Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 21 Ocak 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Lahika

BİR KISSA, BİN HİSSE

Mübarek köylünün biri şehre inip öküzlerini sattıktan sonra parası ile bir miktar altın aldı, parasının bir miktarını da mendili içine sararak cebine koydu ve köyüne döndü.

Yolda bir subaşında konaklayıp bir şeyler yiyen köylü, burada altın ve para mendilini unuttu. Eve gelip durumu fark edince, derhal soluğu konakladığı subaşında aldı.

Her tarafı aradı aramasına, fakat parasını ve altınını bir türlü bulamadı.

Aslında mütevekkil bulunan ve her kaybolan şeyde Allah'a tevekkül ederek;

"Eğer helâlinden bir şeyse Allah onu ya buldurur, ya da daha iyisini verir." İnancını taşıyan köylü, bu defa üzülmekten kendini alamadı.

Eve dönünce karısı:

"Adam nereye gittin de kayboldun?" deyince, üzüntü ile öküzün parasını ve altınını kaybettiğini bir bir anlattı.

"Zaten sen hep böyle değil misin?" diye kocasına kızıp bağıran kadın, kaybolan öküz parasının derdinden büsbütün hasta oldu.

Bu köylüceğiz bir gün kır kuyusundan su çekerken başındaki sarığını suya düşürünce, sarığını almak için derhal kuyuya indi. Kuyu içinden sarığını alan köylü, orada bez içinde sarılı bir miktar altınla para buldu. Köylü altınla parayı alarak, merak ve hayretle yukarıya çıktı.

Altınların ve paraların kendine ait olduğunu anlayan köylü çok sevindi.

Fakat nasıl olup da bu paranın kuyu dibine indiğini merak etti.

Yol üzerinde bulunan çoban evine uğrayıp altın ve para kaybettiğini anlatan köylüye, çoban dedi ki:

"Senin paralarını ben buldum. Azıcık canım çekmişti ki, fena dayak yedim. Altınında da, paranda da gözüm yok. Git, kuyu dibine bak! Paran orada!"

Meğer altınları bulan çoban, eşkıyaların korkusundan altınları kuyuya atmıştı. Eşkıyalar sıkıştırdığında da, üzerinde bir şey çıkmayınca eşkıyalardan bir güzel dayak yemiş ve hasta olmuştu. Mübarek köylü ve karısı böylece paranın helâlinden olduğunu anladılar ve Allah'a şükrettiler.

Süleyman KÖSMENE

21.01.2008


ÂYET-İ KERİME MEÂLİ

De ki: "Bana ancak vahyolunuyor; çünkü ben ap açık bir sakındırıcıyım." Hani Rabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir beşer yaratacağım."

Sâd Sûresi: 70 - 71

21.01.2008


HADİS-İ ŞERİF MEÂLİ

Cenazeyi çabucak yerine naklediniz. Eğer o iyi biri ise bir an önce onu dünyadan daha iyi olan yerine kavuşturmuş olursunuz. Eğer kötü birisi ise bu bir şerdir ve siz de onu bir an önce omuzlarınızdan indirmiş olursunuz.

Câmiü's-Sağîr, c: 1, no: 588

21.01.2008


Aile hayatı, Müslümanın bir nevî cennetidir

Bu sene inzivâda iken ve hayât-ı içtimâiyeden çekildiğim halde, bazı Nurcu kardeşlerimin ve hemşîrelerimin hatırları için dünyaya baktım. Benimle görüşen ekserî dostlardan, kendi ailevî hayatlarından şekvâlar işittim. "Eyvah!" dedim. "İnsanın, hususan Müslümanın tahassungâhı ve bir nevî cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır. Bu da mı bozulmaya başlamış?" dedim. Sebebini aradım. Bildim ki, nasıl İslâmiyetin hayat-ı içtimâiyesine ve dolayısıyla din-i İslâma zarar vermek için, gençleri yoldan çıkarmak ve gençlik hevesâtıyla sefahete sevk etmek için bir iki komite çalışıyormuş. Aynen öyle de, bîçare nisâ taifesinin gafil kısmını dahi yanlış yollara sevk etmek için bir iki komitenin tesirli bir sûrette perde altında çalıştığını hissettim. Ve bildim ki, bu millet-i İslâma bir dehşetli darbe, o cihetten geliyor. Ben de siz hemşîrelerime ve gençleriniz olan mânevî evlâtlarıma katiyen beyan ediyorum ki:

Kadınların saadet-i uhreviyesi gibi saadet-i dünyeviyeleri de ve fıtratlarındaki ulvî seciyeleri de, bozulmaktan kurtulmanın çare-i yegânesi, daire-i İslâmiyedeki terbiye-i diniyeden başka yoktur. Rusya'da o biçare taifenin ne hale girdiğini işitiyorsunuz.

