğrenir. Onların yatak odalarına kapıyı vurmadan girmez, onlarla birlikte yatmaz.

İçinde yaşadığı toplumun kurallarını anlamak: Her istenilen yapılamaz. Her şeye hakkımız yoktur. Her istediğimizi anında elde edemeyiz. Bunları öğrenen çocuk, markette her istediğinin alınması için kendini yerden yere atmaz. Ve bir şey elde etmek, amaca ulaşmak için her zaman ödenecek bir bedel vardır. Bol antrenman yapmadan iyi bir yüzücü olunmaz. Çalışmadan okulda iyi notlar alınmaz.

Ve en önemlisi çocuk, sınır ve kuralların sırf kendisini sıkmak, rahatsız etmek için yetişkinler tarafından icat edilmediğini anlamalıdır. Yetişkinler, kendileri de bu sınır ve kurallara uymaktadır. Çünkü hayat böyledir. Sistem böyle işler.

Sınırları kim koyacak?

Şöyle diyebiliriz: Kuralları ve sınırları babalar koyar; anneler bu sınırları hatırlatır. Çocuğa, babası yanında değilken de bu sınır ve kurallara uyması gerektiği, onun eğitimi ile ilgili her şeyde babanın söz sahibi olduğu anlatılmalıdır. Niçin? Çünkü bir ailede çocuklara sınır ve kurallar koymanın amacı, onların sosyal hayatta var olan kuralları, yasaları anlamasını ve bunlara uymasını öğretmektir.

Tuğba VERGİLİ

10.05.2007


Kısa boylu çocuğa yaklaşım

Bir bebek nasıl büyür? Bir takım belirtileri saptamak amacıyla çılgınca boy ve kilo eğrilerini inceleyen titiz ebeveynlerin korkularının aksine bebek kendisi için normal olan bir düzende büyür. Bir bebeğin gelecekteki boy ve ağırlığı büyük ölçüde döllenme anında belirlenmiştir. Doğum öncesinde içinde yaşadıkları şartları yeterli olan, doğum sonrasında da sevgiden ve gıdadan yoksun bırakılmayan bebeklerin çoğu eninde sonunda genetik potansiyellerini gerçekleştirirler. Genellikle hayatın ilk üç yılında büyüme hızında ve boyunda sapma olması çok sık olmayıp ebeveyn boylarıyla ilgili olup sıklıkla normaldir. Ufak tefek ebeveynden olan iri bir bebeğin büyüme hızı genellikle ikinci yılın sonunda azalmaya başlayarak kendi genetik potansiyeli doğrultusunda devam eder. Aksine iri anne babası olup sağlıklı prematüre bir bebeğin büyüme hızı özellikle ilk altı ay içinde çok hızlı bir artış gösterir. Özellikle üç yaşından sonra görülen büyüme hızındaki sapmalar anormal olup incelemeyi gerektirir. Ergenlik döneminde büyüme hızında tekrar hızlı bir artış olur. Ergenlik döneminde nihaî boya ulaşılır.

Normal boy uzaması genetik, beslenme ve hormonların uygun etkileşimi sonucu olur.

Boyun genetik olarak belirlenmesi esas olarak anne ve bebek boylarının ortalamasına dayanmaktadır. Yapılan araştırmalar erkek çocukların bu ortalamanın biraz üstüne kız çocuklarının da biraz altında kaldıklarını göstermektedir.

Büyüme eğrileri doktorlara bebeğin hangi noktada normalden ayrıldığı konusunda, anne ve babanın ölçüleri (boy ve kilo) çocuğun beslenme durumu ve genel sağlık durumu da dikkate alınarak, inceleme gerekip gerekmediği konusunda yol gösterirler. İlk yıl boyunca büyüme sıçramalar halinde gerçekleştiği için büyümenin çok az ya da çok fazla olduğunu gösteren tek bir ölçüm önemli olmayabilir. Yine de bir uyarı olarak dikkate almalıdır. Boy kısalığını şu başlıklarla tanımlayabiliriz:

Büyüme hızının yavaş olması (örneğin 4-10 yaş arasında yılda 5 cm altında olması)

Boy büyüme eğrilerinde düşme olması

Büyüme hızının, 2-3 yaşta yılda 8 santimetreden kısa olması , 3-4 yaşta yılda 7 santimetreden kısa olması, 4-9 yaş arasında yılda 5 santimetreden az olması.

Anne baba boyuna göre çocuğun beklenen boyunun kısa olması durumları “boy kısalığı” olarak tanımlanmaktadır.