Risâle-i Nur'un bir parçasında

denilmiş ki:

Aklı başında olan bir adam, refîkasına muhabbetini ve sevgisini, beş on senelik fâni ve zâhirî hüsn-ü cemâline bina etmez. Belki, kadınların hüsn-ü cemâlinin en güzeli ve daimîsi, onun şefkatine ve kadınlığa mahsus hüsn-ü sîretine sevgisini bina etmeli. Tâ ki, o bîçare ihtiyarladıkça, kocasının muhabbeti ona devam etsin. Çünkü onun refîkası, yalnız dünya hayatındaki muvakkat bir yardımcı refîka değil, belki hayat-ı ebediyesinde ebedî ve sevimli bir refîka-i hayat olduğundan, ihtiyarlandıkça daha ziyade hürmet ve merhametle birbirine muhabbet etmek lâzım geliyor. Şimdiki terbiye-i medeniye perdesi altındaki hayvancasına muvakkat bir refâkatten sonra ebedî bir müfârakate mâruz kalan o aile hayatı, esasıyla bozuluyor.

Hem Risâle-i Nur'un bir cüz'ünde denilmiş ki:

"Bahtiyardır o adam ki, refîka-i ebediyesini kaybetmemek için sâliha zevcesini taklit eder, o da sâlih olur. Hem bahtiyardır o kadın ki, kocasını mütedeyyin görür, ebedî dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur, saadet-i dünyeviyesi içinde saadet-i uhreviyesini kazanır.

Bedbahttır o adam ki, sefahete girmiş zevcesine ittibâ eder, vazgeçirmeye çalışmaz, kendisi de iştirak eder. Bedbahttır o kadın ki, zevcinin fıskına bakar, onu başka bir surette taklit eder. Veyl o zevc ve zevceye ki, birbirini ateşe atmakta yardım eder. Yani, medeniyet fantaziyelerine birbirini teşvik eder."

İşte, Risâle-i Nur'un bu meâldeki cümlelerinin mânâsı budur ki:

Bu zamanda aile hayatının ve dünyevî ve uhrevî saadetinin ve kadınlarda ulvî seciyelerin inkişafının sebebi, yalnız daire-i şeriattaki âdâb-ı İslâmiyetle olabilir.

Lem'alar, 24. Lem'a, s. 203

Lügatçe:

şekvâ: Şikâyet

tahassungâh: Sığınılacak yer.

saadet-i uhreviye: Ahiret mutluluğu.

hüsn-ü cemâl: Yüz güzelliği.

hüsn-ü sîret: Ahlâk güzelliği.

muvakkat: Geçici.

müfârakat: Ayrılmalar.

21.01.2008


Gerçek Saadet

Hüsn-ü sûret zâildir, bâkîdir hüsn-ü sîret.

Tercihini doğru yap budur en büyük nimet.

Dünyada ve ukbada bulsun seni saadet.

Artarak devam etsin eksilmesin muhabbet.

Refika-i hayatın İlâhî bir hediye.

Nurânî şefkatiyse en kıymetli bir paye.

Hurilerin fevkinde makam-ı uhreviye.

Enis, lâtif arkadaş budur gerçek saadet.

Cennetten bir köşedir İslâma uygun yuva.

Ebedî saadettir budur en büyük dâvâ.

Siperdir ve kaledir salih amel ve takva.

İçine gir ve kurtul, budur gerçek saadet.

Beraberce hayırda yarışınız her zaman

Ayrılmaya hiçbir şey sebeb olmasın aman.

Rabbimin rızasından ayrılmayın hiçbir an.

Allah için muhabbet, budur gerçek saadet.

Her bir hane olmalı medrese-i Nuriye.

Karı koca çocuklar, kazanırlar seviye.

Şüphe yok ki cenneti, Rabbim eder hediye.

Hayırda yarış yapın budur gerçek saadet.

"Beşikten kabre kadar öğrenin ilim, irfan."

"Aklın ziyası ilim, kalbin nurudur iman."

Ailenin fertleri elbet kazanır iz'an

Hayat boyu eğitim budur gerçek saadet

Sünnet-i seniyyenin meyvesidir çocuklar.

İman dersini verin, kararmasın ufuklar.

Bunda ihmal olursa çiğnenir çok hukuklar

Hayırlı evlâd olsun budur gerçek saadet.

Rıza-i İlâhîye uygun olsun her yuva.

Daima uzak olsun nefis, şeytan ve heva.

Her ne olursa olsun Hak'tan olmayın cüda

Huda'ya tabi olun budur gerçek saadet.

Aile yuvasının temelini sağlam at.

En metin iki direk muhabbet ve sadakat.

Her birinde olmalı diyâneten liyakat.

Huzur limanı hane budur gerçek saadet.

Mehmet Kovancı

21.01.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

 Son Dakika Haberleri