Kısa boylu ama büyüme hızı normal olan çocuk: Bu çocuklar genellikle ailesel veya genetik olarak boy kısalığı olan çocuklardır. Ailesel boy kısalıklarında özellikle ilk 3 yaşta büyüme hızlarında yavaşlama olur, genellikle kilo alımı ve boy uzamasındaki azalma birbirine paralel seyreder. Ergenlik öncesi dönemde normal veya normale yakın büyüme hızı gösterirler. Bu çocuklarda kemik gelişimi ve ergenlik dönemine girme de gecikir. Ergenlikte nihaî boylarına ulaşmakla birlikte ebeveyn boyundan daha kısa olurlar. Bu çocuklarda başka hiçbir tıbbî anormallik yoktur. Ailelerinde de benzer büyüme özelliği saptanır. Erkeklerde daha sık olmak üzere kız çocuklarında da görülür.

Genetik boy kısalıklarında çocukların doğumda boyu ve kilosu normal olup bunlarda büyüme hızı ilk 2 yaşta azalıp daha sonra genetik potansiyellerine uygun büyüme eğrisine paralel gider. Nihaî boyları anne baba boylarına uygundur. Ergenlik başlama yaşı normal olup kemik gelişimleri yaşlarına uygun seyreder.

Nihaî boy için formül:

Sonuç olarak büyüme sürekli bir olay olup bir çok faktör, boyun uzamasına etki eder. Tek bir ölçüm yerine en az 6 aylık periyotlarla aynı yerde ve kişi tarafından yapılan ölçümlerde, büyüme hızında veya boy eğrilerinde sapma varsa ileri tetkik ve araştırmaların, çocuk endokrinoloji uzmanınca değerlendirilmesi gerekir.

Dr. Emine UÇAN

10.05.2007


Eşler birbirinin kıymetini bilsin

E vli çiftlerin ömür boyu mutlu olmaları için gerekli şartlardan biri de birbirlerini yıpratmamalarıdır. Çünkü ömürlerinin sonuna kadar bir arada yaşamak zorundadırlar. Birinin yıpranmasıyla ailenin bütün yükü diğerinin üzerine kalır.

Önce şunu hatırlatayım ki, insanın ömrünün sonuna kadar en çok beraber olduğu, sırlarını verdiği kişi eşidir. Eşinin yıpranması ve hastalanması bütün ailenin huzurunu bozar. En çok da kendisi tedirgin olur. Yıpranan eşin huzursuzluğu daha çok, diğerini huzursuz ve tedirgin eder.

İnsanlar fıtratları gereği kendilerine ait olan her şeyi çok dikkatli kullanır, eskiyip yıpranmamasına özen gösterirler. Fakat ne gariptir ki, bir yastığa baş koyduğu hayat arkadaşına daha çok özen göstermesi gerektiği halde, onu hiç önemsemez, üzer ve gereksiz yere yorar. Bundan sonra da birçok masraf yaparak ve zahmetlere katlanarak, onun tedâvisine koşar. Hâlbuki eşler daha önceden dikkatli olsalar, hayatlarını ve aile düzenlerini iyi ayarlasalar bu zahmetleri çekmeden ömürlerinin sonuna kadar huzur içinde mutlu yaşarlar.

Bunun içinde eşler birbirlerini yıpratmamak için şunlara riayet etmeliler:

a) Birbirlerinin kıymetini bilmeliler; Allah’ın yarattığı varlıkların içinde en kıymetlisi insandır. Nitekim Rabb'imiz, “Ademoğullarını (insanlar) en üstün ve en şerefli kıldık.” (İsra, 70) buyurur.

Yaratılışta bu kadar şerefli olan insan, çoğu zaman ya kendi kendinin kıymetini bilmez, hayatını boş yere heder eder, ya da kıymetini bilmeyenin yanına düşer hayatı zehir olur. Her iki durumda da mutsuz olur. Çoğu zamanlarda bu mutsuzluğun kurbanı kadın olur. Horlanır, hakarete uğrar, zulüm görür. Bunun da sebebi, kadınların genellikle bilgisiz oluşu, hakkını arayamayışı, zayıf oluşu, birçok yerde kadına baskının gelenek haline gelmiş oluşu v.s.’dir.

Bütün bunlar kıymeti bilinmeyen kadının çabuk yıpranmasına sebep olur. Bunun da neticesi hem kendisinin hem de kocasının mutsuz olmasıdır. O halde eşler birbirlerinin kıymetini çok iyi bilmelidir.

b) Ayrıca eşler birbirlerini üzmemelidir. Zira üzüntü kadar insanı yıpratan hiç bir şey yoktur. Hele kadınlar üzüntüye hiç dayanamazlar. Hemen yıkılır, hasta olurlar. Aileden birinin üzülmesi öbürlerini de huzursuz eder.

Üzüntü birçok ruhsal hastalıklara yol açar. Bir çok fiziksel hastalıklar nükseder. Tedavisi güç durumlar olabilir. Ve hatta imanı ve ahiret inancı zayıf insanlardan bazen intiharlar bile meydana gelebilir.

c) Eşler birbirlerini yormamalı ve ilişkilerinde birbirlerine karşı nazik olmalılar. Günlük işlerinde de yorulmadan çalışmaya alışmalılar. Bu da işini severek, düzenli çalışmakla olabilir. Yaptıkları işlerin hem dünyada ve hem de ahiret de kendilerinin saadetini sağlayacağını düşünmeli ve zevkle yapmalıdır. Böylece insan daha zinde kalır ve huzurlu olur.

Şenay ÖZER

10.05.2007


Kan lekesinin de kolayı var

Henüz ıslak olan kan lekesini çıkarmak daha kolaydır. Lekenin üzerine biraz nişasta serpmek ve nişasta kuruduktan sonra fırçalamanız yeterlidir. Kurumuş lekeler için de amonyağa başvurmalısınız. Bir litre suya iki yemek kaşığı amonyak karıştırın. Sonra da eski bir naylon çorabınızı bu karışıma batırıp, lekeyi fazla bastırmadan silerek çıkarın.

Daha kıvamlı patates püresi için

Patates püresini yaparken daha lezzetli olmasını istiyorsanız, içine süt de katabilirsiniz. Ama ne kadar süt atacağınızı kestiremiyorsanız, süt yerine süt tozu kullanabilirsiniz. Böylece hem patates püresinin kıvamını rahatça tutturabilirsiniz hem de lezzetine lezzet katmış olursunuz.

10.05.2007


Domates ve tane karabibirle istavrit

Malzemeler:

8 Adet istavrit

3 Adet domates

1 Adet küçük boy soğan

Yarım diş sarımsak

2 Çorba kaşığı zeytinyağı

Yarım çorba kaşığı

kıyılmış dereotu

Tuz ve tane karabiber

Yapılışı:

Domatesleri, soğanı ve yarım diş sarımsağı doğrayıcıdan geçirin.

2 çorba kaşığı zeytinyağını, yarım çorba kaşığı kıyılmış dereotunu, tuz ve yeterince tane karabiberi ekleyin.

Kaşıkla karıştırdıktan sonra küçük bir fırın tepsisine yayın.

Temizlediğiniz ve bol suyla yıkadığınız istavritleri tuz ve limon suyuyla ovduktan sonra domatesli karışımın üzerine dizin.

Orta ısılı fırında balıkların üzeri hafifçe pembeleşene dek pişirin ve servis yapın.

10.05.2007


Mükemmelliyetçiliği bırakın!

Mutlu bir çocuk yetiştirmek istiyorsanız en kısa zamanda mükemmelliyetçiliği bırakmalısınız. Çocuğunuzun yarıda bıraktığı bir işi bitirmeye veya düzeltmeye çalışmanız onun kendine güvenini sarsar. Masayı silerken atladığı köşeyi tekrar silmeniz veya beraber diktiğiniz saksıyı düzeltmeniz ona yaptığı işin iyi olmadığı hissini verecektir. Bir daha çocuğunuzun yaptığı işi düzeltmek için elinizi uzattığınızda düşünün! Eğer yaptığı iş tehlike oluşturmuyorsa, sağlığa zararlı değilse elinizi geri çekin.

10.05.2007


Dekorasyonda sık yapılan yanlışlar

Küre şeklindeki lavobolar: Tasarım açısından güzel gözükseler de aslında kullanışsızdırlar. Etrafa gereğinden fazla su sıçrar ve misafirlere kötü bir izlenim bıraktırır.

Mutfakta cam dolaplar: Görsel açıdan hoş gözükse de, aslında kimsenin içindeki bardakları düzenli bir şekilde dizmeye zamanı yoktur. Bu da evin dağınık olduğu izlenimi bıraktırır.

Bol çıkıntılı mutfak masası: Ev sahibinin vücudunu durmadan çıkıntılara çarpmasını önler. Kim bir bardak almaya çalışırken bacağını masaya çarpmak ister ki?

Bina yapımında beton blok kullanmayın: Çirkin görünmesinin yanı sıra üç senede bir bakımının yapılmasını gerektirir. Aksi takdirde su sızdırıp, sorun çıkartır.

Semahat YEŞİLYURT

10.05.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004